Kadınlara yönelik baskı, ayrımcılık ve tahakküm, ataerkil mirası nedeniyle uygarlık tarihimizin yarattığı en büyük sorunlardan biri oldu. Bireylerin toplum içinde sahip oldukları sosyal rollerin ve kimliklerin biyolojik cinsiyetlerinden bağımsız olarak belirlenmesi anlamında kullanılan toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi 2026 yılında bile hâlâ çözüme ulaşabilmiş değil. Tarihsel ve kültürel bazı kalıpların kadınların ekonomi yaşamından eğitime, siyasal katılımdan gündelik hayatın hemen her alanında ikinci sınıf muamele görmesine neden olmaya devam ediyor. Örneğin yaşadığımız iklim krizi bile önce kadınları etkiliyor.
Hâlbuki cinsiyet rollerinin sorgulanması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılıkla mücadele edilmesi, toplumun tüm bireylerinin potansiyellerini gerçekleştirmelerini sağlaması açısından son derece hayati. Bununla beraber, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik mücadele, bireylerin haklarını korumanın yanı sıra, sürdürülebilir kalkınma ve sosyal adalet açısından da büyük önem taşıyor. Bugün gezegenin geleceği için ulaşılmaya çalışılan sürdürülebilir bir kalkınma da ancak kadınların erkeklerle eşit koşullarda, karar alma süreçlerinin her düzeyinde aktif katılımıyla sağlanabilir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet eşitliğinin insani bir kalkınmanın öngördüğü toplumsal yaşamın temel koşullarından biri olduğunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.
Nitekim 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) başlıklarından biri olan “toplumsal cinsiyet eşitliği” de, bu eşitliği sağlayarak, tüm kadınları ve kız çocuklarını güçlendirmeyi, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü ayrımcılığı her yerde sona erdirmeyi hedefliyor.
Türkiye, Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinde 127. Sırada
Elbette bu çok da kolay ya da bir çırpıda başarılabilecek bir hedef değil. Pratikte gündelik hayatın birçok veçhesinde ve kamusal alanda değişmesi gereken onlarca yapısal sorun mevcut. Bir de bu değişim için kadın haklarına yönelik mücadelenin sesinin de gür çıkması gerekiyor.
Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik bu seslerin en önemli ayaklarından biri de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Yıl içinde sembolik bir tarih olmasının ötesinde 8 Mart, 100 yılı aşkın kadın hakları mücadelesinin mirasını her seferinde güçlendirmeyi önceliğine alıyor aslında. Tarihsel mücadele sayesinde kadınlar lehine hiç kuşkusuz çok önemli kazanımlar elde edilmekle beraber, küresel anlamda güncel veriler hâlâ kat edilecek çok fazla engel ve yol olduğunu gösteriyor.
Dünyada toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ölçen en kapsamlı raporlardan biri olan ve Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan “Küresel Toplumsal Cinsiyet Açığı” raporunun 2025 yılı değerlendirmesi birçok eşitsizliği ortaya koyuyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini sağlık ve yaşam, eğitim, ekonomik katılım ve siyasi güç olmak üzere dört ana başlıkta ölçen rapora göre, küresel cinsiyet eşitsizliğinin %68,8’i kapanmış durumda. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik ilerleme mevcut hızıyla devam etmesi halinde tam eşitliğe ulaşmanın 123 yıl sonra olacağı öngörülüyor.
Raporda yer alan hiçbir ülke %100 eşitliğe ulaşamazken, ilk 10 ülkenin tamamı cinsiyet farkının %80’den fazlasını kapatmış durumda. Örneğin 2025 yılında toplumsal cinsiyet eşitliğine en çok yaklaşan ülke %92,6 ile İzlanda oldu. Özellikle son 20 yıl içinde yaşanan olumlu ilerlemelere de dikkat çekilen rapora göre, 2006’dan bu yana küresel ölçekte genel eşitlik 4,8 puan arttı. Aynı anda kadınların ekonomi alanında liderliği 17,5, yükseköğretime erişimleri 16,1, kabine temsili 12,6, parlamento temsilleri de 14,7 puan artış gösterdi.
Yine aynı rapora göre, bakım emeğinin kadınlar üzerinde yoğunlaşması, işgücü piyasasında ücret ve kariyer eşitsizliği, siyasal temsil eksikliği ve eşitliğe yönelik yasalarda süregiden uygulama açığı, eşitsizliği devam ettiren başlıca faktörleri oluşturuyor.
Küresel Toplumsal Cinsiyet Açığı 2025’te Türkiye ise toplam eşitlik skorunda %63 ile küresel ortalamanın bir hayli altında, 148 ülke arasında 127. sırada kendine yer bulabildi. Türkiye özellikle ekonomik katılım ve siyasal temsil alanlarında geride kalırken, sağlık ve eğitimde eşitliğe çok yakın durumda. Yanı sıra bakım emeğinin büyük ölçüde kadınlara yüklenmesi, kayıt dışı çalışma, iş ve aile yaşamını dengeleyecek politikaların sınırlı olması gibi yapısal sorunlar nedeniyle, Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı erkeklerin oldukça gerisinde. Ücretli işlerde kadınların oranı düşük, hele yönetici pozisyonlarında ise kadın temsili son derece sınırlı durumda kalmaya devam ediyor. Ayrıca Türkiye’de siyasal temsilde eşitsizlik de oldukça yüksek. Hâlihazırda mecliste kadın oranı yaklaşık %20 seviyesinde.
Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin Haklar, Adalet ve Eylem
Toplumsal cinsiyet eşitliğine ait mevcut tablo, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün önemini bir kez daha gözler önüne sererken, 2026 yılı boyunca küresel anlamda farklı platformlarda yürütülecek kampanyanın ana teması olarak da “Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin Haklar, Adalet ve Eylem” başlığı belirlendi. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dair mevcut ilerlemenin yavaşlığına vurgu yapan tema, gündelik hayatta somut durumu bir tür teslimiyet olarak tanımlıyor. Kadınların kolektif kararlılıklarını yükseltmelerini teşvik etmeyi amaçlayan 2026 teması, adalet sistemini kadınlar için işe yarar bir hale getirmedikçe, haklar denilen şeyin, asla gerçekleşmeyen bir tür vaat olarak kalacağına özellikle dikkat çekmeye çalışıyor.
2026 teması ayrıca, ayrımcı yasaların, zayıf hukuki korumaların ve kadınlarla kız çocuklarının haklarını aşındıran zararlı uygulamalar ile toplumsal normların, yani eşit adaletin önündeki yapısal engellerin ortadan kaldırılması adına eylem çağrısında bulunuyor. Kadınları ve kız çocuklarını şiddetten, ayrımcılıktan ve sömürüden koruyan yasalar, tüm kadınlara ve kız çocuklarına inanan ve cezasızlığa son veren mahkemeler, kadınların ve kız çocuklarının erişebileceği ve karşılayabileceği hukuki yardım için destek bu çağrının temel başlıklarını oluşturuyor.
Bu son derece haklı bir çağrı çünkü hâlihazırda kadınlar, dünya genelinde erkeklerin sahip olduğu yasal hakların yalnızca %64’üne sahip. Çalışma hayatı, para ve ekonomik kaynaklar, güvenlik, aile, mülkiyet, hareket özgürlüğü, iş kurma ve emeklilik gibi yaşamın temel alanlarında yasalar sistematik olarak kadınları dezavantajlı konuma düşürmeye devam ediyor. Öyle ki, mevcut ilerleme hızının devam etmesi durumunda, yasal koruma açıklarının kapatılmasının 286 yıl süreceği tahmin ediliyor. Bir yandan da birçok ülke hâlâ erken ve çocuk yaşta evliliğe izin verirken ve bu konu hakkında gerekli yasal düzenlemeleri yapmaktan imtina ederken, bu durum her yıl yaklaşık 12 milyon kız çocuğunun potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesini engelliyor.
Şirketlere de Görevler Düşüyor
Toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek adına şirketlere de büyük görevler düşüyor. Örneğin QNB Türkiye yasal koruma açığının 286 yıl olmasını beklemeden bu konuda önemli adımlar atıyor. Banka temsil ve ücret eşitliğini önemseyen bir yaklaşımla toplam işgücünün %59’unda kadınlara yer veriyor. Bu oran tüm yönetici düzeylerinde %47, orta düzey yönetimde %47 direktör ve üzeri seviyede %39. Yanı sıra şirket içinde bilinçsiz önyargı ve tacizi önleme eğitimleri zorunlu hale getirilirken, çocuk bakımını yalnızca kadınların sorumluluğu olmaktan çıkarmak amacıyla babalık izni 20 güne çıkarılmış durumda. Bununla beraber çocukların bakımını üstlenen kişinin değişmesi durumunda uyum sürecini desteklemek amacıyla kullanılabilecek bir izin türü olan bakıcı uyum izni uygulaması da hayata geçirildi. Ortaokul çağına kadar çocuğu olan kadın çalışanlarımız için geçerli olan bu izin türü kapsamında 3 gün izin hakkı tanındı.
Ayrıca sermaye tahsisi ve değer zinciri entegrasyonu anlamında da QNB Türkiye, Kadınlar İçin İhracat Akademisi adlı bir program oluşturdu. Söz konusu modelle kadın girişimcilerin finansmana erişmesinin yanı sıra ihracat yapabilme yetkinliklerini artırmak, uluslararası pazarlara erişimlerini kolaylaştırmak ve ölçeklenmelerini desteklemek amaçlanıyor. Banka bu programı finansal ürünleriyle ve Dijital Köprü çözümleriyle ve dış ticaret altyapısıyla da entegre hale getirdi. Program kapsamında 710 kadın girişimciye ulaşılırken, atılımcıların %32’si de ilk kez ihracat yapmış oldu.
Kısacası, iklim krizinin yanı sıra çatışmaların da arttığı çok zor zamanlardan geçen dünyamızın sürdürülebilir ve barış içinde bir geleceğinin, kadınlara yönelik her türlü eşitsizliğin ve hak ihlalinin ortadan kaldırılmasından da geçtiğini çünkü toplumsal cinsiyet eşitliğine doğru her türlü ilerlemenin, küresel sürdürülebilirlik amaçlarına da ulaşmamıza muazzam bir ivme kazandıracağını hiç unutmamamız gerekiyor.
Tarih: 18 Mart 2026