bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Sözgelimi alışveriş için bir markete girdiniz ve eliniz raftaki bir konserveye gitti. Ürünün görünüşünü ve üretim bilgilerini incelediniz ve içinize bir türlü sinmedi. Ya da bir alışveriş sitesindeki o kutucuklara kart bilgilerinizi girmekte tereddüt yaşadınız. Hepimiz gündelik hayatlarımızda bunlar gibi onlarca güvensizlik duygusu yaşamıyor muyuz? Hatta dünya çapında kurumlara ve şirketlere yönelik yaşanan güven erozyonu günbegün artıyor. Halbuki kitapları dünya çapında ilgiyle okunan hukuk ve iş etiği profesörü Kevin Werbach’ın dediği gibi, güven, toplumsal ve ticari etkileşimlerin dişlileri arasındaki yağdır ve modern dünyanın sınırsız karmaşıklığını baş edilebilir kılan ana faktördür. 

Tüm bu güven eksikliğinin ortasında bireylerin ve kurumların gündelik işlemlerinin yoğunluğu düşünülünce, geleneksel veri tabanı teknolojileri de türlü sorunlar çıkarabiliyor. İşlem güvenliğine ya da dijital verilerin güvenliğine dair yeni bir teknoloji olan blok zinciri (blockchain) ise bu sorunların üstesinden gelmekte son derece etkili olmaya başladı. Dijital verilerin güvenli, şeffaf ve değiştirilemez bir şekilde saklandığı ve paylaşıldığı bir veri kayıt teknolojisi olan blok zinciri, aslında merkeziyetsiz bir tür dijital defter. Ağ içindeki katılımcılar tarafından doğrulanmış işlem kümelerinden oluşan farklı blokların kronolojik sırayla birbirlerine bağlanarak bir zincir oluşturduğu bu teknolojide, hiç kimse ağdaki işlemleri durdurma ya da değiştirme konusunda sınırsız bir güce sahip olamıyor. Herkes ortak bir defterin kendi kopyasına sahip olabiliyor ve bu kopyaların merkezi bir yöneticisi veya ana sürümü olmasa bile aynı kalmasına güvenebiliyor. Yani blok zinciri platformları ortak bir kayıtla merkezi bir yapıya sahip olmasının yanı sıra, farklı kişilerin bu kaydın kopyalarını tutabilmesi sayesinde adem-i merkeziyetçi bir sistem.

Blok zinciri bir başka anlamda da kendi içinde paradoksal olarak karşılıklı güvensizlik temelinde ortak bir güven oluşturmaya yarıyor. Herkesin katılımına izin veren açık kaynaklı yazılım ve merkezi olmayan temeller üzerine kurulu. Şeffaflığı, zincire eklenen bir bloğun sonradan değiştirilememesi ve silinememesi nedeniyle sahtekarlığın önüne geçilebiliyor. Yanı sıra her blok, kendinden önceki bloğun şifresini içerdiği için de bu bağ, bloklar arasında güçlü bir güvenlik zinciri oluşturuyor.

Yatırım Artıyor

Blok zinciri teknolojisi hayatlarımıza ilk olarak 2008 yılında bir kripto para olan Bitcoin’in altyapısı olarak girse de, zamanla çok geniş bir kullanım yelpazesine sahip oldu. Mevcut haliyle taşıdığı potansiyel nedeniyle, finansal kurumların hisse senedi işlemlerinden, yerel yönetimlerin mülkiyet hakları koruma işlemlerine, enerji sektöründen perakendeye kadar onlarca alanda kullanılmaya başlandı.

Bu teknoloji iş dünyasını kökten değişime uğratırken, özellikle tedarik zinciri yönetimi de bundan nasibini almış görünüyor. Güvenli ve şeffaf ağlar oluşturma yeteneği sayesinde, blok zinciri tedarik zincirlerini yönetme şeklimizi yeniden şekillendirecek. Ve bu dönüşüm çoktan başladı bile. Bu alanda yatırımlar da artıyor. Küresel çapta danışmanlık hizmetleri veren bir kurum olan Market Research Future’un hazırladığı kapsamlı bir araştırma raporuna göre, blok zincirlerinin tedarik zinciri yönetiminde kullanılmasına yönelik yatırımların 2030 yılı sonuna kadar yaklaşık 17,15 milyar ABD dolarına ulaşması bekleniyor.

Şeffaf ve Verimli Bir Teknoloji

Şirketlerin sürdürülebilirlik alanında yürüttükleri faaliyetlerin sosyal ve çevresel etkileri hakkında giderek daha fazla bilgi vermek zorunda kalacaklarını düşünürsek, blok zinciri bu süreçte de büyük bir kolaylaştırıcı rol oynama potansiyeline sahip diyebiliriz. Blok zinciri sayesinde, tedarik zinciri boyunca karbon emisyonları ve diğer çevresel etkiler izlenebiliyor. Günümüzde karbon ayak izinin takibi, parçalı ve dağınık bir yapı ile karakterize edilirken, birçok kuruluş, genellikle elle veri girişi ve doğrulama süreçlerini içeren, birbirinden kopuk sistemleri kullanıyor. Bu durum da verimsizliklere, veri karmaşasına ve paydaşlar arasında güven eksikliğine yol açıyor.

Blok zinciri ise tedarik zincirinde karbon ayak izi takibi için güçlü bir vizyon ortaya koyuyor. Bu teknolojinin değiştirilemez ve şeffaf doğası, ürünlerin yaşam döngüsünün her aşamasında karbon emisyonlarının güvenli ve denetlenebilir bir şekilde kaydedilmesini sağlayabilir. Böylece işletmeler, emisyon yoğunluğu yüksek noktaları tespit edebilir, lojistik süreçlerini optimize edebilir ve çevresel ayak izlerini azaltmaya yönelik bilinçli kararlar alabilir. Bir yandan da akıllı sözleşmeler sayesinde, karbon denkleştirme ve karbon kredisi ticareti gibi süreçler otomatikleşebilir; bu da karbon piyasalarında daha şeffaf ve verimli bir işleyişi mümkün kılar.

Her ne kadar yaygın uygulamalar hâlâ sınırlı olsa da, çeşitli pilot projeler ve erken dönem girişimler, blok zincirinin karbon ayak izi takibindeki rolünü test etmeye başladı bile. Örneğin gıda ve tarım sektöründe, tarım ürünlerinin tarladan tüketiciye kadar olan yolculuğundaki karbon ayak izini izlemek için blok zinciri kullanılıyor. Benzer şekilde, moda endüstrisinde de, giysilerin hammadde tedarikinden üretim ve dağıtımına kadar karbon ayak izini izlemek amacıyla blok zinciri üzerinde denemeler yapılıyor.

Yakın Bir Gelecekte Aşılabilecek Engellere Sahip

Blok zincirinin karbon ayak izini takip konusundaki müthiş potansiyeline rağmen hâlihazırda önünde önemli engeller de bulunuyor. Dünya çapında karbon muhasebesi standartlarındaki tutarsızlıklar, verilerin karşılaştırılmasını engellerken, doğruluğu hakkında kuşku yaratıyor. Ya da tedarik zincirlerinin karmaşıklığı karbon ayak izi verilerinin toplanmasını ve analizini zorlaştırabiliyor. Nitekim veri bütünlüğü ve doğrulama, karbon ayak izi takibinde merkezi bir öneme sahip. Bu nedenle fiziksel nesnelerin internet üzerinden birbirleriyle ve merkezi sistemlerle veri alışveriş yapabilmelerini sağlayan teknolojiler anlamında kullanılan “nesnelerin interneti”ne (IoT) ait sensörlerle blok zinciri teknolojisinin entegre edilmesi, merkezsiz doğrulama protokolleri gibi yöntemlerin geliştirilmesi çok önemli. İlaveten blok zincirinin enerji tüketimi sürdürülebilirlik hedefleriyle de çelişmemeli.

Ama iyimser bir senaryoyla bakarsak, yakın bir gelecekte tedarik zincirlerinin her noktasına kurulacak IoT sensörleri, enerji tüketimi, taşımacılık rotaları, üretim süreçleri ve diğer karbon emisyonu verilerini gerçek zamanlı ve detaylı biçimde sunabilecekler. Bu veriler, otomatik olarak blok zincirine kaydedilerek elle veri girişini ortadan kaldırabilecek ve hatalara ya da manipülasyona açık alanları kapatabilecekler.

Sonuç olarak bu teknolojinin sunabileceği büyük potansiyel mutlaka değerlendirilmeli. Yeter ki sektör paydaşları, karar vericiler ve teknoloji sağlayıcılar, blok zincirlerinin küresel tedarik zincirlerinde pozitif çevresel değişim yaratacak bir araç haline gelmesi için iş birliği içinde ortak bir kararlılık göstersinler.

Tarih:14 Ağustos 2025