Her güne yeni bir aşırı hava olayıyla uyanmayı neredeyse kanıksadık artık. Karasal alanlarda ve denizlerdeki rekor sıcaklıklar, yıkıcı orman yangınları seller ve kuraklık gibi iklim aşırılıkları küresel haber döngüsünü domine etmeye devam ederken, iklim değişikliğiyle mücadele etme ihtiyacı her zamankinden daha belirgin hale gelmiş durumda.
Bir yandan küresel enerji talebi artmaya devam ederken, iklim değişikliğiyle mücadele için fosil yakıtlardan uzaklaşıp yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş ihtiyacı da giderek daha da acil bir hâl alıyor. Ancak maalesef bugün enerji üretiminin %80'inden fazlası hala fosil yakıtlara dayanıyor.
Hâlbuki her ülke fosil yakıtlara kıyasla çok daha ucuz olan rüzgardan ve güneşten elektrik üretebilir ve temiz enerji dönüşümünü gerçekleştirebilir. Bu yöndeki çabalar artarken, iklim eylemi için en umut verici alanlardan biri olan okyanuslar ve denizler bugüne kadar büyük ölçüde ya göz ardı edildi ya da bu alana yeterince yatırım yapılmadı.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), küresel elektrik talebinin 2030’a kadar %25-30 oranında artacağını öngörüyor. Rüzgar ve güneşin kesintili kaynaklar olduğunu da aklımızın bir köşesinde tutmalıyız. Fosil yakıtların tamamen devre dışı kaldığı bir gelecekte, rüzgar durduğunda ya da güneş bulutların arkasına saklandığında ya depolama çözümlerine gidilmesi ya da iletim hatları üzerinden başka coğrafyalardan enerji satın alınması gerekiyor. Tam da burada okyanuslar ve denizlerden elde edilen dalga ve gelgit enerjisi bu boşluğunun kapatılabilmesi ve enerji güvenliğinin sağlanması için önemli bir fırsat olarak önümüzde duruyor.
Tutarlı ve Tahmin Edilebilir Bir Enerji Kaynağı
Peki, okyanus ve denizlerdeki dalgalar küresel enerji krizini çözmeye yardımcı olabilir mi? Teorik olarak, evet. Bilim insanlarının tahminlerine göre, dalga enerjisi tam anlamıyla kullanılabilseydi, dünya çapındaki yıllık elektrik ihtiyacının tümünü karşılayabilirdi. Ya da örneğin ABD Enerji Bilgi İdaresi’ne göre, ülkenin kıyılarındaki dalgalar ülkenin elektrik ihtiyacının %66'sını karşılayabilecek kapasiteye sahip.
Elbette bu sayısal değerler birer hedef olmaktan çok bu enerji kaynağının potansiyelini göstermek açısından önem arz ediyor. Nitekim dalga ve gelgitlerin tekrarlayan, güçlü doğası onları değerli yenilenebilir enerji kaynakları yapıyor. Dalga ve gelgit enerji dönüştürücüleri, okyanusun bu kinetik enerjisini yakalayarak, gemi şarj istasyonları ya da şamandıralar gibi cihazlara güç sağlamak için elektriğe dönüştürebiliyor. Ayrıca dalgalar ve gelgitler, rüzgâr ve güneş ışığından bile daha az kesintili oldukları için önceden tahmin edilebilme olanakları daha fazla ve bu da enerji talebinin dengelenmesine, batarya depolama ihtiyacının azaltılmasına yardımcı olabiliyor. Avrupa Deniz Enerjisi Merkezi (EMEC) tarafından yapılan bir çalışmaya göre bu tahmin edilebilirlik, rüzgar ve güneş ışınının kesintililiğine kıyasla daha istikrarlı bir enerji arzı sağlıyor. Örneğin okyanusun ritmik gücüyle sürekli olarak enerji sağlayan bir kıyı kasabası hayal edin; böyle bir alanda rüzgar ve güneşin ulaşmakta zorlandığı enerji güvenliğini sağlamak mümkün.
Yanı sıra dalga ve gelgit akımlarının enerji yoğunluğu, rüzgar ve güneşe kıyasla oldukça yüksek. Journal of Renewable and Sustainable Energy dergisinde yayımlanan araştırmalar, okyanus akımlarının metrekare başına daha fazla enerji üretebildiğini gösteriyor.
Dalga ve gelgit enerjisinin üretimindeki tutarlılık da büyük bir avantaj yaratıyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) tarafından hazırlanan bir rapor, bu kaynakların baz yük, yani sürekli enerji sağlama kapasitesinin, rüzgar ve güneşe göre daha güvenilir olduğunu belirtiyor. Enerji şebekelerimizin, gelgit akımlarının güvenilir akışıyla desteklendiği bir geleceği hayal edin; bu durum yedek enerji kaynaklarına olan ihtiyacımızı önemli oranda azaltırdı.
Ancak yine IRENA’nın raporuna göre 2024 sonu itibarıyla, dünya genelindeki okyanus enerjisi kurulu gücü yaklaşık 494 MW olarak belirtiliyor ve bu kapasite okyanus ve deniz enerjisinin hâlâ yenilenebilir enerji sistemleri içinde oldukça sınırlı bir paya sahip olduğunu ortaya koyuyor.
Oysa hem okyanusları korumayı hem de sürdürülebilir bir biçimde kullanmayı amaçlayan küresel bir girişim olan Sürdürülebilir Okyanus Ekonomisi için Yüksek Düzeyli Panel’in (Ocean Panel) yeni araştırması, okyanus temelli iklim çözümlerinin, küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamak için 2050’de gerekecek yıllık seragazı emisyon azaltımlarının %35’ine kadarını sağlayabileceğini gösteriyor.
Yeni Teknolojilerle Ekosisteme de Zarar Vermiyor
Öte yandan okyanus temelli enerji kaynakları deniz ekosistemine zarar verebileceği gerekçesiyle de zaman zaman tepki topluyor. Elbette denizaltı habitatını gözetmek önemli. Bu yüzden büyük ölçekli uygulamaların, göç yollarını değiştirmekten hayvan davranışlarını etkilemeye ve dalga dinamiklerinde değişikliğe neden olmaya kadar yaratacağı olumsuzlukları aşmak adına son derece umut verici yeni teknolojik çalışmalara imza atılıyor.
Pek çok kıyı topluluğu bu teknolojilerin olumlu etkilerini şimdiden görmeye başladı. Örneğin, İskoçya’daki Orkney Adaları’nda bulunan Avrupa Deniz Enerji Merkezi (EMEC), okyanus enerjisinin binlerce evi beslerken sağlıklı deniz ekosistemlerini koruyabileceğini de göstermiş durumda. Bu başarı öyküsü, dünya genelinde benzer girişimlere ilham veriyor ve yenilenebilir enerji ile deniz korumasının bir arada var olabileceğini kanıtlıyor.
Nitekim okyanus temelli yenilenebilir enerji sistemleri, giderek artan şekilde çift amaçlı olacak şekilde tasarlanıyor; bir yandan temiz enerji üretirken aynı zamanda deniz ekosistemlerini de desteklemek amaçlanıyor. Dünya genelindeki yenilikçi projeler, açık deniz rüzgar çiftlikleri ve dalga enerjisi cihazlarının, farklı türler için yeni yaşam alanları oluşturarak deniz sığınakları olarak işlev görebileceğini gösteriyor. Bu kurulumlar, genellikle yapay resif gelişimini temel tasarımlarına entegre ediyor ve böylece mercan büyümesine uygun yüzeyler sağlanıyor ve balık popülasyonları için barınaklar oluşturuluyor. Ya da örneğin, açık deniz rüzgar türbini temelleri, dokulu yüzeyler ve oyuklar ile tasarlanıyor, bu da basit beton yapıların bile canlı su altı ekosistemlerine dönüşmesini sağlıyor. Yanı sıra modern okyanus enerji cihazları, yavaş dönen türbinler gibi yaban hayatı koruma özellikleri taşıyor. Yeni temel tasarımları, deniz tabanındaki bozulmayı da en aza indiriyor.
Tüm bu yenilikçi halleriyle ve yeni yatırımlarla yakın ve orta gelecekte okyanus ve deniz temelli enerji kaynaklarının küresel anlamda toplam yenilenebilir enerji içindeki payının arıtışına şahit olacağız gibi görünüyor. İklim değişikliğiyle mücadelede zamanımızın daralması ve enerji güvenliğinin giderek daha büyük bir sorun haline gelmesi nedeniyle bu enerji türü mavi gezegenimiz için kaçırılmayacak bir fırsat.
Tarih: 19 Ağustos 2025