Ana içeriğin başı

İklim değişikliğiyle mücadele denildiğinde, sera gazı emisyonu azaltımına yönelik farkındalık günbegün artıyor, hatta akla ilk gelen şey oluyor. Ancak bunun da yeterli olmadığı gün gibi ortada. Bugün artık aciliyet bakımından ele alırsak, azaltım kadar önemli olan bir diğer kavram da iklim değişikliğine uyum. Öyle ki biri diğerinin önünde olamayacak kadar önemli bir konu bu çünkü geleceğe dair artan kayıpları büyütmemek için uyum finansmanına bugünden yatırım yapmak mutlak bir zorunluluk. İnsanların gündelik hayatlarını sürdürebilmek için kullandığı her türlü sistemin yanı sıra insan faaliyetleri nedeniyle bozulmuş doğal sistemlerin iklim değişikliğine uyumunu sağlayacak müdahaleler de önem kazanıyor.

İklim politikaları ve özellikle iklim finansmanı üzerine çalışan bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir analiz ve danışmanlık kuruluşu olan İklim Politikası Girişimi’nin (Climate Policy Initiative) bu yıl yayımladığı rapora göre, 2024'te dünyadaki toplam iklim finansmanı yaklaşık 2 trilyon dolara ulaştı. Buna karşılık uyum ve dayanıklılık yatırımı yalnızca 64 milyar dolar seviyesinde kaldı ve önceki yıllardaki artışın ardından yatay bir seyir izledi.

Aradaki uçurum devasa değil mi? Bunun en temel nedenlerinden biri, azaltım finansmanına yönelik yatırımların daha kolay bir şekilde ticari bir hale bürünebilme özelliği. Bu yüzden de uyum finansmanında yükün büyük çoğunluğunu kamu kaynaklı finansman karşılıyor. Bununla birlikte özel sektör de yavaş yavaş bu alandaki yatırımlarını hızlandırıyor.

 

İklim Finansmanında En Doğrudan Fırsat

Özel sektörün uyum yatırımlarının artışı bugün içinde bulunduğumuz şartlarda hayati bir önem taşıyor. Kamu sektörünün uyum finansmanı büyük ölçüde hibe ve kredilerden, bunların hem imtiyazlı hem de imtiyazsız türlerinden oluşuyor. Özellikle borç, küresel ölçekte uyum finansmanında en fazla kullanılan araç olmaya devam ediyor.

Bu nedenle kamu finansmanı, özel finansmanın yerini almak yerine onu harekete geçirecek şekilde kullanılmak zorunda. Özellikle uyum ve dayanıklılık (dirençlilik) yatırımlarında kamu kaynakları; garanti, risk paylaşımı, karma finansman, kapasite geliştirme ve proje hazırlama desteği gibi araçlarla özel sermayenin önündeki riskleri azaltabilir. Böylece sınırlı kamu kaynağı, daha büyük miktarda özel yatırımı harekete geçirebilir.

Dolayısıyla uyum finansmanı açığını özel sektör finansmanıyla kapatmak, finansmanı ölçeklendirmek açısından en doğrudan fırsat gibi görünüyor. Nitekim bu yaklaşım, COP29'da Bakü'de kabul edilen revize edilmiş “yeni kolektif nicel hedef” kararında atıf yapılan bir yaklaşım olmuştu.

Özel sektör, özellikle kırılgan varlık ve altyapıya sahip olduğu veya bunlara bağımlı olduğu alanlarda, ölçeklenebilir ve yerel koşullara dayalı uyum çözümleri geliştirme konusunda hem kararlılığa hem de kapasiteye sahip. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki çeşitli ticari aktörlerden sağlanacak özel finansman, özellikle temiz enerji kaynakları, tarım, ormancılık, arazi kullanımı, uyum ve dirençlilik alanlarındaki finansman açığının kapatılması açısından kritik önem taşıyor.

 

Yatırımlar Yetersiz ve Parçalı

OECD’nin Nisan 2026’da yayımladığı Özel Sektörün İklim Uyumuna Katkısını Güçlendirmek adlı raporunda da, özel sektörün kamunun yerini alması yerine, yatırım, teknoloji, inovasyon ve uzmanlığının kamu politikalarıyla harekete geçirilmesi önerisi yapılıyor. İklime uyumun artık şirketler için yalnızca çevre politikası değil, ekonomik bir gereklilik olduğunu hatırlatan raporda, özel sektörün uyum yatırımlarının yetersizliğine ve parçalı haline dikkat çekiliyor.

OECD'ye göre bilgi eksikliği, teknik kapasite yetersizliği, yüksek başlangıç maliyetleri ve yatırım getirisinin ölçülmesindeki güçlükler özel sektörün önündeki temel engeller. Ancak OECD tüm bunlara rağmen özel sektörün uyumu bir tür maliyetten çok, verimliliği artırabilecek bir yatırım olarak görmesi gerektiğini ifade ediyor. Raporda, özel sektörün, başta yapay zeka ve gözlem sistemleri olmak üzere, su yönetimi, sel ve kuraklık tahminleri, tarımsal risk yönetimi ve erken uyarı gibi alanlara önemli katkılar sunabileceğinin altı çiziliyor.

 

Finansal Sistemin Potansiyeli Büyük

Özel sektörün uyuma katkısı saymakla bitmez aslında. Örneğin şirketler varlıklarının, operasyonlarının ve tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artırmak için kendi bilançolarından yatırım yapabilirler. Ayrıca tüketici talebi doğrultusunda uyumla ilgili ürün ve hizmetler üretebilirler.

Uyuma yönelik olarak finansal sistemin henüz tam olarak kullanılmayan önemli bir potansiyeli bulunuyor. Kaynaklarının büyüklüğü ve uzmanlık alanlarının genişliği göz önüne alındığında, özel finans sektörü topluluklar, işletmeler ve doğal ekosistemler için anlamlı ve dönüştürücü bir iklim eylemini harekete geçirebilir. Finansal araçlar, çerçeveler ve ölçütler aracılığıyla uyum ve dayanıklılık alanında ilk yatırımlar yapılmış olsa da ilerleme hâlâ alt düzeylerde. Sektörün, uyum ve dayanıklılık piyasasının gelişmesini destekleyecek elverişli koşulları oluşturmak için yatırım yapması gerekiyor. Ancak aynı zamanda kamu sektörünün de bu piyasanın gelişmesini sağlayacak koşulları oluşturması elzem.

Öte yandan tüm bu fırsatlara rağmen bazı engellerin de olduğunu söylemeliyiz. Kamu ile özel sektör işbirliğinin sınırlı olması ve katı düzenlemeler, projelerin tasarlanmasını, onaylanmasını ve hayata geçirilmesini geciktiriyor. Ya da sermayeye erişimin kısıtlı olması ve teknik kapasite eksikliği, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde yatırımların önünü tıkıyor. Veya öngörülemeyen nakit akışları, yatırımlara yönelik istekliliği sınırlıyor. Parçalı ve büyük ölçüde yerel nitelikteki projeler, ölçek büyütmeyi zorlaştırıyor ve farklı aktörler arasındaki işbirliğini karmaşıklaştırıyor. Bu yüzden de özel sektöre yönelik fırsatları ölçeklenebilir çözümlere dönüştürmeye dönük adımların acilen atılması gerekiyor.

 

Umutlar Antalya’da!

Bütün bu gerçekler ortadayken ve COP31’e az bir süre kalmışken, uyum finansmanı ve özel sektörün katkıları konusunda henüz net bir uzlaşıya da varılmış değil. COP31’e bir tür hazırlık niteliği de taşıyan ve Haziran ayında Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen BM iklim görüşmeleri de sınırlı sonuçlar üretti ve iklim değişikliğine uyum, Bonn'daki müzakerelerin en tartışmalı alanlarından biri oldu. Özellikle taraflar, Küresel Uyum Hedefi (Global Goal on Adaptation, GGA) ile ilgili metin üzerinde anlaşmaya varamadı. Hâlbuki daha geçen yıl COP30'da taraflar, "küresel ortak eylem" kapsamında yeni bir uyum finansmanı hedefi üzerinde anlaşmıştı.

Bonn'da ise gelişmekte olan ve az gelişmiş ülke tarafları, iklim finansmanını üç kat artırma hedefinin GGA metnine de dahil edilmesi gerektiğinde ısrar ettiler. Kanada, Norveç ve Japonya, üç kat artırma hedefine atıf yapılmasına karşı çıkan ülkeler arasındaydı. Sonuç olarak da GGA konusunda anlaşmaya varılamadı. Konu bu nedenle "16. kural" kapsamında COP31'e devredildi ve üzerinde anlaşılmış herhangi bir metin olmadan Antalya’daki müzakerelere taşınmış oldu.

Antalya’daki tartışmalar uyum finansmanına yönelik ne gibi sonuçlar doğuracak bilinmez ama özel sektörün harekete geçirilmesi konusunda ilerleme kaydedilmesi en büyük temennilerden birini oluşturacak gibi duruyor. Özel sektörün önündeki engellerin ele alınması, uyum finansmanının artık yalnızca çevresel bir zorunluluk seviyesini aşarak ekonomik ve potansiyel olarak finansal bir fırsat halini aldığına dair sesin yükselmesi gerekiyor. İklim değişikliğine karşı daha dayanıklı ve sürdürülebilir bir dünya inşa edebilmemizin en önemli ve pratik yollarından birinin bu olduğu artık çok net bir şekilde gözlerimizin önünde duruyor. 

Tarih: 24 Ağustos 2026