bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Düşen fiyatlar, temiz enerjinin yaygınlaşması, menzillerin uzaması ve çevre konusunda artan farkındalık ile beraber elektrikli araçların popülerliği günden güne artıyor. 

Büyük dönüşümler yaşanırken, başlangıçta her seferinde coşku ve heyecan yaratıyor. Sonrasında ise tüm fırsatlarıyla ve zorluklarıyla beraber yaşanıyorlar. Ama bir yandan da dönüşüm için gereken irade güçlü kaldıkça, sonunda zorluklar da teker teker çözümlerine kavuşuyor. 
Temiz enerjiye yönelik dönüşüm de tüm bu zorluklardan nasibini alıyor. Söz konusu dönüşümün en önemli sacayaklarından birini de, çok değil birkaç yıl önce birer “statü sembolü” gibi algılanan ve çok daha az sayıda insanın tercih ettiği elektrikli araçlar (EV) oluşturuyor. Düşen fiyatları, temiz enerjinin yaygınlaşması, pil teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte menzillerin uzaması ve çevre/iklim konusunda artan farkındalık sayesinde tüm dünyayla beraber ülkemizde de gündelik hayatlarımızda yollarda elektrikli araçları daha fazla görmeye başladık.

Sera gazı emisyonlarının azaltılmasından hava kalitesinin iyileştirilmesine kadar birçok çevresel avantaja sahip bu araçlar, yalnızca sürdürülebilir taşımacılığa katkıda bulunmakla kalmıyor, aynı zamanda yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sorunsuz bir şekilde entegrasyon sağlama potansiyeline sahip olmaları nedeniyle de sürdürülebilir bir geleceğe geçişi hızlandırmak için fırsatlar vaat ediyor. 

Tüm bunlar coşku yaratırken elbette küresel anlamda uygun ve erişilebilir şarj istasyonu sayısının azlığı ve elektrikli araçların mevcut menzillerindeki kısıtlar, kullanıcılar açısından en önemli sorunlar olarak ortada duruyor. Örneğin uygun şekilde yönetilmediğinde, şarj talebinde aşırı artışa neden olacağı için iletim ve dağıtım şebekelerinin uygun şekilde boyutlandırılması ve donatılması giderek daha önemli hale gelecek gibi görünüyor. Ya da bununla bağlantılı olarak zaman kullanım tarifeleri ve akıllı şarj gibi enerji yönetimi stratejileri, elektrikli araç sayısı arttıkça daha da önem kazanacak. Ayrıca elektrikli araçların kullandığı bataryalar için standartlaşmış geri dönüşüm süreçlerini ve enerji depolama sistemlerinde yeniden kullanımı içeren bir “döngüsel ekonomi” modeli geliştirmek de yeni dönemin sorunları arasında.

Büyük Üreticiler Elektrikli Araç Hedeflerini Belirlediler

Öte yandan tüm bu meydan okumalara rağmen güncel veriler elektrikli araca olan talebin küresel anlamda arttığını ve ulaşımdaki bu büyük dönüşümün önündeki zorluklara karşı yeni çözüm yollarının ortaya çıktığını da ortaya koyuyor. 

Nitekim Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA)  “2024 Küresel Elektrikli Araç Görünümü” adlı raporunda, 2024 içinde satılan her beş araçtan birinin elektrikli olduğu ve bu araçların giderek daha fazla ülkede kitlesel pazar ürününe dönüşme yolunda ilerleme kaydettiğine dikkat çekiliyor. Yanı sıra bugün geçerli enerji, iklim ve sanayi politikalarına dayalı olarak, 2035 yılında dünya genelinde satılan her iki araçtan birinin elektrikli olacağı tahmin ediliyor. 
Elbette tüm bu eğilim dünya üzerindeki otomotiv sektörünün devlerini de daha fazla harekete geçmeye zorluyor. 2023’te dünya genelinde satılan araçların %90’ından fazlasını temsil eden 20’den fazla büyük otomobil üreticisi elektrikli araç üretim hedeflerini çoktan belirlediler bile. IEA’nın raporunda da bu büyük otomobil üreticilerinin hedefleri bir araya getirildiğinde, 2030’da 40 milyondan fazla elektrikli aracın satılabileceğine dikkat çekiliyor. 
Yine aynı raporda, küresel olarak kurulu şarj noktalarının sayısının 2022’ye kıyasla 2023’te %40 oranında arttığı, hızlı şarj istasyonlarının sayısal olarak artışının da yavaş şarj istasyonlarını geride bıraktığı ifade ediliyor. Ayrıca sodyum-iyon gibi batarya teknolojilerinin, şu anda kullanılan lityum iyon bataryalara göre %20 daha ucuz olabileceği belirtiliyor. 

Avrupa EV’de Hızlı Adımlar Atıyor

Elektrikli araçlar konusunda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde de çok önemli atılımlar hayata geçiriliyor. AB Komisyonu, 2023 yılında üye ülkelerde 2035’ten itibaren trafiğe kaydedilen tüm yeni araba ve kamyonetlerin sıfır emisyonlu olma şartı gibi çok önemli bir karar aldı. Ayrıca bu dönüşüm hedefi bağlamında AB’nin yeni mevzuatları sayesinde halka açık şarj noktalarının sayısı, 2021 ile 2023 arasında iki katından fazla artarak yaklaşık 630 bine ulaştı. Yine üye ülkelerde bu yıldan itibaren, ana ulaşım güzergâhlarında her 60 kilometrede bir şarj noktası kurulması zorunluluğu getirildi. 
Öte yandan AB üyesi olmasa da Norveç, Avrupa ve dünya çapında elektrikli araçları herhangi bir ülkeden daha hızlı benimseyen ve yeni fosil yakıtlı araç satışlarını sona erdirmeye en yakın ülke olma yolunda ilerliyor. Geçtiğimiz yıl Norveç yollarındaki elektrikli araç sayısı, içten yanmalı motorla çalışan geleneksel araçları ilk kez geçerken, Norveç Karayolu Federasyonu’nun (OFV) verilerine göre, geçen yıl ülkede satılan yeni araçların %88,9’unu elektrikli araçlar oluşturdu. 

Türkiye’de Elektrikli Araç ve Şarj İstasyonu Sayıları Sürekli Artıyor

Dünyayla paralel bir şekilde Türkiye’de de elektrikli araç pazarı hızla büyüyor. Elektrikli araçların artan popülaritesi, çevresel sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği açısından büyük önem taşıyor. Son veriler de artan bu ilgiyi ve gelişmeyi gözler önüne seriyor. 
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) Kasım 2024 tarihli “Şarj Hizmeti Piyasası Aylık İstatistikleri” raporuna göre, Türkiye’de elektrikli araç sayısı Kasım 2024’te 167 bin 519’a ulaştı. 2023 yılı sonunda Türkiye’de elektrikli araç sayısının 80,826 olduğunu göz önüne aldığımızda bir yılda bu sayının %100’den daha fazla bir artış gösterdiği ortaya çıkıyor.
Ayrıca Türkiye’de toplam şarj istasyonu sayısı aynı rapora göre, Kasım 2024’te bir önceki aya göre %3,13 artarak 25 bin 96’ya yükselirken, hızlı şarj istasyonu sayısındaki artış normal şarj istasyonundaki artışı da geride bıraktı. 
Bu şarj istasyonları daha çok İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerin yanı sıra genelde Ege ve Akdeniz gibi turizm bölgelerinde yoğunlaşırken, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından yürütülen projeler kapsamında önümüzdeki yıllarda şarj istasyonu sayısının 2030 yılına kadar Türkiye çapında toplam 160 bin şarj istasyonuna ulaşılması hedefleniyor.

Araç Finansmanında Sübvansiyonlar Devrede

Türkiye’de enerji dönüşümü süreçlerine katkı sağlamak amacıyla faaliyet gösteren bir düşünce kuruluşu olan SHURA Enerji Dönüşüm Merkezi’nin yayımladığı “Ulaştırma Sektörü Dönüşümü: Elektrikli Araçların Türkiye Dağıtım Şebekelerine Entegrasyonu” başlıklı çalışma da ulaştırma sektörünün karbonsuzlaştırılması için elektrikli mobiliteye geçişin önemini vurguluyor. SHURA Net-Sıfır Senaryosu’na göre Türkiye’nin 2053 yılında net sıfır emisyonlu bir ekonomiye ulaşması ve ulaşım sektöründe gerekli elektrifikasyon seviyesinin karşılanması için 2035 yılına kadar 11 milyon elektrikli aracın yollarda olması gerekiyor. Bu sayede binek araçlardan kaynaklanan emisyonlarda %41’lik bir düşüş sağlanacağı ve toplam karbondioksit emisyonlarının da 20 milyon ton azalacağı hesaplanıyor. 11 milyon elektrikli aracın dağıtım şebekesine entegre edilmesi ise %12’lik bir ek yatırım gerekliliği doğuruyor.

Türkiye’de ayrıca elektrikli araçların finansmanında da önemli sübvansiyonlar devreye girmeye başlıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Mart 2023’te elektrikli araç alımına ilişkin kredi tutarlarında yeni bir düzenlemeye gitti. Kurul nihai fatura değeri 1 milyon 600 bin lira ve altında olan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde vade sınırını 48 ay olarak belirledi. Halbuki bir önceki uygulamada söz konusu fatura sınırı 900 bin liraydı. Nihai fatura değeri 1 milyon 600 bin lira üzerinde olup 3 milyon lira üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde vade sınırı 36 ay oldu. Fatura değeri 3 milyon liranın üzerinde olup 4 milyon liranın üzerinde olmayan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerde ise vade sınırı 24 ay olarak belirlendi.

Daha uzun batarya menzilleri, daha hızlı şarj olanaklarından ve yenilikçi gelişmeler elektrikli ulaşımı yeni ufuklara taşıyor. Ancak bu ufku görmek ve dönüşümü tamamlamak, yenilikçi şebeke teknolojilerine ve enerji depolama çözümlerine yatırım yapmaktan, vergi teşvikleri gibi yenilikçi finansman mekanizmalarını hayata geçirmekten, yeni kredi olanaklarından ve en önemlisi de tüm bunları hayata geçirebilmek adına hükümetler, özel sektör ve bilimsel kurumlar arasındaki işbirliğinin daha da artırılmasından geçiyor.  
 

Tarih:  Şubat 2025