İklim değişikliği, dünya genelinde gıda üretimi üzerinde derin ve genellikle yıkıcı etkilere sahip. Küresel ısınmanın ve aşırı hava olaylarının sıklığının artması, tarım sektörünü ciddi şekilde etkiliyor. Son on yıl, kaydedilen en sıcak yıllar arasında yer alıyor ve bu durum, dünya genelindeki tarım bölgelerinde ciddi ürün kayıplarına neden oluyor. Örneğin, 2022 yılında Hindistan ve Pakistan'da yaşanan aşırı sıcak dalgaları, buğday ve pirinç gibi temel tahılların veriminde önemli düşüşlere yol açtı. Aşırı sıcak dalgaları, bu ülkeler tarafından tahılların ihracatının kısıtlanmasına neden oldu ve uluslararası gıda pazarlarında büyük dalgalanmalar meydana geldi.
Benzer şekilde, 2022 yılında Afrika Boynuzu'nda yaşanan şiddetli kuraklık, milyonlarca insanın gıda krizleriyle karşı karşıya kalmasına yol açtı. Küresel Gıda Krizi Raporu, 2022 yılına göre yaklaşık 24 milyon artışla, 2023 yılında 281,6 milyon kişinin 59 farklı ülke veya bölgede ciddi gıda güvensizliği yaşadığını gösteriyor. Tarım faaliyetlerine bağlı topluluklar, suların azalması ve tarımsal üretim alanlarının küçülmesi nedeniyle ciddi zorluklar yaşıyor. Bununla birlikte, 2023 yılında, Pakistan'da muson yağmurları sonucunda yaşanan büyük sel felaketleri, su taşkınları ve su kaynaklı hastalıkların artışı da gıda üretimini olumsuz etkiledi.
İklim değişikliğinin gıda üzerindeki sonuçları, Pasifik Adaları ve Hawai gibi yerlerdeki kültürel yaşama etkileri oldukça çarpıcı ve çok katmanlı. Deniz seviyesinin yükselmesi, geleneksel yaşam tarzları ve yerel ekonomiler için yıkıcı bir güce sahip ve kültürel birer simge olan mahsullerin ekim alanlarını tehdit ediyor. Mesela Taro, bölgede sadece bir gıda maddesi olmanın ötesinde, topluluğun kültürel kimliğinin bir parçası ve yüzyıllardır devam eden tarımsal ritüellerin bir öğesi. Ekmek meyvesi ağaçları ise besleyici değeri yüksek bir besin kaynağı olmasının yanı sıra, gölge ve sığınak sağlayan ve ekosistemde önemli rol oynayan ağaçlardan. Yüzyıllar boyunca sürdürülen tarım pratiği ve ekolojik bilgi, iklim değişikliğinin tehditleri karşısında hızla değişmek zorunda kalabilir.
Türkiye’deki Durum
Türkiye'de iklim değişikliği, gıda üretimi ve güvenliği üzerinde yüksek riskli etkiler yaratıyor. İklim değişikliği, tarımsal üretimi doğrudan etkileyerek gıda fiyatlarında artışa neden oluyor ve bu durum maliyetlerin yükselmesiyle tüketici fiyatlarına da yansıyor.
Son yirmi yıl içerisinde Türkiye, Akdeniz Havzası başta olmak üzere yükselen hava sıcaklıkları ve bunların sıklığının artmasıyla karşı karşıya kaldı; bu durum, tarımsal verim üzerinde olumsuz etkiler yaratarak bölgedeki ürün hasatlarını ciddi şekilde etkiledi. Dünya Bankası, böylesi zorlukların üstesinden gelmek için ileri tarım teknolojileri, su yönetimi iyileştirmeleri, çeşitli iklim koşullarına dayanıklı mahsul çeşitleri geliştirilmesi, tarımsal biyoteknoloji yatırımları ve tarım sektöründe dijital dönüşümün teşvik edilmesi gibi yenilikçi çözümler öneriyor. Türkiye, 2053 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmayı amaçlıyor; bunun için kalkınma ve iklim hedeflerini uyumlaştırmak üzere önemli politika reformlarına ihtiyacı var. Türkiye'nin bu hedeflere ulaşmasına yardımcı olacak dayanıklı ve net sıfır emisyonlu kalkınma yolu, ekonomi genelinde dayanıklılığı ve uyumu artırmayı ve çeşitli sektörlerde büyük değişiklikleri gerektiriyor.
Umut verici bir gelişme olarak, 2024 yılının ilk yarısında, "Türkiye'nin Gelişmiş Şeffaflık Çerçevesine Uyum için Ulusal Katkı Beyanı Kapsamındaki İklim Değişikliği Eylemlerini Ölçme, Raporlama ve Doğrulama Kapasitesinin Güçlendirilmesi Projesi"nin açılışıyla, ülkenin iklim değişikliğine adaptasyonu ve karbon emisyonlarını düşürme hedefleri için önemli bir adım atıldı. Türkiye'nin Paris Anlaşması'na uyumu, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile iş birliği ve Küresel Çevre Fonu'nun (GEF) finansal katkılarıyla desteklenen bu yeni proje ile güç kazanıyor.
Proje, hem Türkiye'nin iklimle ilgili ulusal stratejilerinin geliştirilmesine hem de uluslararası alandaki sorumluluklarının yerine getirilmesine zemin hazırlıyor. Bu yaklaşım, küresel iklim değişikliğiyle mücadelede ortak eylemin ve yerel kaynakların etkin yönetilmesinin öneminin altını çiziyor.
Küresel İşbirliği ve Çözüm Arayışları
Bu küresel sorunla mücadele etmek için, Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Meteoroli Örgütü (WMO) gibi uluslararası kuruluşlar, erken uyarı sistemleri ve iklim akıllı tarım teknikleri gibi yenilikçi çözümler geliştirmek için işbirliği yapıyorlar. Ayrıca, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olarak, COP27'de erken uyarı sistemlerinin küresel olarak genişletilmesi için bir eylem planı sunulmuştu.
Bu çerçevede, aşağıdaki stratejiler öne çıkıyor:
- Erken Uyarı Sistemleri ve İklim Adaptasyonu: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için erken uyarı sistemleri ve iklim adaptasyonu stratejileri geliştirmekte işbirliği yapıyor.
- İklim Akıllı Tarım Uygulamaları: Çiftçilere iklim akıllı tarım teknikleri konusunda eğitimler verilmesi, su kaynaklarının daha etkin kullanımı, toprağın korunması ve alternatif mahsullerle çeşitlendirme yapılması öneriliyor.
- Küresel ve Yerel İşbirlikleri: Küresel Gıda Krizleri Raporu ve diğer uluslararası girişimler, akut gıda güvensizliği olan bölgelerdeki durumu iyileştirmek için küresel ve yerel düzeyde işbirliklerinin önemini vurguluyor.
- Eğitim ve Kapasite Geliştirme: Dünya Bankası ve diğer uluslararası kuruluşlar, gıda güvenliği ve iklim değişikliği konusunda kamuoyunun bilinçlendirilmesi ve yerel toplulukların kapasitelerinin artırılması için çeşitli programlar yürütüyor.
Bu stratejilerin uygulanması, gelecek nesiller için daha güvenli ve sürdürülebilir bir gıda sistemi oluşturulmasına katkı sağlayabilir. Her birimiz, bu küresel mücadeleye ortak olarak, iklim değişikliğinin gıda üzerindeki etkilerini azaltabiliriz. İklim değişikliğiyle mücadele için yerel düzeyde alınacak aksiyonlar ve toplulukların katılımı, bu küresel sorunla başa çıkmanın temel taşlarından biridir.
https://www.ipcc.ch/
https://www.fao.org/home/en