bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

İşyerlerimize ve yaşadığımız evlerimize gelin bir başka gözle bakalım; etrafımızı saran gündelik hayatımızın vazgeçilmezi çoğu eşyanın uzun bir yolculuğun, genellikle de bir deniz taşımacılığının ardından bulundukları yerlere konumlandırıldığını fark edebiliriz.

Nitekim deniz taşımacılığı, küresel ticari taşımacılık hacminin yaklaşık %80’inden fazlasını gerçekleştiriyor. Bu yüzden de uluslararası ticaretin bel kemiğini oluşturuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler deniz taşımacılığına büyük ölçüde bağımlı bir haldeler. Deniz yoluyla yapılan ihracatın yaklaşık %55’i, ithalatın ise %61’i bu ülkeler tarafından gerçekleştirilirken, limanlar, ekonomik büyümeyi teşvik eden ve ülkelerin ticarete katılımını mümkün kılan bir tür kalkınma kapısı işlevi görüyor.

Deniz taşımacılığı ticaretin sürdürülmesi, ekonomik büyüme ve erişilebilirlik açısından bir yandan kritik bir rol üstlenirken, bir yandan da artan talep, atmosfer ve deniz ekosistemleri üzerinde ilave çevresel baskılar yaratıyor. Yük, konteyner ve tanker taşımacılığı, ticari balıkçılık, kruvaziyer gemileri ve liman faaliyetleri gibi denizcilik faaliyetleri, geniş bir yelpazede çevresel sorunlara neden olabiliyor.

Sektörde sürdürülebilirliğe katkı sağlamayı amaçlayan çabalarla bazı ilerlemeler kaydedilmiş olsa da, özellikle emisyonların azaltılması hâlâ önemli bir zorluk olmaya devam ediyor. OECD’nin 2025 yılı verilerine göre, deniz taşımacılığına atfedilen küresel emisyon payı yaklaşık %2,5-3 civarında.

 

Net Sıfır Çerçevesi Pusula Olacak

Bu çabalar arasında küresel çapta en önemli gelişme BM’ye bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü’nden (IMO) geldi. IMO, deniz taşımacılığına yönelik olarak Net Sıfır Çerçevesi (Net Zero Framework, NZF) adlı bir hedefi taslak metin halinde sundu. Muhtemelen 2026 Ekim ayında ele alınacak olan ve 2027’de hayata geçmesi beklenen çerçeve ile uluslararası deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonların 2030’a kadar %20, 2040’a kadar %70 azaltılması ve yüzyıl ortasında net sıfıra ulaşılması hedefleniyor.

Sektör içinde bir yandan da olumlu gelişmeler yaşanıyor. Sıfıra Ulaşma Koalisyonu (Getting to Zero Coalition) ve Küresel Denizcilik Forumu (Global Maritime Forum) adlı iki önemli kurum tarafından yayımlanan “Yol Ayrımında: Yeşil Denizcilik Koridorları Yıllık İlerleme 2025” adlı rapor da bunu ortaya koyuyor. Rapora göre, deniz taşımacılığında iki veya daha fazla liman arasında yapılan taşımacılığın, sıfıra yakın ya da sıfır emisyonlu gemiler ve altyapıyla gerçekleştirilmesini hedefleyen özel rotaları ifade eden “yeşil koridor”ların sayısı, 25 yeni girişimle, 84’e çıkmış durumda. Girişimler; Çin, Hindistan, Brezilya, Şili, Gana ve Kenya gibi gelişmekte olan büyük ekonomilerde başlatıldı. Bu durum, bu bölgelerde sıfır emisyonlu denizcilik yakıtları ve yakıt ikmal kapasitesinin geliştirilmesiyle elde edilebilecek önemli ekonomik fırsatları yansıtıyor.

Deniz taşımacılığında emisyon azaltımına yönelik büyük bir başka adım ise Avrupa Birliği’nden (AB) geldi. AB, 2024’te AB Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) deniz taşımacılığına genişleterek gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilk kez karbon fiyatı koyan mekanizma oldu. ETS gelirleri, denizcilik dâhil olmak üzere 300’den fazla projeyi destekleyen İnovasyon Fonu’na aktarılıyor. Aynı zamanda birliğin deniz taşımacılığını kademeli olarak karbonsuzlaştırmak için kabul ettiği, bağlayıcı bir mevzuat olan FuelEU Maritime Yönetmeliği, Ocak 2025’ten itibaren gemilerde kullanılan enerjinin sera gazı yoğunluğuna sınırlar getirerek düşük karbonlu yakıtları ve güç çözümlerini teşvik ediyor. Bu model, IMO bünyesinde önerilen küresel sera gazı yakıt standardı için de temel oluşturuyor.

Birçok ülkede ve armatör grubunda enerji verimliliği standartları yükseltildi. IMO’nun getirdiği, mevcut gemilerin enerji verimliliğini ölçen ve tahditler koyan bir endeks olan Energy Efficiency Existing Ship Index (EEXI) ya da Karbondioksit Performans Göstergesi gibi performans izleme araçları uygulamaya alındı. Bazı ülkeler ve şirketler fosil yakıtların yerine düşük emisyon üreten yakıtları test etmeye ve benimsemeye de başladı.  

 

Kapsamlı Politika Araçları Şart

Deniz taşımacılığında iklim nötr hedefine ulaşmak; yeni teknolojiler ve iyileştirilmiş operasyonlar yoluyla verimliliğin artırılmasını ve trafiğin azaltılmasını da içeren, emisyon azaltımını teşvik eden kapsamlı politika araçları paketleri olmaksızın mümkün değil.

Uzun mesafeli yolculuklar için gereken yüksek enerji depolama kapasitesi nedeniyle, elektrifikasyonun bu ulaşım türünde karbonsuzlaşma adına baskın bir teknoloji haline gelmesi zaman alabilir. Dolayısıyla doğrudan doğada bulunan bir yakıtı kullanmak yerine, daha basit maddelerden kimyasal süreçlerle yeni bir yakıt üretilmesi anlamında kullanılan sentetik yakıtlar kısa ve orta vadede sürdürülebilirliğe ve emisyon azaltımına katkı sunabilir. Bu tür yakıtlar genellikle elektro yakıtlar ya da kısaca sentetik ya da e-yakıtlar olarak adlandırılıyor. Bu kategori altında, e-amonyak, e-dizel, e-hidrojen, e-kerosen, e-metan ve e-metanol gibi tüm sıvı ve gaz hâlindeki sentetik yakıtlar yer alıyor.

Bir yandan da gemilerle limanlar arasındaki operasyonel ilişki de daha kritik hale geliyor. Dijital çözümler, liman uğraklarını optimize etmek, maliyetleri azaltmak ve emisyonları düşürmek için kilit araçlar halini alıyor. Operasyonel verimlilik, mevcut altyapının iyileştirilmesi ve gemi operasyonlarının optimize edilmesi yoluyla, hem maliyet hem de iklim açısından olumlu sonuçlar doğuran görece kolay bir iyileştirme alanı olarak görülüyor.

 

Üstesinden Gelinmesi Gereken Çok Sayıda Başlık Var  

Elbette sektörün emisyon azaltımına yönelik birçok eksiklik varlığını sürdürmeye devam ediyor. Örneğin gemilerin ortalama 20-25 yıllık hizmet ömrü dikkate alındığında, 2030’dan itibaren sıfır emisyonlu gemilerin sipariş edilmesi rekabetçi bir tercih olmak zorunda. Fosil yakıtlı gemiler yerine temiz yakıt kullanan yeni gemiler inşa etmek veya mevcutları dönüştürmek de maliyetli. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde yeşil finansmana erişim sınırlı kaldığından bu ülkeler geçiş sürecinde geride kalabiliyor.

Deniz yolları üzerindeki limanların çoğu düşük karbonlu yakıtları ikmal edebilecek altyapıya sahip olmadıkları için bu durum gemi sahiplerini alternatif yakıt kullanmaktan alıkoyuyor. Hidrojen, amonyak veya e-yakıt için lojistik, depolama ve arz zinciri eksiklikleri bulunuyor. Bu nedenle yenilenebilir yakıtlar daha pahalı ve daha sınırlı erişimle kullanılabiliyor.

Daha da önemlisi deniz taşımacılığında emisyon azaltımına yönelik bağlayıcı küresel politikalar hâlâ hayata geçmiş değil. Birçok hedef gönüllü ve öneri düzeyinde ortaya konulurken, IMO’nun 2050 hedeflerinin bağlayıcı uluslararası yasalar olarak uygulanması da bir süre daha uzayacak gibi görünüyor. İlaveten, ulusal düzeylerde de bağlayıcı karbon azaltım standartları, farklı hızlarda ve seviyelerde ilerliyor. Haliyle de bu durum sektör için uygulama tutarsızlıklarına yol açıyor.

Dolayısıyla deniz taşımacılığında net sıfır hedefine ulaşılmak isteniyorsa, altyapının değişiminden, alternatif yakıt kullanımına, emisyon raporlarının standartlaştırılmasından, finansmana kadar tüm ana maddeleri uluslararası düzeyde hayata geçiren ama bunu da kapsayıcı ve adil yapabilecek bağlayıcı çerçevenin ivedilikle kabul edilerek hayata geçirilmesi gerekiyor. Tam da bu bağlamda, IMO’nun sıfır emisyon çerçevesi gibi yeni standartların gelecek yıllarda deniz taşımacılığını yeşillendirerek, yeniden şekillendirmesi umutla bekleniyor.

Tarih: 19 Ocak 2026