Gelecek günlere umutla bakma eğilimimiz bizi ayakta tutar hep. Geldiğimiz yer ise bir yanıyla distopik. Her alanda enerji bağımlısı bir gezegende yaşarken, enerji tüm medeniyetlerin motoru haline gelmişken, dünyada hâlâ 666 milyon kişi elektriğe erişemiyor; 2,1 milyar insan ise temiz pişirme olanaklarından mahrum. Dünyada elektriğe erişimi olmayan nüfusun %85’i Sahra Altı Afrika’da yaşarken, 2022 yılı verilerine göre 570 milyon insan elektriğe erişemiyordu. Bu sayı 2023’te ancak 565 milyona düşmüş durumda.
Aslında tüm bu veriler, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan (SKA’lar) biri olan “Erişilebilir ve Temiz Enerji” mücadelesinde halen önemli bir eksiklik olduğunu gösteriyor. Bireylerin veya hanelerin elektrikten ısınmaya kadar temel enerji hizmetlerine erişememesi anlamına gelen ve özellikle düşük gelirli, kırsal bölgelerde yaşanan enerji yoksulluğu küresel bir sorun olarak karşımızda duruyor. Öyle ki bu yoksulluk türü bir yandan da eğitim, sağlık hizmetleri ve ekonomik gelişim fırsatlarını da kısıtlayarak genel anlamda bir yoksulluk döngüsünü sürekli kılıyor.
Enerji yoksulluğunun göstergeleri elbette bölgesel anlamda farklılıklar içeriyor. Nitekim bu kavram ilk olarak bundan 30 yıl kadar önce, Birleşik Krallık’ta hane halkı gelirinin %10’undan fazlasını enerji faturalarına harcandığı durumu tanımlamak için kullanılan “yakıt yoksulluğu” kavramıyla ortaya çıktı. İhtiyaçlar söz konusu bir ülkenin kalkınma düzeyine ve yapısına göre değiştiği için enerji yoksulluğunu niceliksel olarak tanımlamaya çalışırken, evrensel anlamda geçerli sayılar vermek neredeyse her zaman imkânsız oldu.
Avrupalıların %9’u Geçen Yıl Evlerini Yeterince Isıtamadı
Tüm bu gerçekliğe rağmen enerji yoksulluğunu ölçmek için günümüzde üç ana yöntem kullanılıyor. Birincisi harcama yaklaşımına dayanıyor. Hane halkının enerji harcamasının toplam bütçelerine oranı ölçüt kabul ediliyor ve enerji harcamaları bu oranın üstünde olan haneler enerji yoksulu olarak nitelendiriliyor.
Belirli bir enerji miktarının tüketimini eşik olarak belirleyip, bu eşiğin altında enerji tüketimi gerçekleştiren hane halklarının enerji yoksulu sayılması ise bir diğer yaklaşım. Yanı sıra bireylerin barınma koşullarına ilişkin kendi beyan ettiği değerlendirmelere ve temel ihtiyaçları ne ölçüde karşılayabildiğine ilişkin tespitlere dayanana başka bir yaklaşım da kavram çerçevesinde kullanılıyor.
Niceliksel en güncel hesaplamalardan birini de Avrupa Birliği’nin istatistik ofisi olan EUROSTAT yapıyor. Ofisin verilerine göre 2024 yılı itibarıyla Avrupalıların %9,2 si enerji yoksulluğu nedeniyle evlerini yeterince ısıtamadı. EUROSTAT veri setleri, enerji yoksulluğuna dair diğer aday ülkelerin yanı sıra Türkiye’ye ilişkin bazı göstergeleri de sunuyor. Bu göstergelerden biri, “Beyana Dayalı Birincil Göstergeler” kapsamındaki enerji yoksulluğunu ifade eden “evi yeterince sıcak tutamayan hanelerin oranı” oldu. 2024 itibarıyla Türkiye’de evini yeterince sıcak tutamayan hanelerin oranı %15,1 olarak tanımlanıyor. Bir diğer gösterge ise “Beyana Dayalı Birincil Göstergeler” kapsamındaki “enerji faturalarını ödemekte gecikmeler yaşayan hanelerin oranı”. 2024 yılında Türkiye’de enerji hizmetleri fatura ödemelerinde gecikmeler yaşayan hanelerin oranı %14,1 olarak gerçekleşti.
Yenilenebilir Enerji Çözüm İçin İş Başında
Bunca enerji yoksulluğunu aşmaya yönelik en büyük potansiyel ise yenilenebilir enerjide aslında. Bu sorun elbette tek başına yenilenebilir enerji teknolojilerinin uygulanmasıyla da çözülemez. Bir yandan enerji dönüşümü gerçekleştirilirken, bir yandan da bu dönüşümü, enerji erişimi ve yoksullukla mücadelede, altyapı eksikliği, yetersiz yönetişim ve sosyoekonomik anlamda dışlanma gibi daha yapısal engelleri ele alan, daha geniş bir sürdürülebilir kalkınma perspektifi içine entegre etmekten geçiyor.
Yenilenebilir enerji, fosil yakıtlar nedeniyle yaşanan iklim değişikliğine karşı en büyük mücadele aracı olmasının ötesinde, özellikle uzak ve hizmet alamayan topluluklar için sürdürülebilir ve merkeziyetsiz enerji çözümleri sağlayarak enerji yoksulluğunu hafifletmenin önemli bir yolu. Orta ve uzun vadede yakıt maliyetini ortadan kaldırdığı için düşük gelirli haneler ve topluluklar için enerjiyi daha uygun fiyatlı hale getiriyor.
Son verilere göre, dünya nüfusunun yaklaşık %80’i, yani yaklaşık 6 milyar insan, fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde yaşıyor. Bu durum, onları jeopolitik şoklara ve krizlere karşı savunmasız hale getiriyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) ise 2050 yılına kadar küresel elektriğin %90’ının yenilenebilir enerjiden karşılanabileceğini tahmin ediyor.
Yenilenebilir enerji, dışa bağımlılıktan kurtulma imkânı sunarak ülkelerin ekonomilerini çeşitlendirmelerine, fosil yakıtların öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarından korunmalarına ve aynı zamanda kapsayıcı ekonomik büyüme, yeni işler ve yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlıyor. Düşen maliyetler, önümüzdeki yıllarda enerji arzının büyük kısmının düşük karbonlu kaynaklardan sağlanmasına gerçek bir fırsat sunuyor. Uygun maliyetli yenilenebilir elektriğin, 2030 yılına kadar küresel elektrik arzının %65’ini sağlayabileceği tahmin edilirken, bu sayede enerji sektörünün %90’ı karbonsuz hale gelebilecek.
Nitekim günümüzde güneş enerjili ev sistemleri, mini-şebekeler ve enerji kaynaklarının yerel sahipliğini de güçlendiren topluluk bazlı enerji projeleri giderek yaygınlaşıyor. Örneğin güneş enerjili ev sistemleri ve güneş enerjili mini şebekeler gibi dağıtık yenilenebilir enerji çözümleri 2023 yılı itibarıyla dünya genelinde 560 milyondan fazla insana yardımcı olurken, 2020-2022 yılları arasında Sahra Altı Afrika’daki yeni elektrik bağlantılarının %55’i bu teknolojilerle sağlandı. Yanı sıra şebekeden bağımsız güneş enerjisinin, 2030 yılına kadar elektriğe erişimi olmayan nüfusun %41’i için en uygun maliyetli çözüm olması bekleniyor.
Enerji Toplulukları Yaygınlaşıyor
Enerji yoksulluğuyla mücadelede giderek ilgi görmeye başlayan bir başka yenilenebilir enerji yöntemi ise enerji toplulukları oluşturmak. Bu tür topluluklar, birer sosyal inovasyon olarak, istihdam yaratma, enerji sitemlerinin demokratikleşmesi gibi daha geniş anlamda sosyoekonomik fayda sağlayabiliyor. Yerel istihdam fırsatları yaratmasının yanı sıra, yenilenebilir enerjiye yönelik toplumsal kabulü geliştiren bu topluluklar, bir yandan da bireyler ile enerji sistemleri arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirerek, enerji sektöründeki yapısal eşitsizliklere de çözümler sunuyor.
Bu topluluklar arasında en öne çıkan örnek ise, 2010’da İspanya’nın Girona kentinde kurulan ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını teşvik eden, yaklaşık 70 bin kadar üyeye sahip Som Energia adlı enerji kooperatifi. Som Energia’nın en önemli hedeflerinden biri, enerji yoksulluğunu azaltmak. Bu doğrultuda, yeşil enerjiyi düşük gelirli haneler için erişilebilir ve uygun fiyatlı hale getirmeye yönelik çeşitli yenilikçi yaklaşımlar sunuyor.
Tüm bu iyi gelişmeler elbette geleceğe umutla bakmamızı sağlasa da, başta gelişmekte olan ülkeler olmak üzere hükümetler, bağışçılar, özel sektör, sivil toplum ve yerel topluluklar gibi çeşitli paydaşların ortak ve koordineli çabaları gerekli. Yenilenebilir enerji gelişimi için elverişli bir ortam yaratan destekleyici politika ve düzenlemelerin geliştirilmesi, finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve harekete geçirilmesi, teknik ve kurumsal kapasitenin oluşturulması ve yerel toplulukların katılımının sağlanması ve güçlendirilmesi ve ayrıca nihai kullanıcıların, yenilenebilir enerji sistemlerinin planlama, karar alma, sahiplenme ve yönetim süreçlerine dahil edilmesi, bu koordinasyonun mutlaka yerine getirmesi gereken başlıklar olmalı.
Tarih: 01 Temmuz 2025