İklim değişikliğiyle mücadelede farkındalığı artırmak elbette ilk sırada ama iş uygulamaya gelince maliyetli bir süreç olduğu da aşikar. Dolayısıyla mücadelenin gücünü artırmak, onu ekonomik açıdan cazip hale getirmekten de geçiyor. Bunu sağlayabilecek en iyi çözümlerden biri de karbon piyasaları olabilir.
Karbon piyasaları, hükümetlerin ve devlet dışı aktörlerin sera gazı emisyon kredilerini takas etmelerini sağlayan karbon fiyatlandırma mekanizmaları olarak tanımlanabilir. Buradaki temel amaç, iklim hedeflerine ulaşmak ve iklim eylemlerini maliyet etkin bir şekilde uygulamaya koymak.
Özellikle de geçen yıl düzenlenen COP29 İklim Zirvesi’nde alınan kararlar ile Paris Anlaşması’nın bu konudaki düzenlemeleri içeren 6. Maddesi’nin işlevsel hale gelmesi, karbon piyasalarına olan güvenin yenilenmesi için zemin hazırlarken, küresel karbon ticaretinin gelecekteki gidişatını da şekillendirdi.
- Madde’ye ilaveten, çok yakında, bankalar, yatırım fonları, sigorta şirketleri gibi finansal yapıların portföylerini Paris Anlaşması ile uyumlandırmaya çalışan ve Birleşmiş Milletler denetiminde olan
Paris Anlaşması Sermaye Geçiş Değerlendirmesi’nin (Paris Agreement Capital Transition Assessment, PACTA) de faaliyete geçmesiyle bu piyasaların daha da hareketlenmesi bekleniyor.
Nitekim 2024 bu anlamıyla bir hayli hareketli geçti. Yeni bir rapora göre 2024’te dünya çapında 6.200'den fazla karbon kredisi projesi kaydedildi. Bu projeler, yalnızca 2024 yılında 305 milyon ton karbon kredisi ihraç etti ve Paris Anlaşması'ndan bu yana toplamda 2,1 milyar tonun üzerinde kredi ihraç edilmiş oldu. Piyasa, potansiyel büyüme sinyalleri verirken, daha fazla şirketin iddialı iklim hedefleri belirlemesi ve yeni politikaların ortaya çıkmasıyla, uzmanlar bu piyasanın 2050 yılına kadar 250 milyar dolarlık bir değere ulaşabileceğini tahmin ediyor.
Hem Emisyonları Azaltıyor Hem De Yeşil Dönüşümü Finanse Ediyor
Avrupa Birliği’nin (AB) Emisyon Ticaret Sistemi ise (European Emissions Trading System, EU ETS) dünyanın en büyük ve en eski karbon ticaret sistemini oluşturuyor. 2005 yılında yürürlüğe giren ETS, iklim değişikliğine neden olan karbondioksit emisyonlarına bir bedel biçerek, uzun yıllardır enerji ve sanayi sektörlerinde karbonsuzlaşmanın temel itici güçlerinden biri oldu. 2024 itibarıyla deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonları da kapsamaya başlayan ETS, tüm AB ülkelerinin yanı sıra ayrıca İzlanda, Liechtenstein ve Norveç’te de uygulanıyor.
ETS aslında basitçe ifade etmek gerekirse, “sınırla ve ticaretini yap” (cap and trade) ilkesine göre işleyen bir izin sistemi. AB önce her yıl sera gazı emisyonları için bir sınır belirliyor. Bu bağlamda ETS kapsamındaki kuruluşların ürettikleri her sera gazı tonu başına bir emisyon birimi izni bulunurken, bu kuruluşlar emisyon birimlerini satma ve satın alma esnekliğine sahip oluyor. Bir sınır belirlendikten sonra, hükümet alınıp satılabilir izinleri şirketler arasında dağıtıyor. Şayet bir kurum ya da şirket, enerji verimliliği ya da başka yollarlar, izinlerinden daha az emisyona neden olursa, bunları satabiliyor ya da tam tersine ihtiyacından az izni olanlar ise piyasadan satın alabiliyor.
AB ETS’nin yarattığı etkilere baktığımızda ise genel olarak Avrupa'daki işletmelerin çalışma şeklini etkilediğinden bahsedebiliriz. Bu sistemin bir diğer önemli olumlu etkilerinden biri de, temiz teknolojilerdeki inovasyonu teşvik etmesi. Sistem, piyasa temelli mekanizması sayesinde şirketleri emisyonları azaltmak için yeni teknolojiler geliştirmeye ve benimsemeye teşvik ederken bu da yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve diğer yeşil teknolojilerde ilerlemelere yol açıyor.
2023 itibarıyla ETS’nin de desteğiyle, Avrupa’daki enerji ve sanayi tesislerinin emisyonları 2005 seviyelerine göre yaklaşık %47 oranında azalırken, bir yandan da 2013 yılından bu yana 175 milyar Euro’dan fazla gelir elde edilmiş durumda. Bu gelir öncelikle ülke bütçelerine aktarılıyor ve üstelik üye devletler bu parayı yenilenebilir enerji yatırımları, enerji verimliliği iyileştirmeleri ve düşük karbonlu teknolojiler gibi emisyon azaltıcı yatırımlarda kullanmak zorunda. Ayrıca bu gelirin bir kısmı İnovasyon Fonu ve Modernizasyon Fonu yoluyla AB’nin enerji dönüşümünü ve düşük karbonlu inovasyonlarını desteklemek için kullanılıyor. 2027 yılında ETS2 ismi verilen yeni bir döneme girecek olan bu sistem, binalardan, kara yolu taşımacılığından ve diğer ek sektörlerden kaynaklanan emisyonları da kapsamaya başlayacak.
Yine AB karbon sızıntısını (carbon leakage) önlemek ve küresel sera gazı emisyonlarını azaltmak amacıyla Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nı (Carbon Border Adjustment Mechanism - CBAM) 2025 yılında hayata geçirdi. 1 Ocak 2026’da tam olarak uygulama aşamasına, yani ödemelerin yapılmasına başlanacak olan bu düzenleme, aslında başlangıç aşamasında demir-çelik, alüminyum, çimento, elektrik, gübre ve hidrojen gibi emisyon yoğun semtör ve ürünlerin AB ülkelerine ithal edildiklerinde vergilendirilmesine dayanıyor. Düzenlemeyle, AB içinde uygulanan karbon fiyatlandırma sistemleriyle rekabet dengesizliğinin ve karbon sızıntısının önüne geçilmek amaçlanıyor.
Söz konusu düzenleme, AB ile yoğun ticaret ilişkisi bulunan Türkiye için de önemli çünkü başta demir-çelik ve çimento olmak üzere birçok sektörde AB’ye ihracat yapan yerli firmaların da bundan sonra karbon ayak izlerini ölçmeleri, raporlamaları, azaltmaları ve tabii gerekli miktarlarda azaltamazlarsa ödeme yapmaları gerekecek.
Türkiye’de Pilot Aşama Başladı
ETS bir yandan Türkiye’ye de ilham veriyor. Türkiye geçen yıl 2053 yılına kadar iklim nötr olmak için 2024-2030 dönemi için iklim stratejilerini içeren İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı’nı açıkladı. Plan kapsamında Türkiye’de de bir ETS kurulması ve bu sistemi AB ETS’si ile uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor.
Hatta bu doğrultuda yürüyen çalışmalarda geçen Ekim ayında pilot aşamaya geçildi bile. Bu pilot sistem, yıllık 500 bin ton karbondioksitten fazla emisyon üreten yaklaşık 130 büyük sanayi tesisini kapsıyor. Ancak geçtiğimiz günlerde ETS gibi düzenlemeleri içeren ve meclise sunulan İklim Kanunu teklifi, muhalefetin ve bazı STK’ların itirazlarıyla karşılaşınca, geri çekilerek komisyonda yeniden değerlendirilmesine karar verildi. ETS’ye itiraz edilen nokta ise sera gazı emisyonlarının azaltımını hedeflemeden devreye alınacak bir sistemin, düşük karbon fiyatlarının oluştuğu, sığ bir emisyon piyasasına dönüşme riski taşıması. TBMM Genel Kurulu’nda yeniden görüşülmesi beklenen İklim Kanunu teklifi bu itirazları dikkat alıp yeniden hazırlanırsa Türkiye etkin bir ETS’ye sahip olabilir.
ETS, 2005’ten bu yana dünya çapında karbon ticareti için oldukça iyi bir örnek oluşturdu. Piyasa koşullarına bağlı olarak sürekli revize edilmeye çalışılan bu sistem, başka kıtalarda ve bölgelerde de benzer sistemlerin kurulmasına model olarak, küresel iklim değişikliği ile mücadeleye katkıda bulunmaya devam ediyor. Başarıları ve zorlukları, diğer emisyon ticareti sistemleri için değerli dersler veriyor.
Tarih:15 Mayıs 2025