İnsan kaynaklı iklim değişikliği sonucunda aşırı hava olayları, toprak bozulumu, genetik çeşitliliğin azalması ve bitki hastalıkları gibi büyük sorunları bir kenara bıraksak bile, tüm canlıların ve tabii ki insanlığın da doyurulmasını engelleyebilecek bir temel faktör daha var: Su.
Büyüyen bir küresel su krizi uzun süredir gündemimizde: Nehirler denize ulaşamıyor, göller ve yeraltı su kaynakları küçülüyor, tatlı su canlıları karasal türlere kıyasla yaklaşık beş kat daha hızlı yok oluyor. Mega kentler ise su stresiyle karşı karşıya. Hatta yeraltından o kadar çok su çektik ki, Dünya'nın dönüş ekseni bile değişti. Bilim insanlarına göre sırf bu sebeple, Dünya yılda 4,36 cm hızla doğuya doğru eğiliyor.
Tatlı su, dünyada en fazla çıkarılan doğal kaynak. Ancak her yıl kullanılan yaklaşık 4 trilyon metreküp tatlı suyun %40’ı yetersiz sulama sistemleri, buharlaşma ve kötü su yönetimi nedeniyle israf ediliyor. Tüketim alışkanlıkları daha fazla kaynak gerektirdikçe bu miktarın artması bekleniyor. Temiz tatlı su giderek daha kıt hale gelirken, kullandığımız miktara dikkat etmemiz çok önemli.
Dünya Bankası verilerine göre insan nüfusunun artışını karşılamak için bu oran 2050 yılına kadar %15 daha artacak. Tüm bu tüketim içinde tarım ise küresel su çekiminin yaklaşık %70’ini kullanan sektör olma özelliğini taşıyor.
Bir yandan da Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü’nün 2025 verilerine göre de, daha kalabalık bir kentsel nüfusu besleyebilmek için, biyoyakıtlar için kullanılan gıda hariç tutulduğunda bile, gıda üretiminin %70 artması gerekecek.
Gıda Güvencesi Tehdit Altında
İlk bakışta, diğer tüm koşullar değişmeden kalırsa, bu artış başta tohum ıslahı ve tarım tekniklerindeki ilerlemeler sayesinde halledilebilir gibi görünüyor. Ama diğer her şey değişmeye devam ediyor. Örneğin dünya çapında yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele etmeye çalışan bir STK olan Oxfam’ın projeksiyonlarına göre, Doğu Afrika’da 2040’a kadar daha da şiddetli sel ve kuraklık döngüleri görülecek. Yağışlardaki %8 artış, yüzey akışında %30 artışa yol açarak toprakta kalan besinleri süpürecek. Nitekim Doğu Afrika’da hâlihazırda 32 milyondan fazla insan, beş yıldır süren kuraklık nedeniyle akut açlık ve kıtlıkla karşı karşıya.
Doğu ve Batı Afrika, %8 ile %15 arasında daha şiddetli sıcak hava dalgaları yaşayacak. Tarımsal verimlilik ve işgücü üretkenliğinde %11–15 oranında düşüş olacak. Ya da Ortadoğu’da 2040’a kadar yağışlar ciddi oranda azalacak. Gıda güvencesi daha da kötüleşecek, sıcak hava dalgaları %16 artacak.
Avrupa Çevre Ajansı’nın raporu da hiç de iç açıcı değil. Avrupa’nın artık en hızlı ısınan kıta olduğunu vurgulayan rapor, ortalamanın üzerindeki sıcaklıklar ve uzun süreli yağış eksikliğinin toprak nemi ve bitki örtüsünü olumsuz etkilediğini belirtiyor. Ayrıca AB topraklarının yaklaşık %20’sinin tarımsal kuraklık tehdidiyle karşı karşıya olduğu kaydediliyor.
Su kıtlığı tarımsal verimliliğe zarar verirken, gıda arzını da sınırlaması nedeniyle bölgesel gıda güvencesizliğini, yetersiz beslenmeyi ve tabii ki sosyoekonomik zorlukları da beraberinde getiriyor. Çiftçiler, yüksek miktarlarda su bulunan dönemlerle, aniden gelen ve yıkıcı olan kuraklıklar arasında mücadele veriyor.
Sulama Verimliliği Tek Başına Bir Çözüm Olamaz
Özetle söylememiz gerekirse, artan gıda talebini sağlamak adına yeterli suya sahip değiliz. En çok suyu tüketen sektör olması nedeniyle tarımda sulama verimliliğini artırarak su sorununun çözülebileceğine dair geniş kabul gören bir fikir var. Her ne kadar verimli sulama teknikleri suyun daha az kullanılmasını sağlasa da bazı durumlarda tam tersine daha çok kullanılmasına da yol açabiliyor. Örneğin İspanya’daki Guadiana Nehri havzasında, sulama verimliliğini artırmak için yapılan 600 milyon avroluk yatırım, su kullanımını azaltmak yerine artırmış durumda. Hükümetler, suyu bir bölgeden diğerine taşımak için dev mühendislik projeleri planlasalar da iklim krizi ve artan talep, bu su “bağışçısı” bölgelerin de zaman içinde kus sorunu yaşayacağını gösteriyor.
Peki, bu çelişkili hali nasıl aşacağız? İlk olarak toplam ve bireysel su tüketimini sınırlayan düzenlemelere, bir takım yasalara ihtiyacımız var. Elbette sulamada verimlilik ve tasarruf sağlayan teknolojik yöntemleri de yadsınamaz ama sorunun çözümünde teknik önlemler yeterli olacak gibi görünmüyor.
Tüm bunlarla beraber bir şekilde işe beslenme alışkanlıklarımızda değişikliğe gitmekle başlayabiliriz. Tarım ve gıda sistemlerinde de çok yönlü bir yaklaşım izleyerek değişiklikler yapmamız gerekiyor. Dünya genelinde, büyük ölçekte, kalori alımında bitki bazlı gıdaların ağırlıklı olduğu bir beslenme düzenine kademeli geçiş ve böylece toplam tarım arazisi ve su kullanımının etkin bir şekilde azaltılması mümkün. Yanı sıra endüstriyel ürünlerin üretiminin azaltılması ve çiftlikten tüketime kadar olan tedarik zincirinde gıda israfının önlenmesi de toplam tarım arazisi ve su tüketimini azaltmanın etkili yollarından biri.
Yetersiz yetiştirilen geleneksel ürün çeşitlerinin üretiminin artırılması da hem besleyicilikleri hem de iklim değişikliğine daha dayanıklı olma özellikleriyle su ve tarım ilişkisinde işe yarar bir çözüm. Örtü bitkileri ekimi ve ürün rotasyonu gibi yenileyici tarım stratejileri de toprağı iyileştirmenin yanı sıra, arazilerin stresli koşullara karşı daha dirençli olma özellikleriyle büyük katkı sağlayabilecek potansiyele sahip.
Sistematik Değişiklikler Gerekiyor
İşte bu esaslar yerine getirildikten sonra, özellikle kurak bölgelerde ve değişken hava koşullarının yaşandığı alanlarda su kıtlığını hafifletmek amacıyla, su depolama sistemlerini geliştirmek de önemli. Ayrıca atık suyun toplanıp arıtılarak sulama amaçlı yeniden kullanımı anlamında, su tasarrufunun birincil yollarından biri.
Su ve tarım için kurgulanan senaryolar karşılaştırıldığında, dünya en kötü ihtimale doğru ilerliyor. Sulamalı tarımda beklenen iyileşmeler gerçekleşmedi. Ormanlar azalıyor, nehirler kuruyor, doğal yaşam alanları daralıyor. En savunmasız topluluklar bu süreçte daha fazla zarar görüyor çünkü düşük verim ve azalan tahıl ticareti, artan gıda fiyatlarına ve gıda güvencesizliğine neden oluyor. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç 10 yılda beslenme alışkanlıklarımızdan, tarımsal üretimde farklı yaklaşımların hayata geçirilmesine kadar köklü ve sistematik değişikliklere gitmemiz, mevcut karamsar gidişatın yönünü değiştirmek için en önemli şansımız olacak gibi görünüyor.
Tarih: 18 Eylül 2025