Gezegenimizin atmosferindeki sera gazı miktarı artmaya devam ettikçe iklim değişikliği de hızlanıyor. Yaşadığımız ısınmayı sınırlayarak geri dönülemez eşik noktalarını aşmamamız için de çok kısıtlı bir zamanımız var. Bunu sağlamanın birinci yolu ise uluslararası işbirliklerinden geçiyor. Nitekim bugüne kadar en önemli küresel adımın bundan tam 10 yıl önce Paris Anlaşması ile atıldığını kesinlikle söyleyebiliriz. 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması bu anlamda tarihe geçti. 195 ülke, iklim eylemi konusunda dünyanın en büyük zirvesi olan 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) bir araya gelerek, iklim değişikliğini sınırlamayı ve etkilerine uyum sağlamayı amaçlayan dünyanın ilk bağlayıcı uluslararası anlaşmasını kabul etti.
Elbette bu anlaşma öncesine de ülkeler işbirliği adımları atmaya başlamıştı ama Paris Anlaşması iklim eylemi konusunda çok taraflı işbirliğini güçlendiren bir yol haritasını kalıcı hâle getiren bir dönüm noktası oldu ve ardından son 10 yılda ülkeler, Paris çerçevesini kullanarak iddialı iklim hedefleri belirledi. Hatta bu hedeflere yönelik ilerlemeler takip edilerek hedeflerin zaman içinde daha da güçlendirilmesi amaçlandı.
Öncelikle COP21’de imzalanan anlaşma kapsamında ülkeler, Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) olarak adlandırılan kendi belirledikleri sera gazı azaltım hedeflerini beyan etmeye ve her beş yılda bir de bu taahhütleri ileri taşımaya başladılar. Ayrıca buna, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerin 2 derecenin altında tutma ve artışı 1,5 derece ile sınırlama yönünde çaba gösterme hedefi eşlik etmeye başladı. Yanı sıra gıda güvencesini tehlikeye atmadan, uyum kapasitesini, iklim direncini ve düşük sera gazı emisyonlarıyla kalkınmayı artırmak, finansman akışlarını düşük emisyonlu ve iklime dayanıklı kalkınma yollarıyla uyumlu hâle getirmek de en önemli hedefler arasında yer almaya başladı.
Emisyon Artış Hızı Düşüşe Geçti
Paris Anlaşması’nın kabul edilmesinden bu yana geçen 10 yılda ise köprünün altından çok sular geçti. Anlaşmaya taraf olan ülkeler iklim değişikliğine karşı mücadelede önemli ilerlemeler kaydetti. Öncelikle Paris Anlaşması uygulama kural kitabı tamamlandı. 2022’de kırılgan ve yoksul ülkelere yönelik iklim finansmanı için Kayıp ve Zarar Fonu kuruldu. 2025’te düzenlenen COP30 iklim konferansında, her ne kadar yetersiz de olsa, iklim uyumuna ilişkin göstergeler benimsendi. Uyum finansmanı üç katına çıkarılarak, 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolar olarak belirlendi.
10 yıllık süre zarfında NDC’ler de bir tür evrim geçirdi. Örneğin 2015’te NDC’ler çoğu zaman çevre ya da dışişleri bakanlıkları tarafından hazırlanmış, diğer kamu kurumlarının sınırlı katkı sunduğu, ulusal bütçelerle zayıf bağları olan belgelerdi. Hatta çoğu, sera gazı emisyonu üreten tüm sektörleri kapsamıyordu. İkinci nesil NDC’ler, daha fazla sektör ve alanı kapsadı, hedefler daha net hâle geldi ve hükümetler genelinde sahiplenme arttı. 2025’te açıklanan üçüncü nesil NDC’ler ise giderek ülkelerin hazırlık yaptığı yapısal dönüşümleri de yansıtmaya başladı. Başka bir deyişle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) için birer yatırım planına dönüştüler.
Paris Anlaşması’nın ardından bir diğer önemli gelişme de temiz enerjiye küresel geçişte yaşandı. Öyle ki, 2025’in ilk altı ayında dünya, güneş ve rüzgârdan, kömürden daha fazla elektrik üretti. Yenilenebilir enerjide rekor büyüme yaşandı. Benzer bir değişim ulaşımda da gerçekleşti. 2015’te Dünya genelinde satılan otomobillerin yalnızca %1’i elektrikliydi ve bugün bu oran %20’lere ulaştı. Yanı sıra, Paris Anlaşması imzalandığı sırada hiçbir ülkenin resmi bir net sıfır hedefi yoktu. Bugün ise küresel ekonominin %83’ü net sıfır hedefi koymuş durumda.
Tabii tüm bu gelişmelere paralel olarak da küresel emisyon artışı yavaşlamaya başladı. Son veriler, fosil yakıt kullanımının hâlâ arttığını ve emisyonların yükselmeye devam ettiğini gösterirken, artış hızı yılda %2’den %0,6’ya düştü. Örneğin Paris Anlaşması olmasaydı, 2035’te emisyonların 2019’a kıyasla %20 ila %48 artması beklenirdi. Ancak COP30 öncesinde 113 ülke tarafından sunulan 86 yeni ulusal iklim planı, önümüzdeki 10 yılda emisyonları %12 azaltma yoluna sokmuş durumda.
Paris Anlaşması Güveni Taze Tutuyor
10 yılın tüm çabalarına rağmen iklim eylemine yönelik yeterli hırsın ortaya konulduğunu elbette söyleyemeyiz. BM Çevre Programı’nın (UNEP) 2025 Emisyon Açığı Raporu mevcut politikalarla 2,8 derece, tüm yeni NDC’lerin tam uygulanması halinde bile yüzyıl sonuna kadar 2,3–2,5 derece arasında bir ısınma öngörüyor.
Çevresel sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği üzerine çalışan bağımsız bir araştırma kuruluşu olan Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün (World Resources Institute, WRI) yayımladığı İklim Eyleminin Durumu 2025 raporu da gidilmesi gereken yolun hâlâ uzun olduğunu ortaya koyuyor. WRI’nın raporunda Paris Anlaşması sonrasında en kötü performans gösteren alanlar arasında kalıcı ormansızlaşmanın durdurulması, kömürle elektrik üretiminin aşamalı olarak sonlandırılması ve iklim finansmanının artırılması yer alıyor. Rapora göre diğer alanlarda ise ilerlemenin yavaşladığına dikkat çekilirken, uzmanlar, bunun Paris hedeflerini daha da ulaşılmaz hâle getirebileceği uyarısında bulunuyor.
Paris Anlaşması 2015’te kabul edilmemiş olsaydı Dünya’nın kaçıracağı ilerlemelere odaklanan OECD de bu konuda bir araştırma yaptı. OECD, Paris Anlaşması’nın katma değerine odaklanan ilk küresel uzman anketini gerçekleştirdi. Ankete 60’tan fazla ülkeden 250’nin üzerinde iklim uzmanı ve kamu yetkilisi katıldı. Araştırmada anlaşmanın iklim değişikliğiyle mücadeleyi ülkeler için ulusal bir politika önceliği hâline getirdiği ortaya kondu. Yanı sıra Paris Anlaşması’nın, uzun vadeli iklim eylemine güven sağladığı ve ilerleme kaydedildiği kabul edilse de, mevcut politikaların yeterince güçlü olduğuna dair güven sınırlı çıktı.
Net sıfır dönüşümü için altyapı eksiklikleri, iş dünyasının temiz teknolojileri ölçeklendirmede yavaş kalması, iklim politikalarına yönelik toplumsal kabul sorunları ve temiz teknolojilerin ve ürünlerin hane halkları için pahalı olması gibi başlıklar da temel eksiklikler olarak görüldü. Enerjinin elektrifikasyonu, enerji arzının karbonsuzlaştırılması ve enerji verimliliğinin artırılması alanları da uzmanlar tarafından Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmanın temel ayakları olarak değerlendirildi.
Benzeri raporlar ve araştırmalar, Paris Anlaşması’nın çizdiği yolun önündeki en büyük zorluklar olarak şunları gösteriyor: NDC’lerin gönüllü olması, yaptırım mekanizmalarının zayıflığı, küresel anlamda yaşanan jeopolitik parçalanma ve fosil yakıtlardan çıkış konusunda uzlaşı sağlanamaması.
Sonraki On Yıllar İçin İrade Hızlanmalı
Önümüzdeki on yıllar için öncelikle bilime dayalı iklim eylemi tasarlamak üzere hükümetleri, finansı, iş dünyasını ve sivil toplumu bir araya getiren ulusal süreçlerin güçlendirilmesi gerekiyor. Yanı sıra kısa vadeli emisyon azaltımlarını sağlarken, aynı zamanda uzun vadeli dönüşümlere hazırlık yapan ve toplumsal etkileri yöneten bütüncül politika paketlerinin tasarlanması şart. Hükümetlerin fosil yakıtları sistemden çıkararak ve şebekeler, depolama ve iklim finansmanı alanlarındaki engelleri kaldırarak temiz enerjiye yönelik dönüşümü bir yandan da adil bir şekilde hızlandırması gerekiyor.
Evet, Paris Anlaşması bir tür “amiral gemisi” olarak hâlâ işe yarıyor; kötüye giden eğriyi aşağıya doğru bükmek adına çok büyük katkı sundu. Ancak şimdi geleceğimizin, işi tamamlayacak kadar hızlı ilerleme iradesine bağlı olduğu da bir gerçek.
Tarih: 09 Ocak 2026