Ana içeriğin başı

Gezegenimiz iklim değişikliğinin etkilerini her geçen gün daha güçlü bir şekilde hissediyor. Mega orman yangınları, seller, kuraklık ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi sonuçlar hayatı alt üst ediyor.

Paris Anlaşması ile kabul edilen 1,5 derece sıcaklık hedefi ise tehlikede. Ancak önümüzde önemli bir fırsat var: COP31. Antalya’da Türkiye’nin ev sahipliğinde ve başkanlığında 9-20 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek zirve Paris Anlaşması’nın hayati hedefini yakalamak adına kritik. COP31’e bir hazırlık olarak Fiji ve Tuvalu’da 5-8 Ekim tarihleri arasında düzenlenen Pre-COP’ta ise, özellikle pasifik ülkelerinin zirvede öne çıkarılmasını talep ettikleri başlıklar ele alındı.

50’den fazla ülkeden bakanlar ve delegeler Pre-COP için 5-8 Ekim tarihleri arasında Fiji'de bir araya gelirken, liderler iklim değişikliğinin ön cephelerdeki etkilerine bizzat tanıklık etmek amacıyla 5-6 Ekim'de Tuvalu'yu ziyaret etti. Görüşmelerde 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak, okyanus-iklim ilişkisini gündemin üst sıralarına taşımak, finansmana erişimi hızlandırmak ve enerji dönüşümünü ivmelendirmek öne çıkan konular arasında yer aldı.

Pre-COP’un belki de en önemli sonuçlarından biri, 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak ve iklim krizinden halihazırda şiddetli şekilde etkilenen topluluklar için somut sonuçlar sağlamak amacıyla Pasifik liderliğinde sunulan birlik ve eylem çağrısı niteliğindeki Taku Pakasoa Bildirgesi'nin onaylanmasıydı. Bildirge; 1,5 derece hedefi doğrultusunda daha güçlü iklim eylemi, dirençlilik, iklim finansmanın artırılması ve okyanusların korunması çağrısında bulundu.

COP31 Başkanı Murat Kurum da Tuvalu’yu örnek göstererek 1,5 derece hedefinin önemine dikkat çekti: “Tuvalu varoluşsal bir kriz yaşıyor ve bunun en ağır bedelini ödüyor. Bilim, 1,5 derece hedefinin tehlikede olduğu konusunda bizi açıkça uyarıyor. Kaybedecek tek bir dakikamız, tek bir günümüz bile yok. İşte bu yüzden hedefimiz büyük önem taşıyor.”

Finansman Hedefleri

İklim değişikliği nedeniyle varoluşları tehdit altında olan ada ülkeleri açısından bir diğer sonuç ise toplulukların iklim ve felaket risklerine henüz aşırı hava olayları gerçekleşmeden hazırlanmasına yardımcı olan, Pasifik liderliğindeki Pasifik Dayanıklılık Fonu’na (PRF) yönelik yeni uluslararası taahhütlerin verilmesiydi.

Bölge genelinde dayanıklılığı artırmaya yardımcı olacak, özellikle iklim ve felaket risklerine en çok maruz kalanlara yönelik, aralarında Fiji, Danimarka, Solomon Adaları, İrlanda, Birleşik Krallık ve Hollanda’nın bulunduğu ülkeler toplamda 34 milyon dolar vadetti. Böylece fonda yaklaşık 190 milyon dolar toplanmış oldu. Hedef fonda 500 milyon dolar toplanması. Uzun vadede ise bu rakamın 1,5 milyar dolara çıkması. Kısacası fona daha çok finansmanın akması gerekiyor.

Finansman konusundaki heyecan verici bir diğer an ise Avustralya’nın “Finansmana Erişim Beyanı ve Eylem Planı”nı duyurmasıydı. Girişim, finansmanın kırılgan topluluklara ulaşmasını geciktiren engelleri azaltmaya odaklanarak, iklim finansmanını daha hızlı, daha basit ve daha erişilebilir hale getirmeye yönelik somut eylemleri destekleyecek. Girişime diğer ülkeler de COP31’in Eylem Gündemi'nin bir parçası olarak katılabilecek.

Mevcut Taahhütler Somut Sonuçlara Dönüşmeli

Her ne kadar finansmana dair yeni vaatler ve girişimler oldukça önemli olsa da, mevcut taahhütlerin de yerine getirilmesi iklim değişikliği ile mücadelede kritik bir yere sahip. Paris Anlaşması'ndan bu yana Pasifik ülkelerine 16 milyar dolardan fazla iklim finansmanı taahhüt edildi ancak 5 milyar dolardan fazla bir tutar hâlâ ödenmedi. Pre-COP'un odak noktalarından biri de işte bu taahhütlerin sahada somut sonuçlara dönüşmesini sağlamaktı ve ülkelere bahsi geçen miktarı ödemesi için çağrı yapıldı.

Zirvenin ortaklarından Avustralya, Enerji Geçişi için Avustralya-Pasifik Ortaklığı (APPET) aracılığıyla 7,29 milyon dolarlık bir paket açıkladı. Pasifik genelinde yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılmasına yardımcı olacak paket, şebeke planlaması ve iş gücünün geliştirilmesi gibi alanları kapsıyor.

Yanı sıra Avustralya, COP31'de resmi olarak başlatılacak olan Küresel Çatı Üstü Güneş Enerjisi Taahhüdü’nü onaylayan ilk ülke olarak bu alandaki çabaları destekledi. Söz konusu taahhüt, 2030 yılına kadar dünya çapında en az 300 milyon hanenin çatı üstü güneş enerjisine erişmesini hedefliyor.

Elektrifikasyon Hedefine Destek

COP31 Başkanı Türkiye’nin duyurduğu küresel elektrifikasyon hedefi de Pre-COP gündemindeydi. Delegeler; emisyonları azaltmak, enerji güvenliğini güçlendirmek, enerji maliyetlerini düşürmek ve ekonomik fırsatların önünü açmak için elektrifikasyonu temel bir yol olarak belirledi. Avustralya, Türkiye'nin 2035 yılına kadar elektriğin küresel nihai enerji tüketimindeki payını %35'e çıkarma hedefine desteğini açıkladı.

Pre-COP, Okyanus-İklim Eyleminin COP31'de Temel Odak Noktası Olacağını Onayladı

Pre-COP, Pasifik'in okyanusun gezegen iklimini düzenlemedeki merkezi rolünün tanınmasına yönelik uzun süredir devam eden çağrısını yineleyerek, okyanus eyleminin küresel iklim mücadelesinin kalbinde yer alması gerektiğine dair güçlü bir mesaj da verdi.

COP31 Başkanı Türkiye ise okyanus-iklim bağıntısının daha güçlü şekilde tanınmasını desteklemek ve okyanus tabanlı iklim çözümlerini ilerletmek amacıyla COP31'de Antalya Okyanus Deklarasyonu üzerinde çalışacağını duyurdu.

İklim değişikliğinin ön cephesinde bulunan pasifik ülkeleri karşı karşıya oldukları tehdide ilişkin eylem ve uygulama talep ederken Pre-COP; COP31’de 1,5 derece hedefini ulaşılabilir tutmak, uygulamaları hızlandırmak ve uluslararası iş birliğini güçlendirecek bir karar alınmasına yönelik desteği de pekiştirdi. COP31’e bir aydan az bir zaman kalmışken, şimdi sıra pasifik adalarının sesini duymakta ve hedefleri kağıt üstünden uygulamaya dökmekte…

Tarih: 22 Ekim 2026