Türkiye, 2026 yılının en büyük uluslararası etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), öyle görünüyor ki sıradan bir iklim konferansından daha fazlası olacak. İklim politikalarına yön veren Zirve, Kasım ayında dünyanın diplomatik, ekonomik ve medya gündeminin merkezine oturacak.
1995 yılında Berlin'de başlayan COP yolculuğu, 2015 yılında Paris'te tarihi bir dönüm noktasına ulaştı. Dünya liderleri burada küresel ortalama sıcaklık artışını 1,5 dereceyle sınırlandırma hedefi konusunda uzlaştı. Bu anlaşma günümüzde de küresel iklim politikasının temel taşı olmayı sürdürüyor.
COP31'in önemi ise büyük ölçüde iklim diplomasisinin yeni bir aşamaya girmesinden kaynaklanıyor. Paris Anlaşması'nın üzerinden 11 yıl geçmişken, artık mesele yeni hedefler açıklamaktan çok, açıklanan hedeflerin nasıl uygulanacağına dönüştü. Bu nedenle COP31'in Antalya'da bir "uygulama COP'u" olması hedefleniyor.
Yanı sıra COP31'de ulusal iklim taahhütlerinin (NDC) dünyayı küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlama hedefine ne kadar yaklaştırdığı değerlendirilerek, aslında Paris Anlaşması'nın ikinci 10 yılının siyasi yönü şekil alacak. Özellikle gelişmekte olan ülkeler yıllardır iklim finansmanının yetersizliğinden dert yanarken, COP31’de bu finansmana odaklanılacak. Bir diğer önemli başlık ise fosil yakıtlardan uzaklaşma üzerine olacak. COP31’de fosil yakıtlardan uzaklaşmanın somutlaşıp somutlaşmayacağını hep beraber göreceğiz. Dolayısıyla COP31’de eğer tüm bu başlıklarda gerçek ve güçlü adımlar atılabilirse, iklim müzakereleri tarihine COP21 Paris veya COP28 Dubai gibi adını tarihe yazan zirvelerden biri olabileceği düşünülüyor.
Organizasyon Önemli Mesele
Türkiye ne klasik Batı bloğuna, ne de iklim değişikliğinden kalkınma finansmanına kadar ortak pozisyonlar geliştirmeyi amaçlayan G77 içindeki gelişmekte olan ülkelere benziyor. İklim anlamında kırılgan olan konumuyla, Akdeniz, Ortadoğu, Avrupa ve Afrika arasında bir köprü konumunda ve bu yüzden birçok gözlemci Antalya'nın gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları yumuşatabilecek bir müzakere zemini sunabileceğini düşünüyor.
COP31'de alınacak kararlar yalnızca hükümetleri değil, toplumların tamamını etkileyecek. Karbon emisyon hedeflerinden yenilenebilir enerji yatırımlarına, yeşil finansman mekanizmalarından döngüsel ekonomi politikalarına kadar Antalya'da üzerinde uzlaşılacak çerçeve, gelecek nesillerin yaşayacağı dünyayı doğrudan şekillendirecek. Bu yüzden de Antalya’nın ev sahipliğindeki bu zirvenin yönetimi ve nasıl organize edileceği de önemli bir mesele.
Yaklaşık 100 Bin Ziyaretçi Bekleniyor
Antalya’daki zirvenin en dikkat çekici özelliği Türkiye ile Avustralya arasında yapılan “ortak başkanlık” düzenlemesi. Resmi COP31 Başkanı, Türkiye Cumhuriyeti Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “Müzakere Başkanı” ise Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen olacak. COP31 Başkanı, genel siyasi liderlik ve organizasyon rolünü üstlenecek ve COP31 Eylem Gündemi’nden sorumlu olacak. Müzakere başkanı da resmi müzakerelerin yönetimi, uzlaşma arayışları, müzakerelere ilişkin iletişim faaliyetlerinin yürütülmesi ve karar metinlerinin şekillendirilmesi rolünü üstlenecek.
Kasım ayı boyunca Antalya’ya yaklaşık 100 bin uluslararası ziyaretçi beklenirken, kesin bir sayı vermek çok güç olsa bile COP31’e 50 ile 100 arasında da devlet ya da hükümet başkanının katılacağı öngörülüyor. Liderler Zirvesi ise konferansın üçüncü ve dördüncü günlerinde, yani 11-12 Kasım 2026 tarihlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek.
Hükümetler dışındaki aktörlerin iklim eylemlerini güçlendiren ve COP sonuçlarının sahada uygulanmasını teşvik eden COP31 İklim Yüksek Düzey Şampiyonu görevini de aynı zamanda Sıfır Atık Vakfı başkanlığı görevini de yürüten Samed Ağırbaş üstlenecek.
Bu önemli görevlilerin yanı sıra BM İklim Değişikliği Sekretaryası (UNFCCC) yöneticileri, teknik organ başkanları, kolaylaştırıcılar, temas grubu eş başkanları ve yüzlerce müzakere görevlisi de Zirve boyunca iş başında olacak.
Onlarca Gönüllü Programı ve Yan Etkinlikler Yer Alacak
Tüm Zirvelerde olduğu gibi COP31’de de, güvenlik ve protokol açısından erişim düzeyleri farklı alanlar yer alacak. Bunlardan en önemlisi COP’un resmi BM alanı olarak da kabul edilen Mavi Bölge (Blue Zone) olacak. Burada ülke delegasyonları, BM görevlileri, UNFCCC tarafından akredite STK’lar, akademisyenler, gözlemci kuruluşlar ile yine UNFCCC tarafından akredite edilen basın mensupları yer alacak. Ülke pavyonları, resmi toplantılar ve müzakereler de bu bölgede gerçekleşecek.
Yeşil Bölge’de ise Türkiye tarafından yönetilecek halka açık etkinliklere yer verilecek. STK etkinlikleri, kültürel programlar, akademik çalışmalar, şirket sunumları, paneller ve sergiler bu alanda gerçekleşecek. Teknoloji, inovasyon, yatırım, ortaklıklar, STK’lar, akademisyenler ve gençler burada bir araya gelerek, çözümler üretecek, bilgi paylaşacak ve ortak eylemler gerçekleştirecek.
Tüm bunların yanı sıra “İklim İçin Gönüllü Olun, Geleceğe İz Bırakın” başlığıyla gönüllük programı başvuruları da açılmış durumda. Bu programa da sürdürülebilir bir geleceğin inşasına katkı sunmak, büyük ölçekli uluslararası bir etkinlikte deneyim kazanmak ve küresel iklim eylemi ile iklim diplomasisine katkıda bulunmak isteyen herkes başvuru yapabiliyor.
Diğer yandan kurumlar da COP31’de iklim eylemine katkı sağlayan projelerini, teknolojilerini ve girişimlerini sergilemek amacıyla Yeşil Bölge'de yer almak üzere başvuruda bulunabiliyor. İklim eylemine katkı sağlayan yenilikçi çözümler, teknolojiler ve girişimler geliştiren startup'lar COP31'e katılmak için başvuru yapabiliyor. Uygun görülen kuruluşlar konferans süresince iklim girişimlerini, araştırmaları, politika tartışmalarını ve ortak çözüm önerilerini tanıtmak için resmî COP31 yan etkinlikleri düzenlemek üzere COP31’e katılabilecek. Yanı sıra COP31 Başkanlığı'na stratejik iş birliği, uzmanlık desteği veya ayni katkılar yoluyla destek vermek isteyen kuruluşlar ortaklık başvurusunda bulunabilecek.
Dünya her anlamda çok taraflı iş birliğine ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçerken, somut, ölçülebilir ve uygulama odaklı sonuçlar üretme kapasitesi yaratabilmek çok önemli. COP Zirveleri tam da bu anlamıyla gezegenimiz ve insanlık adına kaçırılmayacak fırsatlar anlamına geliyor. İklim mücadelesine yönelik mevcut taahhütlerin somut ve izlenebilir ilerlemelere dönüştürülmesini sağlayabilmek Antalya’daki zirvenin önünde büyük bir görev, çünkü Zirve ancak bunu başarabildiği ölçüde “geleceğin COP’u” haline de bürünebilecek.
Tarih: 16 Temmuz 2026