bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

“Ana yolları bırak, patikalardan git...” Antik Yunan filozoflarından Pisagor’a atfedilen bu söz, farklı ve doğru düşünmeye yönelik çaba göstermeyi salık verir aslında. Ancak gündelik hayatımızın keşmekeşi klişe ve yanlış düşünmemizi besliyor. Mesela doğayı ele alalım. Bizler doğayı çoklukla temiz hava soluyabildiğimiz, hafta sonları kaçarak içinde keyifli vakit geçirdiğimiz alanlar olarak görme eğilimindeyiz. Hâlbuki doğa bizim evimiz.

Aynı yanılgıyı ormanlar için de yaşıyoruz. Sağlıklı orman dediğimiz şey de, az ötede ya da uzakta birer güzel doğal peyzajdan ibaret gibi geliyor bizlere. Tam tersine, ormanlar tüm gezegenimizin dengesini koruyan canlı birer sistem. İklim değişikliğiyle mücadele de kritik öneme sahip olan ormanlar, havadaki karbondioksiti emiyor, toprak ve bitki örtüsünde küresel karbon stokunun yarısından fazlasını depoluyor ve yağışları da düzenliyor. Yanı sıra dünyadaki karasal biyoçeşitliliğin %80’i ormanlarda bulunuyor. Bu alanlar milyonlarca insan için doğrudan gelir ve barınma kaynağı olmalarının yanı sıra 2,4 milyar insan için de ısınma ve yemek pişirme enerjisi sağlıyor.

Ancak iklim değişikliği ve toprak bozulumu ilerledikçe ve ormansızlaşma küresel olarak arttıkça, bazı ormanların doğal döngüleri dünya genelinde bozuluyor ve bu doğal alanların bir kısmı, karbon yutağı olmaktan çok, mevcut karbon salımına katkıda bulunmaya başlayabiliyor. İklim değişikliğiyle mücadelede uzun zamandır maliyet etkin doğa temelli çözümler arasında en iyisi olarak nitelense de ormanların bu işlevi daha fazla tartışma konusu oluyor. Tarım ve kentsel alanlar dışında kalan tüm ormanların küresel ölçekte yeniden doğal haline bırakılması durumunda, 226 gigaton karbon tutma potansiyeline sahip olacağı tahmin ediliyor. Bu miktar, iklim hedeflerine ulaşmak için atmosferden uzaklaştırılması gereken karbonun %30’una denk geliyor. Sadece 1990’dan bu yana, dünya genelinde ABD yüzölçümünün yarısına tekabül eden, 420 milyon hektarlık ormanın kesildiği tahmin ediliyor. İnsan müdahalesinden uzak kalan birincil yani bakir ormanlar ise küresel ormanların dörtte birinden azını oluşturuyor.

Örneğin son 10 yıla yönelik Güneydoğu Amazon üzerine yapılan bir çalışma, insan müdahalesi, ormansızlaşma ve orman yangınları ile iklim değişikliği ve kuraklığın etkisi nedeniyle net karbon kaynağı haline geldiğini ortaya koyuyor. Küresel orman örtüsündeki kaybın üçte ikisi, tropik ve subtropikal bölgelerde meydana geliyor.

 

2025’te Ormansızlaşma Hızı Azalma Gösterdi

Tüm bu kötü gelişmelere rağmen son yıllarda ormanlara yönelik koruma ve restorasyon çabalarının meyvelerini vermeye başladığını görmek elbette sevindirici. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) 2025 Küresel Orman Kaynakları Değerlendirmesi raporuna göre, ormansızlaşma son 10 yılda dünyanın tüm bölgelerinde yavaşladı. Yıllık net orman kaybı, 1990’larda 10,7 milyon hektar iken 2015–2025 döneminde 4,12 milyon hektara düştü. Son 10 yıldaki en büyük düşüşler Afrika ve Güney Amerika’da görüldü.

Bir başka çalışma ise Amazonlar’daki ormansızlaşmanın 2025’te %11,08 azaldığını ortaya koyuyor. Amazonlar’da bu oran, 1988’de kayıtların tutulmaya başlanmasından bu yana üçüncü en düşük seviye anlamına gelirken, 2025 itibarıyla Amazon’daki ormansızlaşma 2022’ye kıyasla %50 azalmış oldu.

Ormanlara yönelik bir başka sevindirici gelişme ise geçen yıl düzenlenen COP30 zirvesinde yaşandı. Zirvede Tropikal Ormanlar İçin Finansman Mekanizması (Tropical Forest Forever Facility, TFFF) resmen başlatıldı. Tropikal orman ülkelerini orman örtüsünü korumaları için finansal olarak ödüllendirmeyi hedefleyen mekanizmaya 66 ülke onay verdi. Buna göre ormanlar için 125 milyar dolar civarında bir hedef konurken bu finansman mekanizmasının en az %20’sinin de yerli halklara ve topluluklara doğrudan gitmesi öngörülüyor.

 

Avrupa Yeni Bir Yasayla Büyük Bir Adım Atacak

Öte yandan FAO’nun verilerine göre dünya genelinde ormansızlaşma hızı yavaşlarken, Avrupa’da ise artış kaydediliyor. Son 20 yılda Avrupa, uzun boylu orman diye nitelendirilen, yani 15 metreyi aşan ağaçlardan oluşan, 2,25 milyon hektarlık bir alanı kaybetti. Bu alan Danimarka’nın yarısı büyüklüğünde ve bu tür ormanlar Avrupa’nın doğal mirası için ekolojik olarak hayati önemde. Avrupa’daki ormanların büyük kısmı yönetilen üretim ormanlarından oluşurken, gerçek anlamda eski ve doğal ormanların oranı %3’ün altında olduğu tahmin ediliyor. Bu yüzden AB politikaları artık özellikle, bu eski ormanları korumaya ve ekosistem restorasyonuna yöneliyor. Bu bağlamda da AB 2030 Biyoçeşitlilik Stratejisi ve Doğa Restorasyonu Yasası gibi düzenlemelere odaklanıyor.

AB’nin bir diğer girişim ise tüm gezegeni ilgilendiriyor. Birlik dünyada ormansızlaşmaya karşı bugüne kadar ki en önemli piyasa düzenlemesine adım atacak bir yasayı hayata geçirmeyi amaçlıyor. Başlangıçta Aralık 2024’ten itibaren yürürlüğe girmesi planlanan ‘ormansızlaşma yasası’, AB’nin yeşil gündeminin önemli bir unsuru olarak tasarlanmıştı. Daha önce 30 Aralık 2025’e ertelenen yasa, siyasi ve ticari baskılar nedeniyle bir yıl daha ertelendi. Yeni düzenlemeyle, büyük şirketler 30 Aralık 2026’dan itibaren, etkilenen ürünlerde cirosu 10 milyon Euro’nun altında olan küçük firmalar ise 30 Haziran 2027’den itibaren bu düzenlemeye uymak zorunda kalacak.

AB pazarına giren bazı ürünlerin ormansızlaşmaya neden olan üretimden gelmesini engellemeyi amaçlayan söz konusu düzenlemeyle, Avrupa’da satılan ürünlerin ormansızlaşma sonucu elde edilmiş arazilerden gelmemesi, üretildiği ülkedeki yasalara uygun ve izlenebilir olması şart olacak. Yasa, sığır eti, kakao, kahve, palm yağı, soya ve ahşap ürünleri gibi tarımsal genişleme nedeniyle oluşan ormansızlaşma ve orman tahribatıyla bağlantılı ürünlere karşı önlem almayı öngörüyor. Nitekim bu altı emtia, sadece 2001-2015 yılları arasındaki küresel ormansızlaşmanın %50’sinden fazlasından sorumlu olarak kabul ediliyor.

 

Tükettiğimizden de Sorumluyuz Yaklaşımı

Bu ürünleri ihraç eden firmaların artık, hammaddenin coğrafi koordinatını, üretimin ormansızlaşma içermediğini ve tedarik zincirinin şeffaf olduğunu kanıtlaması gerekecek. Düzenlemeyle ayrıca, 2030’a kadar AB kaynaklı ormansızlaşmanın %29 azaltılması, yıllık en az 32 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesi, yılda en az 3,2 milyar euro ekonomik tasarruf hedefleniyor.

Dünya çapındaki alışılageldik birçok çevre politikası üretim ülkelerine odaklanırken, ormansızlaşma yasası tüketici pazarının sorumluluğunu da kabul ederek, “biz tükettiğimiz ürünlerin yarattığı çevresel etkiden de sorumluyuz” yaklaşımını benimsiyor. Üstelik konunun uzmanları söz konusu düzenlemenin biyoçeşitlilik, karbon ayak izi ve su kullanımı gibi kriterlerin ticaret kurallarına girmesinin en önemli önemli örneklerinden biri olacağına dair hemfikir konumda.

Başa dönersek, sürdürülebilir kalkınma ve ormanları korumak adına, ana yolu bırakıp tıpkı AB’nin ormansızlaşma yasası gibi patikalara yönelmek çok önemli çünkü bu yaklaşım güçlendikçe, o patikalar zaman içinde ana yollar haline gelecek ve yeşil dönüşümle ilgili adımlarımız hızlanacak.

Tarih: 25 Mart 2026