Hepimiz yıl boyunca çalıştıktan sonra güzel bir molayı hak ettiğimizi düşünürüz ve tatilimizi genellikle yaz aylarında değerlendirmeyi tercih ya da hayal ederiz. Temiz hava, güneş, güzel kumsallarıyla güzel bir deniz isteğiyle, yeni yerler, tarihi mekânlar ve kültürler keşfetmenin heyecanıyla dolarız. Ya da “bir zamanlar böyleydi” mi demeli? Yoksa tüm bunlar birer nostaljiye mi dönüşüyor?
Gerçekten de insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliğinin sonuçlarını günbegün somut halde yaşadıkça turizmin, özellikle de yaz turizminin bundan önemli ölçüde etkilendiğine şahit oluyoruz. Özellikle son iki yıldır şu türden haberleri kanıksar hale geldik:
“İtalya’da, Roma’yı ziyaret eden turistler aşırı sıcaklar nedeniyle tatillerini erken sonlandırarak evlerine dönüyor; hastaneler ise artan acil vaka sayısıyla karşı karşıya.”
“Paris’te sıcaklıkların 38°C’ye ulaşması beklenirken Eyfel Kulesi'nin zirvesi kapatıldı.”
Artan sıcaklıklar yalnızca tatilleri yarıda kesmekle kalmıyor, bazı tatillerin başlamasını bile engelliyor. Çünkü sıcak hava, havayı daha az yoğun hale getirdiğinden uçakların kalkışını zorlaştırıyor. İklim değişikliğinin aşırı hava olaylarına etkisini bilimsel olarak araştıran uluslararası bir organizasyon olan World Weather Attribution’a (Dünya Hava Durumu Ağı, WWA) göre, Kuzey Yarımküre’deki sıcak hava dalgalarında iklim krizinin rolü son derece büyük. Üstelik mevcut fosil yakıt kullanımı hızla azaltılmadığı taktirde, sıcak hava dalgaları daha da uzun, sık ve şiddetli bir hâl alacak.
Destinasyon ve Tarih Tercihleri Değişiyor
Aşırı hava olayları ve daha çok da aşırı sıcaklıklar turizmde destinasyon ve tarih tercihlerini, yani genel anlamda trendleri de etkiliyor. Uluslararası bir turizm fuarı ve sektör platformu olan World Travel Market’ın “2024 Küresel Seyahat Raporu” da bunu doğruluyor. Çalışmaya göre, son bir yılda, küresel seyahat pazarındaki destinasyonlara gitmeyi düşünen seyahatçilerin yaklaşık %30’u, yangınlar, aşırı sıcaklıklar veya seller gibi olumsuz veya aşırı hava koşulları nedeniyle seyahat planlarını erteledi.
Ayrıca daha serin iklimlere yapılan yaz rezervasyonlarında %44’lük bir artış yaşandı. Bu yeni trend, İngilizce “cool” ve “vacation” kelimelerinin birleşimi olan “coolcation” yani serin tatil anlamına gelen yeni bir kavramın ortaya çıkmasına sebep oldu. Nitekim Avrupa Seyahat Komisyonu tarafından Nisan ayında yayımlanan rapora göre, Avrupalıların %81’i iklim değişikliğinin tatil kararlarını etkilediğini belirtiyor. Ankete katılanların %15’i daha ılıman iklimleri tercih ediyor, %14’ü de sıcak bölgelere gitmekten kaçınıyor. Bunun doğal bir sonucu olarak, artık birçok aile ya da birey, sıcak yaz aylarını değil, daha serin ilkbahar ve sonbaharı, eylül ekim ya da mayıs haziran aylarını tercih ediyor. Örneğin İspanya, Fransa, İtalya, Yunanistan ve Türkiye gibi ülkeler yazın konforlu tatiller için “çok sıcak” hale geldi algısı da yükseliyor. Güney Avrupa’daki tatil bölgelerinin popülerlikleri azalırken, Çekya, Bulgaristan, İrlanda ve Danimarka gibi ülkeler daha fazla ilgi görmeye başladılar bile.
İlginç bir şekilde, Avrupa Seyahat Komisyonu verilerine göre, bu yaz Akdeniz’e yapılacak gezilerde %8 oranında bir düşüş yaşanırken, bahar turizmi 2024’te %20 oranında artış göstermiş durumda. Bu eğilim, Akdeniz’e dayalı klasik yaz tatilinin geleceğiyle ilgili önemli soruları da gündeme getiriyor.
İklim değişikliği turizmi yalnızca aşırı hava olaylarıyla değil, aynı zamanda ekosistemin bozuluşuyla da etkiliyor. Örneğin mercan resiflerinin ciddi şekilde zarar görmüş olması ya da hayvan türlerinin yer değiştirmesi ya da yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalışı, eko-turizmi önemli ölçüde etkiliyor. Ya da örneğin büyük çaplı kıyı alanı kaybı Akdeniz sahillerini ve kıyı turizmini baltalıyor.
Küresel Emisyonların %8,8’inden Sorumlu
Elbette iklim değişikliği bir yandan turizmi etkilerken, 2024 yılı itibarıyla her 10 işten birinin sektörde yer aldığını göz önüne aldığımızda, bu koca sektörün iklim değişikliğine katkısı da azımsanamayacak boyutta. Öyle ki, 2024 yılında turizme bağlı faaliyetler, küresel sera gazı emisyonlarının %8,8'inden sorumlu oldu. Hatta bu sektör kaynaklı emisyon her yıl %3,5 oranında artarken, küresel emisyonlardaki yıllık %1,5’lik artışı geride bırakmış durumda. Yine turizmle ilgili emisyonların yarısından fazlasını havacılık sektörü oluştururken, özellikle uzun mesafeli uçuşlar, özel jetler ve yüksek enerji tüketen lüks konaklamalar bu emisyonları maalesef daha da artırıyor.
Turizmin bir diğer dikkat çekici etkisi de su kaynakları üzerinde. Bir turist, duş, lavabo, havuzlar ve su parkları, çamaşır ve temizlik hizmetleri, yemek hazırlığı ve restoran gibi kalemler göz önüne alındığında, günde ortalama 300 ila 850 litre arasında su tüketiyor ve bu durum, turizmin su ekosistemlerinin bozulmasına yol açıyor. Diğer yandan, söz konusu aşırı tüketime iklim değişikliği nedeniyle yeterli yağış düşmemesi de eklenince turizm bir başka kısır döngünün içine giriyor.
Turizm İklim Eyleminin Önemli Bir Parçası Olabilir
Hâl böyle olunca turizmde sürdürülebilirlik daha da önem kazanıyor. Seyahat etmenin sosyal, kültürel ve doğal çevreler üzerindeki olumsuz etkilerine dair artan farkındalık, iklim değişikliği etkileriyle birleşince, seyahat davranışlarında değişim kaçınılmaz olacak gibi görünüyor. Nitekim World Travel Market’in 2024 raporu da bunu doğrular nitelikte. Raporda seyahat edenlerin yaklaşık üçte ikisinin seyahatin “çevre üzerinde olumsuz etkileri olabileceğini” kabul ettiği belirtilirken, katılımcıların %80’inden fazlası sürdürülebilir seyahatin önemli olduğunu ifade ediyor. Yine raporda gezginlerin %53’ü seyahat ederken karbon ayak izini en aza indirmeye çalıştığını, %57’si ise gelecekteki seyahatlerinde enerji tüketimini azaltmayı planladığını belirtiyor.
Tüm bu farkındalık artışı her ne kadar sevindirici bir gelişme olsa da, başta yaz turizmi olmak üzere turizm ve seyahat sektöründe acil reformlar yapılmazsa, şirketler sürdürülebilir politikalar hayata geçirmez ve hesap vermeye zorlanmazsa, sektörün iklim krizine katkıda bulunmaya devam edeceği ve dolayısıyla da bu krizden etkileneceği ortada.
Dolayısıyla turizm sektörü doğası gereği sürdürülebilir olmasını sağlayacak yapısal değişimlere girişmeli. Şurası açık ki, bu değişimler sektörün çevresel anlamda olumsuz etkisini azaltmakla kalmayacak, aynı zamanda turizmi küresel ikim eyleminin önemli bir aktörü haline getirecek fırsatı da yaratacak.
Tarih: 10 Eylül 2025