Geçmişte aldığımız, o zaman için doğru gelse bile günümüzde hatalı ve eksik kalan kararlarımızı düzeltmek için ne kadar da vakit harcarız. Hele bu kararlar kişisel değil de bir topluluğu, koca bir şehri ya da ülkeyi ilgilendiriyorsa, ileri görüşlülük ve sitem odaklılık son derece hayati hale gelir. Tam da bu yaklaşımları gözeterek inşa edilen bir altyapı ise her şeyin başını, temelini oluşturuyor.
Ama her ne hikmetse altyapı diye adlandırdığımız şeyler, artık bir gelecek senaryosu olmaktan çıkarak şu anda sonuçlarını deneyimlediğimiz iklim değişikliğine karşı mücadelede de genellikle göz ardı ediliyor. Halbuki sera gazı emisyonuna neden olan en büyük 15 sektörün neredeyse tamamında, altyapı sistemleri doğrudan rol oynuyor. Enerji sektörü ise, küresel sera gazı emisyonlarının %37’sini oluşturarak bu sektörler arasında listenin tepesinde.
Paris Anlaşması’nın 1,5 derece ve net sıfır hedeflerine ulaşmak istiyorsak, bunun tek yolu temiz enerjiye geçiş ve küresel ölçekte enerji altyapısında planlı ve kararlı bir dönüşüm. Hatta 1,5 derece hedefi için 2050'ye kadar küresel ölçekte enerji sistemlerinin neredeyse tamamen karbonsuzlaştırılması gerekiyor.
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’na (IRENA) göre, 1,5 derece senaryosunda, geçiş teknolojileri ve altyapısı için 2050 yılına kadar 150 trilyon ABD doları yatırım gerekliyken, bu da yıllık ortalama 5,3 trilyon dolar yatırım anlamına geliyor.
Önümüzdeki 25 Yıl Hızlanmak Gerekiyor
Bu doğrultuda son yıllarda sürdürülebilir enerji çözümlerine yönelik küresel itici güç önemli bir ivme kazandı. Farklı ülkelerde politik destek değişkenlik göstermesine rağmen birçok ülke, güneş, rüzgar ve yeşil hidrojen gibi yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmaya ve bu enerji türleriyle ilgili yeşil teknolojiler üzerine araştırmaları teşvik etmeye devam ediyor. Ancak bu dönüşüm, aynı zamanda ciddi altyapı yatırımlarını da gerektiriyor.
Özel sektör bu alana güçlü destek verirken, kamu sektörü ise zaman zaman konvansiyonel enerjiye yatırım yapmaya devam ediyor. Ancak hızlanmak gerekiyor. Nitekim hedefler için önümüzdeki 25 yıl çok önemli. Fosil yakıt tüketiminin minimuma indirilmesi, düşük ve sıfır karbonlu enerji kaynakları üretiminin artırılması, alternatif enerji taşıyıcılarının daha yaygın kullanılması gibi önlemler ile enerji sisteminde önemli değişikliklere gidilmesi gerekiyor. Yanı sıra 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşmak için tüm iklim/enerji teknolojilerinin hızla ölçeklendirilmesi gerekiyor. Giderek daha çok benimsenen ve rekorlar kıran bu teknolojiler hâlâ gelişim alanına sahip. Örneğin güneş enerjisi panelleri, yeni enerji kurulumlarının neredeyse dörtte üçünü oluşturuyor. Ancak, net sıfır hedefine ulaşmak için kurulum hızının 6-10 kat arası artması gerekiyor.
Finansman Açığını Kapatmak Gerekli
Enerji dönüşümüne yapılan yatırım, son beş yılda yaklaşık 2 trilyon doların biraz üzerine çıkarken, tüm hedefler için 2030’a kadar yaklaşık 5 trilyon dolara ulaşmak zorunda. 2050’ye kadar ise buna ilave olarak 4.5 trilyon dolarlık bir yatırım ihtiyacı daha bulunuyor. Bu bağlamda, özel yatırımcılar da dahil olmak üzere sermayenin adım atması, acil finansman açığını kapatmak ve net sıfır ekonomiye geçişi ilerletmek için kritik önemde.
Öte yandan küresel çapta artan enerji ihtiyacı, sadece daha fazla yeşil enerji üretimi değil, aynı zamanda daha güçlü enerji iletim ve dağıtım şebekeleri gerektiriyor. Elektrik şebekeleri, şarj istasyonları, depolama teknolojileri ve yeşil hidrojen gibi gazların taşınması için gaz altyapıları, bu sistemin temel parçaları olmak zorunda.
Ülkelerin ulusal iklim hedeflerine ulaşmaları için de küresel elektrik şebekesi yatırımlarının 2030’a kadar yıllık 600 milyar dolara çıkması gerekiyor. Özellikle dijitalleştirme, dağıtım şebekelerinin modernizasyonu, deniz üstü rüzgar enerji üretim tesislerini şebekeye bağlamak için yüksek gerilim hatları ve ülkeler arası bağlantılar enerji altyapısının önemli parçaları olacak. Örneğin Almanya ile İngiltere arasındaki ilk deniz altı elektrik bağlantısı olan NeuConnect adlı projenin 2024’te temel atma töreni gerçekleştirildi ve 2028’de tamamlanması bekleniyor.
Bu altyapıların inşasına yönelik projelere bugünden başlanması gerekse de, artan bütçe baskıları, bu projelerin finansmanında özel sermayenin önemini artırıyor. Sadece Avrupa’da bu dönüşüm için 2050’ye kadar 2–3 trilyon euro yatırım gerekiyor. Üstelik bu yatırımların hayata geçmesi için sadece finansman da yeterli değil. Bir yandan da hızlı planlama onay süreçleri ve istikrarlı düzenleyici çerçeveler de oluşturmaya da ihtiyaç var.
Gelişmekte Olan Ülkelerin Yeşil Dönüşüm Yatırımları Artışta
Altyapı, gelişmekte olan piyasalar ve ekonomiler için büyüme, istihdam ve yaşam kalitesini artırmak açısından da kilit bir unsur. Ancak bunun da bir bedeli var. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70’i; enerji santralleri, binalar ve ulaşım gibi altyapıların inşası ve işletilmesinden kaynaklanıyor. Birleşik Krallık merkezli bağımsız bir düşünce kuruluşu olan Overseas Development Institute (ODI), 2050 yılına kadar 720 milyondan fazla insanın iklim etkileri nedeniyle aşırı yoksulluğa itilebileceğini tahmin ederken, Dünya Sağlık Örgütü de, mevcut enerji altyapısından kaynaklanan emisyonlar nedeniyle gerçekleşen can kayıplarının yılda 150 binden 250 bine çıkacağını öngörüyor. Dolayısıyla bilhassa bu tür ülkelerde temiz enerjiye dönük altyapı yatırımlarının önemi büyük. Sevindirici olan şu ki; aralarında Türkiye’nin de bulunduğu Brezilya, Çin, Hindistan ve Romanya gibi yüksek emisyonlu ülkelerde, enerji projelerinin yarısından fazlası artık yenilenebilir enerji kaynaklı.
Gelişmiş ülkeler için ise durum biraz daha farklı. Genellikle daha eski ama daha geniş altyapıya sahip bu ülkeler, dönüşüm için daha fazla kaynağa sahip olsalar da, altyapılarında büyük çaplı modernizasyona ihtiyaç duyuyorlar. Örneğin Avrupa’daki elektrik dağıtım şebekelerinin %40’ı, 40 yaşından büyük.
Altyapı Hizmetleri Her Zaman Birbirine Bağımlı
Gezegenimizin bugün karşı karşıya olduğu büyük iklim sorununun bir nedeni de aslında daha önce de belirttiğimiz gibi geçmişte ileri görüşlü ve sistem odaklı altyapı planlamasının eksikliği. On yıllar boyunca ülkeler ve şehirler, tek bir altyapı sorununu çözmeye odaklandı. Ancak bu yaklaşım, bu çözümlerin diğer sistemler üzerindeki etkilerini hesaba katmadı. Halbuki altyapı hizmetleri birbirlerine son derece bağımlı.
Örneğin; bir termal enerji santrali soğutma için suya ihtiyaç duyar. Su dağıtım sistemlerinin çalışabilmesi için de elektrik gerekir. Dolayısıyla altyapı inşasında bu gibi karşılıklı bağımlılıkların tam olarak anlaşılması ve modellenmesi gerekiyor. Tam da böyle bir anlayış ile altyapı kaynaklı sera gazı emisyonlarını etkili şekilde azaltabiliriz. Daha da önemlisi, bugün alacağımız her altyapı kararının yarının kuşaklarını ve gezegenin geleceğini doğrudan etkileyeceğini, yani uzun vadeli bir etkiye sahip olduğunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.
Tarih: 19 Eylül 2025