bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Modern sanayinin belkemiği ne diye sorulsa, akla ilk gelecek cevap herhalde “çelik” ya da “demir-çelik” olmalı. Gerçekten de gezegenimizin ekonomisinin merkezinde olan ve modern yaşam için de vazgeçilmez olan çelik, sadece klasik anlamda kalkınmaya katkı sunmakla kalmadı, konutlardan çalışma alanlarına, yollardan köprülere ve şimdilerde de rüzgâr türbinlerinden güneş panellerine ve elektrikli araçlara kadar her alanda en temel malzeme olma özelliğini korudu.

Öte yandan bu harika alaşım, büyük bir handikabı da beraberinde taşıyor. Günümüzde çeliğin büyük çoğunluğu hâlâ kömür bazlı yüksek fırınlar kullanılarak üretiliyor. Bu üretim süreci de onu iklim değişikliğinin başlıca kirletici sektörlerinden biri haline getiriyor. Ortalama olarak üretilen her bir ton çelik atmosfere 2000 ton karbondioksit salarken, demir-çelik sanayi kaynaklı toplam emisyon, küresel insan kaynaklı emisyonun %7 ile %9’u arasındaki bir orandan sorumlu. 

Konunun vahametini en iyi veren çalışmalardan biri ise Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlandı. 2020 yılında demir-çelik sektörünün daha sürdürülebilir bir enerji vizyonuyla uyumlu gitmesi için gereken stratejileri bir yol haritası şeklinde yayımlayan Uluslararası Enerji Ajansı IEA’ya göre, demir- çelik sektöründen kaynaklanan doğrudan emisyonların 2050 yılına kadar 2019 seviyesine göre %50’den fazla azalması gerekiyor. Aynı senaryoda, ham çelik üretiminin emisyon yoğunluğunun da %58 azalması hedefleniyor. İşte tam da bu yüzden sektörün karbonsuzlaştırılması ve yeşil dönüş

Yeşil Hidrojen Devreye Giriyor  

Günümüzde demir-çelik üretimi ağırlıklı olarak entegre yüksek fırın tesislerinde gerçekleşiyor. Bu tesisler, yukarı akışta demir-çelik üretimini, aşağı akışta ise sıcak haddeleme ve yüzey işlemleri gibi nihai ürün üretimiyle birleştiriyor. Ancak bu geleneksel tesisler, demir cevherini indirgemek için kok kömürü kullanıyor ve yüksek emisyonlara sebep oluyor. Ama bir yandan da demir-çelik sektörünün dönüşümü, özellikle de karbonsuz üretime geçiş süreci giderek hızlanıyor. Hatta İngilizce’de bu dönüşümü ifade etmek için mecazi anlamda “metalmorfoz” diye bir kavram çoktan kullanıma girdi bile.

Sektör içinde bir yandan da hurda bazlı elektrik ark ocağı kullanan demir-çelik üretim tesislerinin sayıları giderek artıyor. Elektrikle çalışan bu fırınlar yüksek fırınlara göre çok daha az emisyon üretiyor ve tamamen yenilenebilir enerjiyle çalışabiliyor. Hâlbuki tarihsel olarak çelik üretim maliyetlerini demir cevheri ve kok kömürü belirlemişti. Yeşil çelik üretimi ise artık kok kömürüne değil, büyük miktarda elektrik enerjisine dayanıyor. Hatta bu konuda ilk kez 2021 yılında başarılı üretim gerçekleştiren bir başka yöntem sanayide çığır açıcı oldu diyebiliriz. Yenilenebilir elektrik vasıtasıyla elektroliz yapılarak sudan üretilen hidrojen yani yeşil hidrojen, çelik üretiminde indirgeme maddesi olarak kullanılmaya başlandı. 

Ayrıca her çelik fabrikası aynı zamanda bir geri dönüşüm tesisi özelliği de taşımaya başlıyor. Tüm çelik üretim süreçlerinde hurda metaller kullanılabiliyor. Yüksek fırın yönteminde %30 hurda kullanımı mümkünken, elektrik ark ocağı yönteminde bu miktar %100’e kadar çıkabiliyor. Hurda, hem emisyonların hem de kaynak tüketiminin azaltılmasında kilit rol oynuyor. Öyle ki, her bir ton hurda kullanımıyla, 1,5 ton karbondioksit emisyonu, 1,4 ton demir cevheri, 740 kg kömür ve 120 kg kireçtaşı kullanımı önlenmiş oluyor. 

Karbon Vergisi Türkiye’yi Yakında İlgilendiriyor

Demir-çelik üretiminin karbonsuzlaştırılmasına yönelik dünya çapında teşvik edici uygulamalar devreye girerken, bunlar arasında en önemlilerinden biri de Avrupa Birliği’nden (AB) geliyor. AB, 2050 yılına kadar üye ülkelerin net emisyonlarının sıfırlanması hedefiyle Avrupa Yeşil Mutabakatı adlı politika paketini 2019 yılında kabul etmişti. Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması-SKDM (Carbon Border Adjustment Mechanism-CBAM) ise uluslararası ticaretin “yeşil dönüşümü”ne yönelik olarak bu paket içindeki en önemli unsur olacak gibi görünüyor. SKDM kapsamında AB’ye ihracat yapan şirketler, ürünlerinin ne kadar karbon salımında bulunduğunu raporlamak ve belirli sınırları aştığında vergi olarak bedelini ödemek zorunda. 

Karbon vergilerinin tahsilatı fiilen 2026’da başlayacak ve gübre, elektrik, çimento, hidrojen, alüminyum ve tabii ki demir çelik sektörü uygulamanın ilk başlayacağı sektörler. İşin bu kısmı ise bizi çok etkileyecek çünkü AB, Türkiye’nin en büyük ihracat pazarı olma özelliğini taşıyor. Yanı sıra Türkiye, Avrupa genelinde de kapasite ve üretim açısından demir-çelik sektöründe Almanya’nın arkasında ikinci sırada yer alırken, küresel anlamda da en büyük 8. ihracatçı konumunda. Dolayısıyla SKDM kapsamında ve Türkiye’nin Paris Anlaşması çerçevesinde verdiği taahhütler doğrultusunda bu sektördeki karbonsuzlaştırma çabaları çok büyük bir önem taşıyor. 

Nitekim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın 2023 yılı sonunda yayımladığı “Türkiye’de Çelik Sektörü İçin Düşük Karbonlu Yol Haritası” adlı raporu bu konuda ülkemizin son durumunu ve sektörün yeşil dönüşümü için yapılacakları ortaya koyuyor. 2000 yılından bu yana elektrikli üretim kapasitesinin üç katına ulaştığına dikkat çekilen raporun bulguları ayrıca, Türkiye çelik sektörünün 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için kapsamlı, entegre ve tutarlı politikalar geliştirmesi ve radikal teknolojik dönüşümlere yatırım yapması gerektiğini ortaya koyuyor. 

Türkiye'nin yakın zamanda attığı önemli adımlardan biri olarak ulusal hidrojen ekonomisi geliştirme stratejisini işaret eden raporda ayrıca çelik sektöründe elektrifikasyon ve yeşil hidrojen kapasitesinin daha da artırılmasıyla, demir-çelik sektöründeki toplam emisyonun 2040 yılında %20,6 ve 2053 itibarıyla da %99,7 oranında azaltılabileceği öngörülüyor. 

Avrupa Karbonsuzlaşmanın Öncüsü Konumunda

Yeşil dönüşüm sürecinde, demir-çelik sektörü emisyonları azaltmanın yollarını ivedilikle bularak kendi “metalmorfoz”unu geçirmek zorunda. Bu konuda Avrupa, karbon vergileri ve diğer mevzuatlar sayesinde hızlı emisyon azaltımı için teşviklerin bulunduğu ilk bölge olarak karbonsuzlaşma sürecinde başı çekecek gibi görünürken, Dünya’nın diğer bölgelerinde de benzer düzenleyici mekanizmaların devreye girmesi, hem sektör hem de gezegen için kritik öneme sahip. Önümüzdeki yıllarda düşük maliyetli enerjiye ve uygun hammaddeye erişimi olan bölgelerde yeşil çelik üretim merkezleri kurmak başarılı bir strateji olacak gibi. Bu merkezler, tüm sektörün karbonsuzlaşması için tek başına yeterli olmasa da, mevcut üreticilerin dönüşüm süreçlerini tamamlayıcı rol oynayacak. Hele bir de yeşil hidrojen benzeri uygulamalar da buna entegre edildiğinde, dünya demir-çelik sektörünün dönüşümünü büyük ölçüde halletmiş olacak gibi görünüyor. 

Tarih: 18 Nisan 2025