bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Geçen ayın ortalarında son derece ilginç ve bir o kadar da düşündürücü bir haber başlığı, gündelik hayatlarımızın koşuşturması içinde ve gezegenimizin onlarca büyük meselesi arasında belki de çoğumuzun gözünden kaçtı. Başlık, “Yenileceğini Anlayan Yapay Zekâ Bazen Hileye Başvuruyor” şeklindeydi. Yapay zekânın tehlikeli kullanım alanlarını inceleyen ve bu sistemlerin kötüye kullanım risklerini anlamaya çalışan ABD merkezli bir araştırma kuruluşu olan Palaside Research’teki bilim insanları, Open AI ve DeepSeek gibi yapay zekâ sistemlerini, çok güçlü bir satranç motoru olan Stockfish’e karşı satranç maçı yaptırarak test ettiler.

Sonuçlar ise ilginç oldu. Çalışmaya göre yapay zekâ, satrançta kaybedeceğini anlamaya başlayınca birtakım manipülasyonlarla hile yapmaya çalıştı. Elbette ki bunun en önemli nedeni günümüzdeki modellerin belirli bir hedefe ulaşması için ödüllendirme prensibine dayanarak eğitilmesi ve yalnızca sonuca odaklı davranması. Bu yüzden uzmanlar sadece basit bir satranç karşılaşmasının ötesinde, yapay zekânın finanstan güvenliğe kadar birçok alanda manipülatif stratejiler geliştirmesi gibi tehditlerin önüne geçilmesi için şimdiden etik, şeffaflık ve başka önlemlerin gündeme gelmesi gerektiğini düşünüyor. İnsanlar gibi yapay zekâ için de eğitim şart!

Bir yandan da teknoloji devlerinin yapay zekâya yatırımları arttıkça, bu büyük ölçekli uygulamaların veri merkezlerinin büyümesi ve bunu bağlı olarak artan enerji ihtiyaçları da kaygı uyandırıyor. Uluslararası Enerji Ajansı ise veri merkezlerinin toplam elektrik tüketiminin 2026’da 2022 yılı seviyelerinin iki katına çıkarak saatte 1000 terawatt seviyesine ulaşacağını ve bu miktarın da yaklaşık olarak Japonya’nın elektrik talebine eşit olacağı konusunda uyarılarda bulundu. Araştırma şirketi SemiAnalysis’in son bulgularına göre de 2030 yılı itibarıyla yapay zekâ, küresel toplam enerjinin %4,5’ini tüketecek. Dolayısıyla bu sistemlere yatırım yapan şirketlerin bir an önce enerji kaynaklarını sürdürülebilir yöntemlerle karşılamaları veya daha enerji verimli sistemler geliştirmeleri için daha hızlı hareket etmeleri gerekiyor. 
Bir başka sorun ise veri merkezlerinin, önemli miktarda ve genellikle cıva veya kurşun gibi tehlikeli maddeler içeren elektronik atıklar üretmesi. Bu konuda da acil önlemler alınması gerekiyor gibi görünüyor.

İklim ve Biyoçeşitlilik Krizlerinin Çözümünde Yanımızda
Girizgâhı buradan yaptık çünkü günümüzde hayatımızın hemen her alanına girmeye başlayan ve fırsatlarla dolu yapay zekânın kötüye kullanımı ya da kötü bir şekilde eğitilmesi, madalyonun genellikle göz ardı edilen diğer yüzü. 
Olumlu tarafından baktığımızda ise birçok alanda olduğu gibi sürdürülebilirlik açısından muazzam fırsatlar sunmaya çoktan başladı. Üstelik bu fırsatların sayıları ve kullanım alanları her geçen gün artıyor. Potansiyeli, devasa veri yığınlarını işleme, şablonları ayırt etme ve davranışları benzersiz doğrulukla tahmin etme yeteneğinde yattığı için yapay zekânın tahmin gücünden faydalandıkça, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik krizinin karmaşık bağlantılarına dair daha derinlemesine veriler ve öngörüler elde edebiliriz.

Örneğin, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) iklim değişikliğine neden olan petrol ve gaz tesislerindeki metan emisyonlarını tespit etmek için yapay zekâyı kullanmaya başladı bile. Ya da bir başka yapay zekâ uygulaması, buzdağlarında yaşanan değişimleri insanlardan 10 bin kat daha hızlı ölçmek üzere eğitilmiş durumda. Bir başka sistem ise uydu görüntülerinden faydalanarak ormansızlaşmanın iklim krizine etkisini haritalama konusunda ekoloji uzmanlarına büyük katkılar sunuyor. Afrika’da ise yapay zekâ Burundi, Çad ve Sudan’daki iklim değişikliğine karşı savunmasız topluluklara yardımcı olmak amacıyla Birleşmiş Milletler’in bir projesinde kullanılıyor.
Birleşik Krallık merkezli bir başka yapay zekâ sistemi ise, küresel sera gazı emisyonlarının %16’sından sorumlu olan metan gazının büyük bir kaynağı olarak atıkların yönetimini daha verimli hale getirerek iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı oluyor. Yine Hollanda’da, The Ocean Cleanup adlı çevre organizasyonu, okyanuslardan plastik kirliliğini temizlemeye yardımcı olmak için yapay zekâyı kullanıyor. Ayrıca madencilik ve fosil yakıt gibi kirletici sanayilerde faaliyet gösteren bazı şirketler de, operasyonlarını karbonsuzlaştırmalarına yardımcı olması için yapay zekâya başvuruyor. Dünya Meteoroloji örgütü de, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının neden olabileceği olası felaketlere karşı erken uyarı sistemlerinde yapay zekâyı kullanmaya başlıyor. 

Enerji Sistemlerinde Devrim Yaratabilecek
Bir yandan sanayinin işleyişini yeniden tanımlayan yapay zekâ, bir değer yaratma aracı haline gelerek sürdürülebilirliğin de temel bir destekleyicisi olacak gibi görünüyor. Dünyanın önde gelen danışmanlık şirketlerinden biri olan PricewaterhouseCoopers’ın (PwC) “2025 Yapay Zekâ İş Tahminleri” adlı raporuna göre yapay zekâ, karbon emisyonlarını azaltmak, dayanıklı tedarik zincirleri oluşturmak ve yenilenebilir enerji kullanımını artırmak gibi öncelikli yatırımcı hedeflerine ulaşmakta işletmelere yardımcı olabilecek. 

Üstelik aynı raporda, yapay zekanın enerji sistemlerinde devrim niteliğinde dönüşümler gerçekleştirme potansiyeline sahip olduğuna da dikkat çekiliyor. Örneğin enerji sağlayıcıları, rüzgâr santrallerinin operasyonlarını iyileştirmek için yapay zekâyı kullanırken, tarım işletmeleri de sulama ve depolama süreçlerinde enerji verimliliğini artırmak için yapay zekâdan yararlanıyor. Bu uygulamaların gerçek zamanlı enerji optimizasyonu sağlayarak işletme maliyetlerini düşürmesi bekleniyor. PwC’nin raporunda ayrıca yapay zekânın veri toplama işlemlerini otomatikleştirerek ve çeşitli kaynakları birbirlerine uyumlu hale getirerek, denetime hazır sürdürülebilirlik raporları üretmek konusunda da yardımcı olabileceği ve bu sayede de uyum süreçlerinin zamanını ve maliyetini önemli ölçüde azaltabileceğine dikkat çekiliyor.

Peki Nasıl Bir Yapay Zekâ?
Çok değil, önümüzdeki 3-5 yıl içinde bile yapay zekânın ne kadar büyük bir hızla evrim geçirdiğine tanık olacağız. Sürdürülebilirlik amaçlarımızın hemen hepsinde de bu sistemleri elbette kullanmaya devam edeceğiz. Hatta belki de gezegenin sürdürülebilirlik mücadelesinde oyunun kurallarının olumlu anlamda değiştiğini de görebileceğiz. Bir yandan da yine bu büyük sistemlerin geliştirilme ve eğitilme süreçlerinde, insanı merkeze koyan ve yine insanı gezegendeki en önemli varlık olarak gören “antroposentrik”, hiyerarşik ya da bireyci bakış açısından uzak durmaya da dikkat edeceğiz. İşte tüm bunları sağladığımız takdirde, yapay zekâ sistemleri, sürdürülebilir bir gezegen yolunda en önemli müttefiklerimiz haline gelme potansiyelini açığa çıkarabilecek. Bu noktada da yapay zekanın hangi parametreler ve ilkeler ışığında eğitildiği belirleyici olacak gibi…

Tarih: 18 Nisan 2025