bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

İçinden geçtiğimiz 2020’li yıllarda, sosyal ve ekolojik riskler giderek büyüyor. Bir yandan farklı bölgelerde çatışma ve savaş ortamı artarken, bir yandan da uluslararası bilim camiasının da doğruladığı güncel kanıtlar, gezegenimizin daha önce tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde birçok çevresel eşik noktasına yaklaştığını gösteriyor. Buzullar daha hızlı eriyor, başta Amazon ormanları olmak üzere ormansızlaşma artıyor, küresel sıcaklıklar yükseliyor, seller ve sıcak hava dalgaları toplumlara ve ekonomilere zarar veriyor, milyonlarca insan yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalıyor.

Bütün bunları birer felaket senaryosu gibi alt alta saymak çok kolay ama asıl mesele, hemen şimdi kesintisiz bir eyleme geçip geçmemekte. İşte tam da bu yüzden sürdürülebilir, adil ve doğaya duyarlı bir gezegenin geleceğine yönelik yerel ve küresel çabaların en önemli ayaklarından birini eğitim oluşturuyor. Eğitimle sürdürülebilirlik arasındaki bağı sağlamlaştırmamız gerekiyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) içinde de yer alan nitelikli eğitim hedefine ulaşmak, farkındalık ve davranış kalıplarında değişimi beraberinde getirirken, diğer tüm SKA’ların gerçekleştirilebilmesi açısından da hayati bir rol oynuyor.

Ulusal Müfredatlar Hâlâ Yetersiz Durumda

İklim değişikliğinin nedenlerini öğrenmek, genç nesillerin bu konuda duymaya başladıkları kaygıyı azaltabilir ve bir yandan da insan kaynaklı faaliyetlerin yıkıcı etkilerine yönelik farkındalık kazandırarak daha sürdürülebilir yaşam pratiklerinin yaygınlaşmasına ön ayak olabilir.

UNICEF’in Çocukların İklim Riski Endeksi verileri de durumun aciliyetini ortaya koyuyor. Buna göre, küresel çocuk nüfusunun neredeyse yarısı, yani yaklaşık bir milyar çocuk aşırı risk altındaki ülkelerde yaşıyor. Ayrıca UNICEF, iklim kaynaklı aşırı hava olayları nedeniyle dünya çapında en az 43 milyon çocuğun yerinden edildiğini de belirtiyor.

Tüm bu gerçekliğe rağmen eğitimin genel çerçevesini belirleyen ulusal müfredatlar, mevcut halleriyle yeni duruma uyum konusunda yetersiz. UNESCO’nun Okulları İklime Hazır Hale Getirmek adlı raporuna göre 100 ülkenin ulusal eğitim programlarının %47’si iklim değişikliğine tek bir atıfta bile bulunmuyor. Diyelim atıf sayısı arttı, peki bu eğitimi verecek eğitimcilerin eğitimi ne olacak? Yine aynı araştırmaya göre öğretmenlerin yalnızca %40’ı iklim değişikliğinin etkileri ve şiddeti konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunu aktarırken, öğretmenlerin yarısından azı, okullarının iklim eğitimi müfredatına geçiş için bir eylem planı olduğunu bildiriyor.

Tüm bunlara ilaveten, geleneksel olarak, çevre, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği eğitimi, fen bilimleri derslerinin öğrenme hedeflerine dayandırılıyor. Ancak, iklim değişikliğinde ekolojik ve sosyal sistemler arasındaki karmaşık ilişkiler göz önüne alındığında, bu konularda etkili bir eğitim, öğretim yaklaşımlarının sadece fen alanında değil, tüm alanlarda yeniden düşünülmesini gerektiriyor. Farklı bağlamlarda yapılan araştırmalar, fen öğretiminin 20. ve 21. yüzyıl boyunca büyük ölçüde sabit kaldığını, soyut kavramlara, kavramsal bilgiye ve standart problemlere odaklandığını, toplamda da gerçek hayattan kopuk olduğunu gözler önüne seriyor.

İklim Eğitimi İçin Öğrencilerin Yeterlilikleri Artırılmalı

Müfredatı güncelleyerek, iklim değişikliği ve iklim eylemiyle ilgili gerçekleri öğretmek de tek başına yeterli değil. Sürdürülebilirliğin tüm eğitim hayatına tam entegrasyonu gerekli. İşin odak noktası sadece risklere değil, fırsatlara ve çözüm yollarına da kaymalı.

Bu konuya özel olarak eğilen UNESCO, her bir SKA için öğrenme hedeflerini, etkinlikleri ve konuları belirten ve 2023 yılında güncellediği ayrıntılı bir kılavuz yayımladı. Bu kılavuz, her bir SKA için özel yeterlilikleri sıralamanın ötesinde, sürdürülebilirlik için genel temel yeterlilikleri de tanımlıyor. Öğrencilerin konu hakkında öngörüsünü güçlendirme, sistemik, stratejik ve eleştirel düşünme, işbirliği yapabilme, öz farkındalık ve entegre problem çözme gibi yeterliliklerinin sürdürülebilirlik ve çevre eğitimleri için ne kadar önemli olduğuna vurgu yapılıyor.

Yanı sıra iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma konularında eğitimin rolünü güçlendirmek amacıyla BM’nin bir inisiyatifi olarak kurulan Eğitimi Yeşillendirme Ortaklığı da (Greening Education Partnership - GEP) çalışmalarına devam ediyor. GEP, dönüştürücü eğitim için 4 temel ayak belirlemiş durumda: Okulları yeşillendirmek, her müfredatı yeşillendirmek, öğretmen eğitimini ve eğitim sistemi kapasitelerini yeşillendirmek ve toplulukları yeşillendirmek.

Umut Verici Adımlar Atılıyor

İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik üzerine eğitim küresel çapta hâlâ yetersiz de olsa bazı ülkelerde umut verici adımlar atılıyor ve bu ülkelerin sayısı da her geçen gün artıyor. Örneğin İtalya 2019 yılında çok önemli bir adım atarak okullarda iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma konularını zorunlu dersler arasına dahil etti. ABD’de New Jersey ve Connecticut gibi eyaletler, iklim değişikliği konularını fen bilimleri müfredatına entegre etme zorunluluğu getirdi. Fransa, 2021’den itibaren iklim değişikliği derslerini müfredatına ekledi. Benzer şekilde Yeni Zelanda, Kamboçya, Arjantin, Meksika ve Birleşik Krallık da adımlar attılar. Türkiye de bu ülkeler arasında yerini aldı. Çevre eğitimi ve iklim değişikliği dersi 2022-2023 eğitim öğretim yılı itibarıyla müfredata eklendi.

İklim değişikliğiyle mücadele ederken, bir yandan da sürdürülebilir bir gezegen hayalini gerçeğe dönüştürmek büyük zorluklar içeriyor. Ancak şurası çok açık: Çocukların ve gençlerin yalnızca gerçekleri öğrenmeleri değil, aynı zamanda değişimin umudunu fark etmeleri ve bu doğrultuda eyleme geçmeleri gerekiyor. İşte tam da böyle bir eğitim anlayışı tutumları değiştirebilir ve gelecek neslin işin içine çok daha fazla dahil olup etkin rol almasını sağlayarak gezegenin nefes almasına ve düşük karbonlu bir küresel ekonominin inşasına yardımcı olabilir…

Tarih: 06 Ekim 2025