bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Küresel ekonomi derin bir yeşil dönüşümden geçiyor. Düşük karbonlu ve çevresel açıdan sürdürülebilir üretim ile teknolojileri desteklemeye yönelik devlet çabalarını ifade eden yeşil sanayi politikası, artık kalkınma, ticaret ve iklim konularındaki büyük tartışmaların merkezinde yer alıyor.

Hâlihazırda yaşadığımız, fosil yakıtların yakılması kaynaklı sera gazlarının yol açtığı küresel ısınmanın ve ona bağlı olarak iklim değişikliğinin hızı, atmosfere ne kadar daha fazla karbondioksit yükü bindirdiğimize bağlı olacak. Bu bağlamdaki en büyük hedef ise 24 yıl içinde Net Sıfır 2050’ye ulaşabilmek gibi görünüyor. Bu hedefe ulaşabilmek için öncelikle küresel emisyonların 2030’a kadar 2010 seviyelerine kıyasla yaklaşık %45 azaltılması, 2035 yılına kadar emisyonların, 2022 seviyesine kıyasla gelişmiş ekonomilerde %80, yükselen piyasalar ve gelişmekte olan ekonomilerde ise %60 oranında azalması gerekiyor.

Mevcut duruma baktığımızda emisyonların %37’si başta enerji sektöründeki çokuluslu şirketler tarafından üretiliyor. Ardından sanayi sektörü %15, ulaşım ise %7 pay sahibi. Bu gerçekliğe rağmen her dört çok uluslu şirketten yalnızca biri şu anda 2050’ye kadar net sıfır sera gazı emisyonu hedefi koymuş durumda.

 

25 Yılda Dönüşüm Hızlandı

Tüm bu verilere baktığımızda sanayi sektöründe net sıfır hedefi koymak kritik bir önem taşıyor. Aslında temel sorumuz şu olmalı: İklim değişikliği, sürdürülebilir kalkınma ve ticaret önceliklerini pratikte nasıl dengeleyeceğiz? Sanayi sektöründe karbon nötre ulaşmak elbette kolay değil. Bir kere, demir-çelik gibi en kirletici sektörlerin sürece dâhil edilmesi gerekiyor. Ekonomik kaynaklar, teknolojik araçlar, üretim inovasyonu ve altyapı yatırımları bu dönüşüm için zorunlu. Hatta bazı sanayilerin üretim süreçlerini tamamen yeniden tasarlaması gerekiyor.

Bu yönde adımlar atıldıkça, doğal kaynak kullanımı ve atığın azalmasıyla beraber, ekosistemlerin toparlandığı ve biyoçeşitliliğin artış gösterdiği, enerji verimliliğinin ve kaynak güvenliğinin güçlendiği, bunlarla beraber de sağlıklı bir nüfus, ekonomik verimlilik artışı ve sonunda da tüketiciler adına sürdürülebilir ve potansiyel olarak daha ucuz ürünlere ulaşmak son derece mümkün.

Tüm zorluklara rağmen 2010’lu yıllardan bu yana sanayi sektöründe dönüşüm bir hayli hızlanmış durumda; bu iyi bir haber. Net sıfır 2050 yolunda, sanayi sektöründe biyo-bazlı malzemeler, geri dönüşüm ve yenilenebilir enerji kullanımı öne çıkarken, yaşam döngüsü analizleri ve atık minimizasyonu kritik araçlar haline gelmeye başlıyor. Fonksiyonel tasarımın, otomasyonun ve akıllı üretimin yaygınlaşması da bu yolda büyük katkı sunuyor.

Sanayide inovatif yaklaşımlar emisyonların azaltılmasında önemli rol oynuyor. Örneğin fosil yakıt kullanılmadan çelik üretimi olarak bilinen yeşil çelik, küresel emisyonların yaklaşık %8’inden sorumlu olan çelik sanayi için bir emisyon azaltım yolu sunuyor. “Yeşil hidrojen” olarak adlandırılan çözüm, çelik endüstrisinin karbon ayak izini azaltmaya yardımcı olmayı hedefliyor. Yine yüksek sıcaklık veya kimyasal reaksiyon gerektiren ağır sanayi sektörlerinde yenilenebilir enerji kullanılarak üretilen hidrojen düşük karbonlu yakıt ya da hammadde olarak kullanılmaya başlanıyor. Yanı sıra, ısıtma, soğutma veya proses enerjisi için fosil yakıtlar yerine yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik veya düşük karbonlu şebeke elektriğine geçiş de, özellikle alüminyum, kâğıt ve cam gibi elektrik yoğun sektörlerde emisyonları azaltabiliyor.

 

Türkiye Sanayide Net Sıfır Hedefine Yönelik Hızlanacak

Net sıfır hedefi Türkiye için de söz konusu. Türkiye Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefini çoktan açıkladı. Bu kapsamda, enerji yoğun sanayi kollarında dönüşümü hızlandırmak amaçlanıyor. Demir-çelik, çimento, kimya ve seramik gibi sektörlerde atık ısı geri kazanımı, verimli motorlar ve dijital enerji yönetimi sistemleri yaygınlaştırılıyor.

Sanayide düşük karbonlu proseslere geçiş, ulusal strateji belgelerinde temel öncelik olarak yer alıyor. Bu yaklaşım, küresel senaryolarda da en hızlı azaltım yolu olarak gösterilen Uluslararası Enerji Ajansı bulgularıyla da uyumlu. Organize sanayi bölgelerinde çatı GES, rüzgâr projeleri ve uzun vadeli yeşil elektrik anlaşmaları artıyor. Depolama yatırımları ve şebeke esnekliği, sanayinin kesintisiz temiz enerjiye erişimi için kritik görülüyor. Bu dönüşüm, Türkiye’nin enerji ithalatını azaltarak rekabet gücünü de artırma potansiyeli taşıyor. Bir yandan da uzun vadede hidrojen üretimi, depolanması ve taşınmasına yönelik altyapı planları gündeme girmiş durumda. Yanı sıra Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı ve karbon düzenlemeleri kapsamında hayata geçen sınırda karbon düzenleme mekanizması nedeniyle de ihracatçı sanayi kollarının hızla karbonsuzlaşması gerekiyor. Bu bağlamda döngüsel ekonominin ve kaynak verimliliğinin artması bekleniyor.

 

En Büyük Zorluğun Kolaylaştırıcısı Olarak Bankalar

Net Sıfır 2050 adına hem küresel hem de Türkiye bağlamında bankacılık sektörüne de önemli görevler düşüyor. Bankalar verdikleri kredileriyle, tahvil ve hisse ihracı aracılığıyla portföy yönetimi sayesinde finansmanı düşük karbonlu projelere, yenilenebilir enerjiye ve yeşil teknolojilere yönlendirebilme, kısacası yüksek emisyonlu faaliyetlerden kademeli çıkışı hızlandırabilme kapasitelerine sahip. Nitekim sanayi gibi zor dönüşen bir alanın karbonsuzlaşması için uzun vadeli ve uygun maliyetli finansman hayati bir önem taşıyor.

Net Sıfır 2050 hedefini ortaya koyan bankalardan biri de QNB Türkiye. Banka 2050 net sıfır hedefini yalnızca kendi operasyonel emisyonlarını azaltmakla sınırlamıyor. Bu hedef yolunda, ağırlıklı olarak sürdürülebilir finansman, enerji dönüşümü yatırımlarının desteklenmesi ve yüksek emisyonlu sektörlerin karbonsuzlaşmasına yönelik finansman araçlarının geliştirilmesi üzerinden sanayi sektörüne katkı sunuyor.

QNB Türkiye, dünyada ilk örneklerden biri olan 100 milyon ABD doları tutarında iklim geçiş tahvili ihracıyla özellikle enerji-yoğun ve azaltımı zor sektörlerin düşük karbonlu yatırımlarını finanse etmeyi hedefliyor. Bu finansman, Paris Anlaşması hedefleriyle uyumlu bilim temelli karbonsuzlaşma planlarını hızlandırmayı amaçlıyor. Ayrıca bu yatırım, Türkiye’nin sanayi rekabetçiliğini ve istihdamını desteklerken net sıfır yoluna özel sermaye mobilizasyonunu güçlendiriyor. Bu yapı, IFC’nin küresel ölçekte finans sektöründeki ilk İklim Geçiş Tahvili yatırımı olması açısından uluslararası piyasalarda önemli bir dönüm noktası niteliği taşırken, QNB Türkiye’nin sürdürülebilir finansman alanındaki konumunu daha da güçlendiriyor.

Net Sıfır 2050’ye ulaşmak için tek bir çözümün yeterli olmadığı aşikâr. Hele sanayi de hiç değil. Enerji verimliliğinden temiz enerji kullanımına ve malzeme tercihlerine kadar karbonsuzlaşmanın döngüsel bir ekonomi ile beraber ilerlemesi gerekiyor. Toplam emisyon içindeki payı düşündüğümüzde bu dönüşümden kaçışımız yok. Bu yüzden de tüm bu dönüşümün en büyük kolaylaştırıcılarından biri ise aynı dönüşümün en büyük zorluğu olan finansmana yönelik olarak sunacağı katkılarıyla bankalar olacak. 

Tarih: 25 Şubat 2026