bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Öyle ya, her şey hayal etmekle ya da daha doğru bir ifadeyle, hayale uygulanabilir tasarım da eklemek manasında kullanabileceğimiz “tahayyül etmek” ile başlamaz mı? Söz gelimi İstanbul’dan Ankara’ya atık yemek yağıyla çalışan bir uçakla gidiyoruz. Ya da otonom, çağırınca gelen elektrikli arabaların kullanıldığı bir şehirde yaşıyoruz. Veya yakıt olarak hidrojen kullanan bir otobüste seyahat ediyoruz.

Bütün bu tahayyüller için çözümler mevcut ama yeterince eylem ve cesaret söz konusu mu orası tartışılır durumda. Gezegenimizin fosil yakıtlara olan aşırı bağımlılığı nedeniyle daha da şiddetlenen küresel enerji krizi, yenilenebilir enerjiye ve güçlü bataryalar gibi alternatif teknolojilere acil geçiş ihtiyacına neden oluyor.

Diğer yandan Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IAE) son verilerine göre, 2040 yılına kadar küresel enerji tüketiminde %25 ila %30 oranında bir artış öngörülüyor. Bu güçlenen talebe fosil yakıtlarla karşılık vermeye çalışmanın iklim değişikliği açısından sonuçlara yol açacağı ortadayken, alternatif arayışlar ve bu alternatiflerin hayata geçirilmesi, kelimenin tam anlamıyla bir zorunluluğa dönüşüyor.

Alternatifler arasında son yıllarda yıldızı parlayan bir enerji türü de hidrojen, daha doğrusu yeşil hidrojen. Yeşil hidrojen güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir kaynaklardan elde edilen elektrik kullanılarak sudan sıvı hidrojen üretilmesi olarak tarif ediliyor. Neredeyse karbon ayak izine neden olmayan bu teknoloji, sadece bir enerji kaynağı olmasının ötesinde, oyunun kurallarını değiştirme gücüyle de dikkat çekiyor çünkü özellikle ulaşım araçlarında petrolün en iyi alternatiflerinden biri…

Ülkeler Yeşil Hidrojen Yatırımlarını Artırıyor

Uzun süre boyunca geleneksel yakıtlar tarafından gölgede bırakılan yeşil hidrojen, çok sayıda sektörde devrim yaratma potansiyeline sahipken, sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluğun yeni bir çağına da kapı aralıyor. Ancak hidrojenin temiz enerji dönüşümüne anlamlı bir katkı yapabilmesi için, şu anda neredeyse hiç kullanılmadığı, başta ulaşım, binalar ve elektrik üretimi gibi sektörlerde benimsenmesi gerekiyor. Hâlihazırda hidrojen kullanımı, amonyak, metanol ve çelik üretimi gibi sanayi kollarında yoğunlaşırken, bu hidrojenin de büyük kısmı fosil yakıtlar aracılığıyla sağlanıyor ki bu da yeşil değil, kahverengi hidrojen olarak kabul ediliyor.

Bu süreçte yeşil hidrojene geçiş ve yaygınlaşması konusunda uluslararası girişimler de elbette artıyor. IEA, yeşil hidrojene yönelik ivmeyi artırmak için 4 temel noktaya odaklanma çağrısı yapıyor: Sanayi limanlarını düşük maliyetli hidrojen merkezleri haline getirmek; mevcut gaz altyapısını kullanarak temiz hidrojen arzını artırmak; ulaşımda filo, yük ve koridorları destekleyerek yakıt hücreli araçların rekabet gücünü artırmak; uluslararası hidrojen ticareti için ilk deniz yolu hatlarını kurmak. 

Yeşil hidrojene yönelik bazı ülkeler elbette daha hızlı yol alıyor. Örneğin Almanya ulusal hedefleri gerçekleştirmek ve uluslararası ortaklıklar kurmak için hidrojen enerjisine 2040’a kadar 9 milyar Euro’ya kadar kaynak sağlamayı hedefliyor. Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Avrupa çapındaki hidrojen yatırımlarını 480 milyar Euro’ya kadar çıkarmayı hedeflerken, şu ana kadar 30’dan fazla ülke de hidrojen yol haritalarını açıklamış durumda. Aynı anda kısa bir süre önce Suudi Arabistan’da, NEOM Yeşil Hidrojen Projesi adı altında, dünyanın en büyük yeşil hidrojen tesisi inşaatının %80’inin tamamlandığı duyuruldu. Bu mega tesisin, küresel olarak ulaşım ve endüstri sektörleri için maliyet etkin bir çözüm olarak karbon içermeyen yeşil amonyak formunda günde 600 tona kadar hidrojen üretmesi bekleniyor.

Yeşil hidrojen bir yandan da diğer temiz enerjiler gibi ülkeler için enerji bağımsızlığına giden yolda çok önemli bir görev görme kapasitesine sahip. Örneğin Hindistan, Ulusal Yeşil Hidrojen Misyonu adlı stratejisiyle, 2030’da yıllık 5 milyon ton yeşil hidrojen üretmeyi hedefleyerek, yıllık yaklaşık 12 milyar dolarlık fosil yakıt ithalatını azaltmayı öngörüyor.

Ayrıca Ernst & Young’ın bir analizine göre de, 2050 yılı itibarıyla Türkiye’nin yeşil enerji talebinin 5,5-6 milyon tona kadar çıkabileceği tahmin ediliyor.

Ulaşım için En İdeal Çözüm

Temiz enerjiye küresel geçiş hızlanırken, yeşil hidrojen özellikle küresel emisyonların en büyük kaynaklarından biri olmaya devam eden ulaşım sektörünün karbonsuzlaştırılması için önemli bir oyuncu olarak öne çıkıyor.

Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’ne (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC) göre, ulaşım sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonları son yarım yüzyılda hızla yükseldi. 1970’den bu yana iki katına çıkan ulaşım emisyonları, diğer tüm “enerji son kullanım sektörlerinden” de daha hızlı artmış durumda. Emisyon artışlarının %80’i karayolu araçlarından kaynaklanırken, özellikle ticari havacılık kaynaklı emisyonların 2050’ye kadar üç katına çıkması bekleniyor.

Tam da bu yüzden otobüslerden kamyonlara, gemilerden uçaklara kadar yeşil hidrojen, ulaşım sektörünün karbon ayak izini azaltmak için ideal bir yol sunuyor. Özellikle ağır vasıtalar gibi aşırı kirliliğe neden olan ulaşım araçlarında emisyonları önemli ölçüde azaltma potansiyeline sahip. Genel eğilime bakıldığında ise önümüzdeki yıllarda yeşil hidrojenin özellikle uzun mesafe ve ağır taşımacılıkta rol oynayacağı, hafif araçlar ve kısa mesafelerde bataryalı elektrikli araçların tercih edileceği görülüyor.

Karayolu taşımacılığının ötesinde yeşil hidrojen havacılık ve denizcilik sektörlerinde de dikkat çekiyor. Nitekim bu sektörler karbonsuzlaştırma baskısı altında. İki ulaşım türünün bu türden bir dönüşüm yaşaması büyük bir fırsat olmakla beraber maliyetli bazı zorlukları da içinde barındırıyor. Her enerji kaynağında olduğu gibi yeşil hidrojenin de bazı sorunları aşması [\[BCD(B1]|] gerekiyor. Yanıcılığı, hidrojene yönelik güvenlik endişeleri arasında sayılmasa da, gelişmiş güvenlik önlemleri sayesinde bu riskler başarıyla azaltılmış, hidrojenin çeşitli uygulamalarda güvenli ve verimli bir şekilde kullanılabileceği kanıtlanmış durumda. Bir diğer zorluk ise enerji yoğunluğu. Özellikle de geleneksel yakıtlarla kıyaslandığında, ağırlığına göre enerji oranı yüksek olsa da, özellikle havacılık sektöründe, sınırlı alan nedeniyle kullanımında ciddi bazı zorluklar taşıyor.

Hâl böyle olunca da başta güvenli depolanması gerekliliği olmak üzere yeni uçak tasarımlarının hidrojen enerjisine uyumlu bir hale getirilmesi gerekiyor. Tüm bu engellere rağmen yapılan ilk denemeler, hidrojenle çalışan uçakların, 100’den fazla yolcu taşıyarak binlerce kilometre yol kat edebileceğini ve geleneksel uçaklarla aynı hızda uçabileceğini ortaya koyuyor. Hidrojenle çalışan ticari uçakların 2035 yılına kadar piyasaya sunulması bekleniyor.

Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %7 ile 8’inden sorumlu olan deniz taşımacılığı da yeşil hidrojene yönelik dönüşümü hedefleyen çalışmalara hız vermeye başladı. Birçok yolcu gemisi, karbon emisyonlarını azaltmak için yeşil hidrojen tabanlı tahrik sistemlerini kullanmaya yönelik çalışmalar yürütüyor.

Şurası çok açık ki iklim değişikliğiyle mücadelede ittifak kurulabilecek her yeni strateji önemli olmakla beraber, oyunun kurallarını en fazla enerji sektöründeki dönüşüm değiştirebilir. Dolayısıyla yeşil hidrojen, önce ulaşım, ardından da binalarla ve sanayiyle daha fazla entegre bir hale geldiğinde, temiz enerjide bir hayalin ötesine geçmemizin en büyük aracı olma yolunda ilerliyor gibi görünüyor.

Tarih: 30 Haziran 2025