bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Gezegenimizin kaynaklarını öylesine hızlı tüketip kirletiyoruz ki, insan kaynaklı kirlilik ve doğal dünyanın tahrip edilmesi nedeniyle dokuz gezegensel sınırdan altısı çoktan aşıldı bile. Hatta hava kirliliği ve okyanusların asitlenmesi gibi son üç sınırdan ikisi de neredeyse aşılmak üzere. Kırmamız gereken bir döngünün içinde olduğumuz açık.

Öyle ki madenlerin çıkarımı ve işlenmesi, ardından bunların ürüne dönüştürülmesi ve tüketilme süreçlerinde izlenen sürdürülemez yöntemler, sera gazı emisyonunun artışına, havadaki partikül maddelerden kaynaklanan sağlık üzerindeki olumsuz etkilere, su stresine ve arazi kullanımına bağlı biyoçeşitlilik kaybına neden olmaya devam ediyor.

Elbette bu kaynak tüketimi küresel anlamda eşit değil. Dünyadaki en yüksek kişi başı materyal ayak izine sahip nüfusun %25’i, dünya kaynaklarının %52’sini tüketiyor. Buna karşılık, en düşük kişi başı materyal ayak izine sahip aynı büyüklükteki nüfus yalnızca %6’sını kullanıyor. Toplam kaynak tüketiminde ilk 10 ülke, Çin, ABD, Hindistan, Brezilya, Japonya, Endonezya, Almanya, Rusya, Türkiye ve Kanada olarak sıralanıyor. Kişi başına düşen kaynak tüketimine baktığınızda durumda yeni vahim. Örneğin, Lüksemburg’da yaşayan biri, Afganistan’daki bir kişiye göre yılda 56 kat daha fazla materyal tüketiyor.

Ortalama bir insanın yıllık materyal ayak izi ülkeden ülkeye farklılıklar gösterse de, 12,6 ton, yani yaklaşık iki buçuk Afrika fili ağırlığı civarında. Bunun sonucunda her yıl 2 milyar tondan fazla atık üretilirken, bu miktarın 2050 yılına kadar 3,4 milyar tona ulaşması bekleniyor. Üstelik günümüzde 2 milyardan fazla insan temel atık toplama hizmetlerine erişemiyor. Küresel ekonomi her yıl yaklaşık 100 milyar ton kaynak kullanıyor. Bu öylesine büyük bir miktar ki, Mısır’daki Büyük Piramit’in toplam ağırlığının 16 bin katına denk geliyor. Ayrıca bu toplamın yaklaşık %75’i yenilenemez kaynaklardan geliyor.

 

Doğrusal Ekonominin Sonuçları Ağır Oluyor

Tüm bu kaynak kullanımı ve atık meselesi ise günümüzde küresel ekonominin büyük ölçüde doğrusal bir modele, yani kaynakları çıkarıp, tüketip ardından çöpe göndermesine dayanıyor. Halbuki yapılması gereken, azaltma, yeniden kullanma ve geri dönüşüm şeklinde özetleyebileceğimiz bir “yaşam döngüsüne” doğru kapsamlı bir dönüşümü, doğrusal yerine döngüsel bir ekonomiye doğru bir paradigma değişimini benimsemek.

Kaynak kullanım verimliliğini artırmak, çevresel etkiyi sınırlarken ekonomik büyümeyi korumak için kritik. Dolayısıyla ekonomik faaliyet ile çevresel faydaları birlikte ele almayı amaçlayan sürdürülebilir kalkınma alternatiflerinden biri olarak döngüsel ekonomi çok önemli. Amaç döngüyü kapatmak, yani ekonomide tek yönlü bir akış yerine, kaynakların sürekli ve yenileyici döngüler içinde hareket ettiği döngüsel bir ekonomik sistem oluşturmak.

Geleneksel doğrusal ekonomik model; kaynak çıkarma, üretim, tüketim ve bertaraf etme aşamalarına dayanırken, döngüsel ekonomi atığı ortadan kaldırmak, malzemeleri sürekli kullanımda tutmak ve doğal sistemleri yenilemek amacını taşıyor. Atığı kaçınılmaz bir sonuç olarak görmek yerine, ürün yaşam döngüsünün her aşamasında yeniliği teşvik ediyor. Bu süreç de sorumlu kaynak kullanımı, bilinçli tasarım, daha akıllı kullanım, yeniden kullanım ve geri kazanım gibi aşamaları içeriyor.

Birleşmiş Milletler Çevre Programı da döngüsel ekonomiyi “ürünlerin ve materyallerin yeniden kullanılabilir, yeniden üretilmiş, geri dönüştürülebilir veya geri kazanılabilir şekilde tasarlandığı ve böylece mümkün olduğunca uzun süre ekonomide tutulduğu; bunların üretildiği kaynakların korunduğu ve özellikle tehlikeli atıkların oluşumunun önlendiği veya minimize edildiği, sera gazı emisyonlarının ortadan kaldırıldığı veya azaltıldığı sürdürülebilir ekonomik modellerden biri” olarak tanımlıyor.

 

Hem Çevre Hem de Toplumsal Adalet İçin Önemli

Temel bileşenlerine baktığımızda döngüsel ekonomi ilk başta kaynağa, malzemeye odaklanıyor. Malzemelerin yüksek değerini koruyarak döngüde kalmasını sağlamak önemli ki böylece atık oluşumu baştan engellenmiş oluyor. Emisyonları azaltmak ve iklim hedefleriyle uyum için tüm enerjinin yenilenebilir kaynaklara dayanması ve enerji verimliliği de döngüsel ekonominin bir başka vazgeçilmez parçasını oluşturuyor.

Yanı sıra döngüsel ekonomi yalnızca zarar vermemeyi değil, ekosistemleri iyileştirmeyi ve/veya yeniden canlandırmayı da hedefliyor. Sorumlu bir kaynak kullanımı ya da örneğin doğa dostu tarım yöntemleriyle biyoçeşitliliğin korunması ve artırılması da son derece önemli. Ya da sınırlı bir kaynak olarak su kullanımını azaltmak ve yeniden kullanmayı hedeflemek gibi hedefler döngüsel ekonominin önemli bileşenleri.

Öte yandan gerçek döngüsellik yalnızca çevreyi değil, toplumsal adaleti ve kültürel çeşitliliği de kapsadığından, döngüsel sistemlerde ekonomik faaliyetler insan ve çevre sağlığını da gözetmek zorunda. Bu kapsamda katılımcı ve kapsayıcı sistemler oluşturarak toplulukların başta iklim değişikliğine karşı olmak üzere tüm boyutlarıyla dayanıklılık kapasitelerini yani dirençliliklerini artırmak kritik bir öneme sahip.

 

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na Daha Hızlı Ulaşmanın Yolu

Tüm bu faydaları göz önüne aldığımızda, döngüsel ekonominin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA’lar) ulaşmada önemli bir görev üstleneceği aşikâr. Doğru şekilde yönetildiğinde döngüsel ekonomi sayısız çevresel faydanın yanı sıra, yeni ve nitelikli iş fırsatları yaratma, kaynakların daha adil bir şekilde yönetilmesini sağlama ve dayanıklı, gelişen yerel ekonomiler oluşturarak eşitsizlik ve toplumsal krizlerle mücadele etme potansiyeline sahip.

Örneğin “yoksulluğa son” başlıklı SKA kapsamında döngüsel ekonomi, yoksullar için uygun fiyatlı temel hizmetler sağlayarak ve yerel işletmeleri destekleyerek toplulukların ekonomik şoklara ve çevresel felaketlere karşı dayanıklılığını artırabilir. Ya da “erişilebilir ve temiz enerji” başlıklı SKA kapsamında da, toplumların yenilenebilir ve döngüsel enerji sistemlerine tam ve uygun maliyetli erişimi sağlanabilir. Tüm bu başlıkların dışında, “temiz su ve sanitasyon”, “insana yakışır iş ve ekonomik büyüme”, “sorumlu üretim ve tüketim” ve “karasal yaşam” gibi diğer SKA hedefleriyle de ilişkisi ortada.

Ancak yine de atılması gereken çok adım var. Bu konu üzerine dünyadaki en etkili STK’lardan biri olan Döngüsel Ekonomi Vakfı’nın hazırladığı 2025 Döngüsel Ekonomi Açığı raporuna göre, dünya ekonomisinin döngüsellik oranı %7,2 iken, geçen yıl %6,9’a düşmüş durumda. Bu, ekonomiye giren tüm materyallerin yalnızca %6,9’unun geri dönüştürülmüş veya ikincil kaynaklardan geldiği anlamına geliyor.

Halbuki döngüsel ekonominin SKA’lar içinde daha resmi bir rol üstlenmesi hedeflere ulaşmayı ciddi biçimde kolaylaştırabilir. Bu yalnızca ahlaki bir zorunluluk değil, aynı zamanda pratik bir gereklilik. Üstelik döngüsel ekonomiyi daha çok benimsemiş bir Dünya’yı bir alternatif olarak görmek de yanlış çünkü bu artık gezegenimiz için bir zorunluluk. Dolayısıyla yapılması gereken şey, anlamaktan uygulamaya ve niyetten örnekleri artırmaya geçmek olmalı.

Tarih: 13 Mart 2026