bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleşirken, beraberinde kadına yönelik şiddete de zemin hazırlıyor. Bunun en yaygın örneği ise günümüzün en önemli insan hakları ihlallerinden biri olarak “ev içi şiddet” şeklinde görülüyor. Örneğin evli olduğunuz, birlikte yaşadığınız ya da flört ettiğiniz kişi sizi aşağılıyor mu ya da tüm davranışlarınızı kontrol etmeye mi çalışıyor? Sizi korkutuyor mu, tehdit ediyor mu, arkadaşlarınızdan izole ediyor ve hatta size karşı fiziksel şiddet uyguluyor mu? Onu kızdırmaktan kaçınıyor musunuz? Bu soruların birine ya da birkaçına evet diyorsanız, herhangi bir ilişkide bir kişinin diğerini kontrol etmek veya üzerinde güç kurmak için kullandığı davranış örüntüsüne, yani “ev içi şiddet”e maruz kalıyorsunuz diyebiliriz.

Bu şiddet, fiziksel, cinsel ve ekonomik olduğu kadar, duygusal ve psikolojik seviyelerde de gerçekleşebiliyor ve tüm bunları kapsayan eylem ve tehditleri de içerebiliyor. Üstelik bunlar, korkutma, sindirme, manipülasyon ve aşağılamaya kadar geniş bir yelpazeyi kapsayarak, yaş, ırk, din ve sosyal sınıf fark etmeksizin herkesi etkileyebiliyor. Bu tür vakalarda zaman zaman şiddet azalıyor ya da yok oluyor gibi görünse de, çoğunlukla bir tür şiddet döngüsü bir şekilde devam ediyor.

Tüm bunların sonucu olarak da şiddet gören kişide özgüven kaybı, arkadaşlardan ve aileden uzaklaşma ve/veya içe kapanıklık gibi davranışlar ortaya çıkıyor. Beraberinde, korku ve kaygı, uyku problemleri ve dikkat dağınıklığı oluşurken, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve hatta kendine zarar verme vakaları da artış gösteriyor.

Küresel İlerleme Çok Ama Çok Yavaş

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği konusunda durum o kadar vahim ki, Birleşmiş Milletler’e göre, ev içi şiddetin en uç boyutu olarak görebileceğimiz kadın cinayetlerine baktığımızda, küresel çapta her 10 dakikada 1 kadın öldürülüyor.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve BM ortakları tarafından son yayımlanan kapsamlı bir rapor da, ev içi şiddet dünyanın en kalıcı ve yeterince ele alınmamış insan hakları krizlerinden biri olmaya devam ettiğinin ve son 20 yılda pek de ilerleme kaydedilmediğinin altını çiziyor. Rapora göre Dünya genelinde yaklaşık her üç kadından biri yaşamı boyunca cinsel şiddetine maruz kalmış durumda. Üstelik partner şiddetini azaltma konusunda ilerleme son derece yavaş oldu ve son 20 yılda senelik yalnızca %0,2’lik bir düşüş kaydedildi. Ayrıca şiddet erken yaşta başlayabiliyor ve yaşam boyu devam edebiliyor. Şiddet her ülkede görülse de, en az gelişmiş, çatışma bölgelerinde ve iklim krizinin daha yoğun yaşandığı ülkelerdeki kadınlar daha fazla etkileniyor.

Türkiye’de Dijital Şiddet İlk Kez Bir Kategori Olarak Ölçüldü

Ev içi şiddet konusunda Türkiye’de de durum pek iç açıcı değil. Türkiye’de konu üzerine 10 yıl aradan sonra yapılan ilk geniş ölçekli araştırma, ev içi şiddetin azalmadığını, hatta biçim değiştirdiğini ve çok katmanlı bir şekilde gerçekleştiğini gözler önüne seriyor. Türkiye İstatistik Kurumu ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın akademik kurumlarla işbirliği içinde hazırladığı 2024 raporu, 18 binden fazla kadınla yüz yüze görüşmeye dayanıyor. Rapora göre, bir yıl içinde kadınların %11,6’sı psikolojik, %3,2’si ekonomik, %2,6’sı fiziksel, %0,9’u ise cinsel şiddet gördü.

En yaygın şiddet türü psikolojik düzeyde yaşanırken, raporun en önemli farkı ilk defa dijital şiddeti de ölçmüş olması. Türkiye’de dijital şiddet bir yılda %3,7 olarak ölçüldü. Online taciz, takip ya da ısrarlı takip anlamında kullanılan “stalking”, bu raporla ilk kez kapsamlı ölçülmüş oldu. Ayrıca bu tür şiddete en çok genç ve boşanmış kadınlar maruz kalıyor.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’nın Mart 2026 verileri de şiddetin devamlılığını ortaya koyuyor. Federasyon’un verilerine göre Mart ayında yardım hattına 247 çağrı geldi. İhbar hattına gelen ve yeni kayıt açılan toplam 62 şiddet vakasının 38’inin ev içi şiddet ihbarı olduğu belirtildi.

QNB Türkiye, “Ev İçi Şiddetle Mücadele Rehberi” Yayımladı

Türkiye’de ev içi şiddete karşı önemli çabalardan biri de iş dünyasından geldi. 2013 yılında bu şiddet türünün çalışma hayatına etkilerini görünür kılmak ve kurumsal destek mekanizmaları oluşturmalarını sağlamak amacıyla İş Dünyası Ev İçi Şiddete Karşı (Business Against Domestic Violence - BADV) projesi ve ağı başlatıldı.

Bu ağa dahil olan ve toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine pratik çalışmalara yoğunlaşan QNB Türkiye, ev içi şiddeti, bir insan hakları ihlali ve aynı zamanda toplumsal ve ekonomik bir sorun olarak ele alıyor. Bu bağlamda QNB Türkiye’nin en önemli belgelerinden biri Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Rehberi. Kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın görünür kılınmasını amaçlayan rehber, şiddetin eşitsizlik ve ayrımcılık gibi yapısal nedenlerini hedef alıyor.

Yanı sıra doğrudan ev içi şiddeti ele alan bir rehber hazırlayan banka, yakın zamanda bu rehberini de yayımladı. QNB Türkiye Ev İçi Şiddetle Mücadele başlığını taşıyan rehber, ev içi şiddeti yalnızca bireysel değil, kurumsal ve toplumsal bir sorun olarak ele alıyor.

Rehber; “sıfır tolerans” politikasının yanı sıra gizlilik ile güvenlik ilkeleri, 7/24 destek hatları ve çalışanlara yönelik kapsamlı destek mekanizmalarıyla dikkat çekiyor. Ev içi şiddetin fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik gibi farklı biçimlerini anlayarak kapsayıcı olmayı da hedefleyen rehberde, çalışanların yaşadıkları olaylar özelinde ihtiyaç duydukları desteği sunmayı taahhüt ediyor.

Rehberde şiddete maruz kalan çalışanlar için, hukuki haklar ve yasal süreçler hakkında bilgilendirme, insan kaynakları aracılığıyla destek mekanizmaları ile gizlilik esasına dayalı başvuru mekanizmaları oluşturulduğu da belirtiliyor. Ev içi şiddet vakalarında hızlı ve etkili bir şekilde müdahale etmenin ne kadar önemli olduğunun altı çizilen QNB Türkiye’nin bu yeni rehberinde, ayrıca iş yerinde veya çalışanlarla ilgili ev içi şiddet vakalarında gerekli disiplin süreçlerinin işletileceği ve yaptırım uygulanacağı ifade ediliyor. Yanı sıra rehber yalnızca şiddete maruz kalan çalışanları değil, şiddete tanık olan veya maruz kalan çocukları ve gençleri de kapsıyor ve onların da sosyal gelişimlerinin korunmasına vurgu yapılıyor.

Sürdürülebilirlik ve insan hakları yaklaşımıyla da banka, Birleşmiş Milletler programlarına referans vererek, kadınlara yönelik şiddetin, ekonomi, sağlık ve toplumsal refah üzerindeki etkilerine dikkat çekiyor.

Bir toplum “sessiz gürültü” içinde yaşarken, kendini adil, güvenli veya sağlıklı olarak tanımlayamaz. Bu şiddeti sona erdirmek yalnızca bir politika meselesi değil, aynı zamanda bir, eşitlik ve insan hakları meselesi. Bu yazıyı baştan aşağı sayılarla ve istatistiklerle doldurmak çok kolay ama unutmamalıyız ki her istatistiğin de ardında, hayatları değişen ve hatta yok olan insanlar söz konusu. İşte tam da bu yüzden ev içi şiddeti sona erdirmenin barış, sürdürülebilir kalkınma ve refaha giden yolun en önemli taşlarından biri olduğunu aklımızdan çıkaramayız.

Tarih: 26 Haziran 2026