bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın sürdüğü şu günlerde, petrol fiyatları da dünya çapında hızla yükselmeye başladı. Savaş nedeniyle Ortadoğu’daki bazı ülkelerde rafineriler ve sahalar kapanırken, Hürmüz Boğazı’nda çok sayıda tanker mahsur kaldı ve bunun ekonomik etkileri tüm dünyada yankılanıyor.

Yanı sıra savaşın iklim üzerindeki etkileri de yeni bir analizle ortaya kondu. Savaşın ilk 2 haftasında, kullanılan silahların yol açtığı patlamalardan, savaş uçaklarına ve yangın çıkan rafineri tesislerine kadar birçok nedenle 5 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleşti. Öyle ki, savaş küresel karbon bütçesini 84 ülkenin toplamından daha hızlı tüketiyor şu anda.

Bütün bu iklim maliyetinin yanı sıra süregiden çatışmalar, ülkelerin genel olarak fosil yakıtlara bağımlılığını, daha doğrusu enerji bağımsızlığının ne kadar hayati olduğunu kuvvetli bir şekilde göstermiş oldu. Bu öyle bir bağımlılık ki, küresel ölçekte toplam birincil enerjinin %80’den fazlası fosil yakıtlardan gelmeye devam ediyor. Bu oran elektrik üretiminde ise %57’ler civarında.

Öte yandan enerji düşünce kuruluşu Ember’ın yayımladığı bir rapora göre, 2025 yılında yenilenebilir enerji ilk kez kömürü geride bırakarak daha fazla elektrik üretti. Rapora göre, 2025’in ilk yarısında küresel elektrik talebi %2,6 arttı. Bu artış, güneş ve rüzgar enerjisindeki büyümeyle fazlasıyla karşılandı. Böylece yenilenebilir enerjinin küresel elektrik üretimindeki payı 1,6 puan artarak %34,3’eyükseldi. Bu elbette umut verici çünkü yenilenebilir enerji, enerji bağımsızlığının tam da merkezinde yer alıyor.

Yanı sıra Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) geçen günlerde yayımladığı, enerji teknolojilerine yönelik arz ve talep dinamiklerini incelediği Enerji Teknolojileri Perspektifleri 2026 raporu da, temiz enerjiye yönelik dönüşümün artık yalnızca “iklim politikası” değil; aynı zamanda sanayi politikası, ticaret ve jeopolitik rekabet meselesi haline geldiğinin altını çiziyor. Rapora göre, temiz enerji teknolojilerinin toplam küresel piyasa değeri, son 10 yılda yıllık ortalama %20 büyüyerek 2025’te yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaşmış durumda. Üstelik bu miktarın 2035’te yaklaşık 2 trilyon dolara çıkarak 2025’teki küresel ham petrol piyasasının büyüklüğüne ulaşması öngörülüyor.

 

Dönüşümün “Maliyeti Yüksek” Bahanesi Ortadan Kalktı

İklim değişikliğiyle mücadelede öneminin yanı sıra, günümüz dünyasında süregiden istikrarsız enerji arzı ve dozu giderek artan çatışmalar, ülkelerin enerji kaynakları üzerindeki kontrolü artırma ihtiyacını da güçlendiriyor. İşin iyi tarafı, daha temiz ve sürdürülebilir enerjiye geçiş yönünde baskı kaçınılmaz bir hal alıyor.

Yenilenebilir enerji öncelikli olarak enerjide ithalat bağımlılığından çıkış yolu sunuyor. Böylece ülkeler fosil yakıt fiyatlarındaki öngörülemez dalgalanmalardan korunabilirken, bir yandan da kapsayıcı bir ekonomik büyüme yoluyla yeni iş imkânları yaratıyor ve yoksullukla mücadele edebiliyor.

Bugün, yenilenebilir enerji dünyanın çoğu bölgesinde en uygun maliyetli enerji kaynağı. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin fiyatları hızla düşüyor. Yeni projelerin %90’ından fazlası artık fosil yakıt alternatiflerinden daha ucuz. Hâlbuki yarım yüzyıldan uzun süredir bilim insanlarının iklim değişikliğinin oluşturduğu tehlikeler konusundaki uyarılarına rağmen uzun süre boyunca, gezegeni ısıtan ekonomik sistemlerimizi dönüştürmenin çok pahalı ya da zahmetli olduğu düşünüldü ve ülkeler atmosfere giderek artan miktarda sera gazı salmaya devam etti. Ancak onlarca yıllık yavaş ilerlemenin ardından artık dengeler değişiyor. Güneş ve rüzgar enerjisi, bugün neredeyse tüm ülkelerde yeni elektrik üretimi için en ucuz kaynaklar haline geldi.

Yenilenebilir enerji aynı zamanda yakıt maliyetine sahip olmamasıyla da enerji fiyatlarının jeopolitik krizlerden çok daha az etkilenmesini sağlıyor. Bir yandan da çatılardan, mikro şebekelere kadar dağıtık bir üretim tarzıyla tek bir dış kaynağa bağımlılığı da azaltan temiz enerji depolama, akıllı şebekeler ve talep yöntemiyle de enerji güvenliği sağlayabiliyor. Yenilenebilir enerji doğası gereği yerel olduğu için, örneğin çatılara kurulmuş güneş panelleriyle, kırsal ve sahil bölgeleri besleyen rüzgar tribünleriyle ya da tarımsal atıklardan üretilebilen biyoyakıtla, yani birden fazla kaynakla aynı anda enerji elde etmek mümkün olabiliyor. Bu merkezi olmayan yapı sayesinde ülkeler, hatta kooperatifler, kendi enerjilerini üretebiliyor, dış kaynaklara bağımlılık azaltılarak yerel enerji fiyatları stabilize edilebiliyor. Örneğin Ember Türkiye’nin yeni bir çalışmasına göre yenilenebilir enerji kaynakları 2025 yılında ülkemizde bir ay az fatura ödenmesini sağladı.

 

Türkiye de Kırılgan Konumda

Enerji bağımsızlığı bağlamında Türkiye’de kırılgan ülkeler arasında yer alıyor. Türkiye her ne kadar savaşın etkilerini henüz çok hissetmese de uzun vadede petrol ve gaz fiyatlarındaki artışın etkilerinden kaçabilecek durumda değil çünkü elektrik üretimi için fosil yakıtlarda çok yüksek oranda dışarıya bağımlı. Son verilere göre örneğin elektrik üretiminde gaza bağımlılıkta görülen azalma olumlu bir gelişme olsa da, kurak yıllarda düşen hidroelektrik üretimi genellikle gaz santrallerinde üretimin artırılmasıyla telafi ediliyor. Nitekim 2025 yılında yaşanan kuraklık nedeniyle elektrik sektöründe gaz tüketimi 2024 yılına göre 2,8 milyar metreküp artış gösterdi ve sektörün toplam gaz tüketimindeki payı %28’e yükseldi.

Enerji arz güvenliği açısından bakıldığında, Türkiye’de özellikle kış aylarında binalarda ısınma amaçlı gaz talebinin kesintisiz karşılanması kritik önem taşıyor. İşte tam da bu yüzden Türkiye’nin de enerji bağımsızlığı için son yıllarda büyük ivme kazanan yenilenebilir enerjiye yüzünü daha fazla dönerek mevsimsel ve jeopolitik risklerden en az etkilenecek bir dönüşümü hızlandırması gerekiyor. Örneğin bir senaryoya göre Türkiye’nin 2035 iklim hedeflerine ulaşması halinde, elektrik üretiminde fosil yakıtların payının %20’nin altına düşebileceği öngörülüyor.

 

Üçlü Kazanç İçin Yenilenebilir Enerji

Şunu unutmayalım ki yenilenebilir enerjiye geçiş, günlük yaşamımızda enerji üretimi ve kullanımını kökten yeniden düşünmek demek. Artan çevresel zorluklar, ekonomik baskılar ve jeopolitik belirsizliklerle karşı karşıya olan bir dünyada, yenilenebilir enerji aslında en pratik ve en güçlü ilerleme yolunu önümüze koyuyor.

Yenilenebilir enerji genişlemesini, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ve adil geçiş politikalarıyla birleştirirsek, geniş kapsamlı faydalar sağlayan bir kalkınma döngüsü yaratabiliriz. Elbette tam da burada enerji bağımsızlığı, enerji güvenliği ve karbonsuzlaşmanın birlikte ilerlediği dayanıklı bir enerji sistemine ulaşabilmek için enerji dönüşümünün tüm unsurlarıyla birlikte planlanması kritik önem taşıyor. Ancak bu yaklaşımla yenilenebilir enerji yatırımlarını tarım, sağlık, eğitim, yönetişim ve altyapı politikalarıyla entegre edebiliriz. Bunu yaparsak üçlü bir kazanç da sağlamış oluruz; enerji erişimi, insani gelişme ve iklim eylemini birlikte ilerletmiş oluruz.

Tarih: 08 Nisan 2026