bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Gecikme ve inkâr; yaşadığımız iklim kriziyle mücadelede en büyük iki engel. Brezilya’nın Amazon Yağmur Ormanları şehri Belem’de düzenlenen ve iki hafta boyunca zorlu tartışmaların yaşandığı son taraflar konferansını (COP30), iklim müzakerelerini geride bırakırken, bu iki engel yine devredeydi. 
Hâlbuki bu yılki Konferans Brezilya başkanlığı tarafından, bir tür “uygulama COP’u” olarak nitelendirilmiş, neler yapılması gerektiğinden çok, yapılması gerekenlerin hayata geçirilmesine “odaklanmıştı”. İklim değişikliğinin kötüleşen etkilerine uyum sağlama konusunda zaten önemli taahhütler bulunmasına rağmen, müzakerecilerin bu hedefleri eyleme dönüştürecek araçlar, göstergeler ve süreçleri netleştirmesi bekleniyordu.
İki haftalık müzakerelerin ardından, COP30 kimilerince son derece zayıf, kimilerince ise en azından bir tür ilerleme gibi değerlendirilen bir uzlaşmayla sona erdi. Basitçe özetlersek; fosil yakıtlar, iklim finansmanı ve ormanlar gibi üç ana mesele üzerinde çok da iddialı gelişmeler yaşanmadı. Örneğin ormanları korumaya yönelik somut bir plan sunulmadı. Ya da iklim finansmanında anlamlı bir artış yaşanmadı. En önemlisi ise fosil yakıtlardan aşamalı çıkışa dair bir yol haritası da ortaya konmadı. 

COP28 Mutabakatı’na Atıfla Yetinildi
COP30’un en sert tartışmaları da nitekim fosil yakıtlar meselesi üzerinde geçti. Dünyanın en güçlü ekonomilerinin birçoğunu da içeren 80’den fazla ülke, fosil yakıtlardan çıkış talebiyle COP30 başkanlığına bir mektup sundu. Bazı fosil yakıt üreticisi ülkelerin itirazı nedeniyle bu karar sonuç metnine girmedi. Ancak son andaki bazı müdahalelerle karar metninde, 2023 yılında Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) düzenlenen COP28’de kabul edilen “BAE mutabakatına”, yani bu mutabakatın kilit unsuru olan “fosil yakıtlardan uzaklaşma” taahhüdüne dolaylı bir atfın yer alması kabul edildi.
Elbette bu durum kimilerince dünyanın jeopolitik anlamda karışık ve zor bir dönemden geçtiği göz önüne alındığında ve yaklaşık 200 ülkenin konsensüse ulaşmasının zorluğu düşünüldüğünde yine de bir ilerleme olarak nitelendirildi. Kimilerine göre de son derece yetersiz bir adım olarak görüldü. Tüm bunlara rağmen bazı kararlı ülkeler, fosil yakıtlardan çıkış planını COP sürecinden bağımsız şekilde ilerleterek COP31’e bu iddiayı daha kararlı bir şekilde sunma çalışmalarına başladılar bile. 
Bu boşluğu doldurmak amacıyla, planı destekleyen devletler ve STK’lar, fosil yakıtlardan çıkış için, sadece buna odaklı bir konferans düzenleme kararı aldı. Söz konusu konferans 28-29 Nisan tarihlerinde Kolombiya ve Hollanda’nın ev sahipliğiyle Santa Marta şehrinde düzenlenecek. Özellikle petrol, doğalgaz ve kömür üretiminin durdurulması ve azaltılması, yeni fosil yakıt projelerinin sonlandırılması ve küresel düzeyde “adil, planlı ve finanse edilen bir fosil yakıt çıkışı/azaltımı” için somut bir yol haritası geliştirmek ana hedef olacak. 
COP30 boyunca iklim finansmanı da en önemli başlıklardan biriydi. Gelişmiş ülkeler savunmasız ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olmak için vaat edilen parayı üç katına çıkarmayı kabul etti. Yeni taahhüt uyum finansmanını yıllık 120 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor ancak bu bile, gelişmekte olan ülkelerin 2035’e kadar ihtiyaç duyacağı tahmini yıllık 300 milyar dolardan çok uzak. Ülkeler ayrıca istedikleri 2030 son tarihinden mahrum bırakıldılar. 

COP31’e Ev Sahibi Olacak Türkiye Belem Deklarasyonu’nu İmzaladı
Peki, Belem’deki konferansta hiç mi iyi şeyler olmadı? Örneğin COP30’da 35 ülke ve uluslararası kurum tarafından imzalanan Belem Deklarasyonu, “yeşil sanayileşme” gündemini öne çıkardı. Sanayinin karbonsuzlaşması, temiz teknolojilerin yaygınlaştırılması, enerji verimliliği ve düşük karbonlu üretim için finansal-teknik mekanizmalar içeren deklarasyon, aynı zamanda fosil yakıtlardan çıkış sırasında adil geçişin ilkelerini temel almayı kabul etti. İmzacı ülkeler arasında Türkiye de yer aldı. Türkiye’nin imzası önemliydi çünkü COP30 kapanışında, Türkiye’nin 2026’da COP31’e ev sahipliği yapacağı resmen açıklandı. COP31’in müzakerelerini yönetme görevi ise Avustralya’ya verildi. Türkiye, “adil ve dengeli bir konferans” sözünü verirken; Pasifik adaları, Afrika ve diğer kırılgan bölgelerle diyalogun güçlendirileceğini vurguladı. Uzmanlar ise Türkiye’nin COP31 Başkanlığını, gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler arasında “köprü” rolünü güçlendirecek bir fırsat olarak değerlendirdiler.

Fosil Yakıtlardan Çıkış Yol Haritası Olmadan Adil Geçiş Mümkün mü? 
COP30’da ayrıca Adil Geçiş Mekanizması’nın (Just Transition Mechanism - JTM) kurulması kabul edildi. Böylece bugüne kadar hiçbir COP’ta gerçekleşmediği kadar, sosyal adalet gündeme ve merkeze alınmış oldu. İnsan hakları, işçi hakları, yerli halklar ve Afro kökenlilerin hakları, cinsiyet eşitliği, kadının güçlenmesi, eğitim ve gençlik gibi konular bu kadar kapsamlı bir biçimde daha önce ele alınmamıştı. Ancak mekanizma için özel bir finansman hattının oluşturulmamış olması elbette büyük bir eksiklik olarak göze çarptı. Nitekim adil geçişi gerçekleştirmek için kamu finansmanı, sistemik ekonomik reform ve fosil yakıtların sonlandırılmasına dair net bir yol haritası gerekiyor. COP30’da bazı gelişmiş ülkeler yine, mali yükümlülüklerini sınırlandırmak, iklim borçlarını ödemeyi reddetmek ve adalet sağlayamayan mevcut iklim ve kalkınma finansmanı mimarisinde gerekli derin yapısal değişiklikleri engellemek için uğraştı. Dolayısıyla adil geçiş için gereken temel şartların eksikliği hala göze çarpıyor.
COP30’un en büyük başarılarından bir ise iklim dezenformasyonuyla mücadele konusunda elde edildi. Tüm taraflar, iklim eyleminin etkinliği için bilgi doğruluğunun güçlendirilmesi gerektiği konusunda uzlaştı. COP30’da bilgi bütünlüğünün tanıması, doğru bilgiye erişimin korunması, iklim biliminin savunulması ve özellikle büyük teknoloji şirketleri ile reklam endüstrisi gibi özel sektör aktörlerinin sorumluluğunun şeffaflaştırılması açısından “güçlü bir siyasi sinyal” olarak yorumlandı. Bu uzlaşı sayesinde COP30, devletlerin bilgi bütünlüğünü resmen korumayı taahhüt ettiği ilk zirve oldu.

Ulusal Uyum ve Toplumsal Cinsiyet Eylem Planları Kabul Edildi
COP30’da iki yıllık müzakerelerin ardından, ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için hazırladığı uzun vadeli, kapsamlı ve stratejik bir planlama belgesi anlamına gelen Ulusal Uyum Planı (National Adaptation Plan - NAP) ile ilgili değerlendirme kararı da nihayet kabul edildi. Ancak karar, gelişmekte olan ülkelerin NAP süreçleri için desteğin artırılmasına dair anlamlı rehberlik sağlamıyor ve uyum entegrasyonu ile Ulusal Biyoçeşitlilik Stratejisi ve Eylem Planı süreciyle politika uyumu gibi temel unsurları içermemesi nedeniyle eleştiriliyor. 
Belém görüşmelerinde ayrıca uzun süredir beklenen Toplumsal Cinsiyet Eylem Planı (Gender Action Plan - GAP) müzakereleri başarıyla tamamlandı. Plan, ayrıştırılmış verilerin ve cinsiyet analizinin karar alma süreçlerinde kullanılması ve cinsiyet, iklim değişikliği ve ilgili diğer aktörler arasında işbirliğini içeriyor. Yanı sıra bu plan, toplumsal cinsiyetin ulusal iklim politikalarına ve planlarına, ayrıca resmi raporlama ve iletişimlere entegre edilmesini, bu taahhütlerin farklı iklim eylemi alanlarında uygulanması için hesap verebilirliği de sağlayacak. 
Kısacası “Hakikat COP”u olarak nitelendirilen Belem müzakereleri umudu canlı tuttu ancak çok da büyütemedi. Diğer yandan fosil yakıtlardan çıkış için kararlı ülkeler, STK’lar ve ön saflarda yer alan bazı topluluklar değişimin mümkün olabileceğini gösterdi. Bu kararlılık öyle güçlendi ki, gezegenimizin artık boş jestlerin ötesine geçerek, acil ve cesur eylemlere ihtiyaç duyduğunu, daha güvenli ve dirençli bir gelecek için işbirliğinin önemini çok açık bir biçimde ortaya koydu ve ibreyi biraz daha umuda doğru çevirdi.   

Tarih: 25 Kasım 2025