bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

İlerleme hızı mevcut haliyle devam ederse, toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak 134 yıl alacak…” Yıl 2025 ve insana şaka gibi gelse de bu veri, Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Eşitsizliği 2024 adlı raporundan ve maalesef gerçek.

Raporda İzlanda, Norveç ve Finladiya toplumsal cinsiyet farkını en çok kapayan ilk 3 ülke olarak yer alırken, Türkiye Avrupa ülkeleri listesinin sonunda yer alıyor. Ücret eşitsizliği, erkeklerin ve kadınların gelirleri arasındaki farklar, eğitim ve meslek bazında cinsiyet ayrımcılığı ve kadınların üst düzey pozisyonlarda daha az yer alması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini en çok besleyen unsurlar olarak öne çıkıyor. Örneğin bugün hâlâ çoğu ülkede eşit değerdeki iş için kadınlar, erkeklere göre ortalama %20-%30 daha az maaş alıyor.

İklim Krizi Önce Kadınları Vuruyor

Toplumsal cinsiyet eşitliği Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA) en önemli maddelerinden birisi olmasının yanı sıra, iklim hedeflerine ve iklim krizine karşı eylemler için de çok önemli bir unsur. Nitekim iklim değişikliğinin etkileri nerede yaşanırsa yaşansın, bu kriz toplumsal cinsiyet açısından “tarafsız” davranmıyor. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliği sadece bir adalet meselesi olmasının ötesinde etkili ve kapsayıcı bir iklim eylemi için de gerekli.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ile Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Dairesi’nin (UN DESA) beraber hazırladıkları Toplumsal Cinsiyet Görünümü 2024 raporunda, iklim değişikliğinin 2050 yılına kadar 158 milyon kadını ve kız çocuğunu yoksulluğa itebileceğine dikkat çekiliyor. Üstelik bugün bile, erkeklere kıyasla 47,8 milyon daha fazla kadın gıda güvencesizliği ve açlıkla karşı karşıya.

Yine BM’nin 2025 Spotlight adlı bir başka raporunda da, iklim değişikliğinin kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti artıran sosyal ve ekonomik baskıları yoğunlaştırdığını ortaya koyuyor. Örneğin acil önlemler alınmazsa, yüzyılın sonuna kadar her 10 partner şiddeti vakasından birinin iklim değişikliğiyle bağlantılı olabileceği öngörülüyor.

Temiz Enerjiye Geçiş Kadın İsithdamını Artırıyor

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dair daha onlarca rapor ve araştırma sıralayabiliriz. Çok sayıda araştırma, kadınların iklim eylemine katılımı ve liderliğinin daha iyi yönetişim ve afetlere hazırlıklı olmayla doğrudan ilişkisini kanıtlamış durumda.

Toplulukların iklim değişikliğine nasıl uyum sağlayacağı ve bu değişikliği nasıl hafifleteceği konusunda planlama yaparken, toplumsal cinsiyet eşitliği merkezi bir yer tutmalı çünkü kadınların karar alma süreçlerine ve finansmana erişiminin az olduğu veya eğitim seviyelerinin düşük olduğu bir toplum, iklim eyleminde yetersiz kalıyor.

Örneğin Nature Climate Change dergisinde yayımlanan iklim değişikliğini hafifletme ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği arasındaki bağlantıya odaklanan bir çalışma, yenilenebilir enerjiye geçişin önemli bir fırsat sunduğuna dikkat çekiyor. İyi planlanmış politikalarla, daha fazla kadın iş gücüne katılabiliyor ve bakım işleri daha dengeli bir şekilde dağıtılabiliyor; temiz ve yeşil bir ekonomide herkes için daha adil çalışma koşulları da sağlanabilir. Günümüzde dünya genelinde kadınlar, yenilenebilir enerji sektöründe iş gücünün yalnızca %32'sini oluştursa da, bu oran, fosil yakıtlara dayalı geleneksel enerji sektöründeki işgücüne kıyasla %22 daha fazla. Dolayısıyla enerji sektöründe toplumsal cinsiyete duyarlı bir dönüşüm sağlamak üzere bir tür “toplumsal cinsiyet eylem planı” hazırlamak ve uygulanmasını desteklemek önemli bir manivela olabilir.

Kadınlar Finansa Erişimde ve Temsiliyette Yetersiz Konumda

Küresel çapta toplumsal cinsiyet eşitliğini bozan ve iklim dirençli kalkınmaya engel teşkil eden alanlardan biri de tarım. Dünyanın birçok kırsal bölgesinde tarım ve gıda sistemleri kadınlar açısından önemli bir geçim kaynağı ve istihdam alanı görevi görüyor. Sadece Güney Asya’da kadınların %71’i tarım ve gıda sektöründe çalışıyor. Dolayısıyla kapsayıcı ve toplumsal cinsiyete duyarlı sosyal koruma programları ve tarımsal gıda sistemleri oluşturmak, kadınlara ve kız çocuklarına iklim değişikliği karşısında dirençlerini artırmalarına yardımcı olacak kaynaklara, hizmetlere ve ekonomik fırsatlara erişim sağlayabiliyor. Bu bağlamda kadınlara yönelik nakit transferleri, kadınların iklim dostu tarıma erişimini teşvik etmek, varlıklarını artırmak, kadınların hareketliliği ve güvenliğini sağlamak ve kadınları afet risk yönetimine dahil etmek hükümetlerin iklim eylemi programlarında mutlaka yer almalı. 

Cinsiyet eşitliği ve kadınların güçlendirilmesinin, ekonomik büyüme ve daha geniş anlamda sürdürülebilir kalkınma açısından daha yüksek getiriler sağlayacağına dair kanıtlar her geçen gün artıyor. Bu nedenle, cinsiyet farkındalığını ve cinsiyet kriterlerini iklim finansmanı mekanizmalarına ve stratejilerine dahil etmenin iklim finansmanını daha verimli hale getireceği ortada.

Ancak kadınlar, iklim değişikliğinin sonuçlarına uyum sağlamak için hâlâ yeterli finansmana ve diğer kaynaklara erişim sağlayamıyor. Dünyadaki ülkelerin %90’ı, aralarında krediye erişim de olmak üzere, kadınların ekonomik fırsatlarını engelleyen en az bir yasaya sahip. Daha da ötesi toplumsal cinsiyet eşitliği başlığına, BM iklim değişikliği müzakerelerinde bile 2008 yılına kadar hiç değinilmedi. Neyse ki bugün artık uluslararası iklim finansmanı mekanizmalarıyla ilgili projelerin değerlendirilmesinde toplumsal cinsiyetle ilgili kriterler eklenmeye başlandı.

Örneğin, azaltım ve uyum projelerine kaynak tahsis eden Yeşil İklim Fonu, 2015 yılında bir toplumsal cinsiyet politikası kabul etti ve bu politika, her finansman önerisinde bir toplumsal cinsiyet ve sosyal değerlendirme yapılması gerektiğini ve sosyal katılım eylem planı geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

Bu bağlamda iklim değişikliğinden daha fazla etkilenen kadınların yerel ve ulusal düzeyde iklim yönetişimine ve çok taraflı iklim diyaloglarına dahil edilmesini sağlamak adına çabalar artış gösteriyor. Örneğin COP29’ta, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında yürütülen Toplumsal Cinsiyet Konusunda Gelişmiş Lima Çalışma Programı, 10 yıl süreyle uzatıldı ve iklim eylemi için toplumsal cinsiyet eşitliğinin ve kadınların güçlendirilmesinin kritik rolü yeniden onaylandı.

Ancak tüm bu çabalara rağmen önümüzde uzun bir yol var. Başta devletlerin toplumsal cinsiyete duyarlı iklim eylemi için kendilerini hazır hâle getirmeleri, yani kapsamlı bir biçimde yeniden yapılanmaları gerekiyor. Nitekim etkili ve sahici bir iklim eyleminin yolu, göstermelik tek seferlik uygulamalarla değil, kadınların karar alma mekanizmalarındaki katılımını artırmaktan, kadınlar liderliğindeki projelere öncelik vermekten ve mutlaka toplumsal cinsiyete göre ayrıştırılmış finansal akışlar izlemekten geçiyor. Ayrıca eşitliği sağlamaya yönelik her çabanın iklim direncini artıracağını, sürdürülebilir kalkınmayı destekleyeceğini ve küresel işbirliğini güçlendireceğinin de farkında olmayı gerektiriyor.

Tarih: 23 Mayıs 2025