2030 yılında Dünya nüfusunun 8,5 milyarı geçmesi beklenirken, bir yandan da doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına dayanan ve biyoçeşitliliği koruyabilen çevre dostu gıda üretim tekniklerinin geliştirilmesi de bir gereklilik olarak önümüzde duruyor. Ancak tüm bu zorunluluğa rağmen dünya genelinde özellikle tarımsal faaliyetlerin kimya endüstrisine bağımlı bir halde olduğunu söylesek abartmış sayılmayız. Yapay gübreler ve hormonlar yaygın kullanılıyor. Yabani bitkileri ve böcekleri yetiştirilen ürünlerden korumak adına kullanılan pestisitler ise tarımda kullanılan en önemli toksik kimyasallar olarak öne çıkıyor.
İnsan sağlığı ve ekoloji üzerindeki olumsuz sonuçları uzun zamandır bilinmesine rağmen pestisit kullanımına büyük bir bağımlılık söz konusu; öyle ki, 1990’lardan bu yana küresel pestisit kullanımı %50’den fazla artmış durumda. Hatta önümüzdeki yıllarda sıcaklık artışı ve yağış rejimlerinde görülen değişiklikler nedeniyle, tarımsal ürünlerde salgın hastalıklar ve ürün zararlılarında artış görüleceği öngörüsü nedeniyle pestisit kullanımının daha da artması bekleniyor. Son verilere göre, 2025 yılında küresel pestisit kullanımı 3,73 milyon tona ulaştı. Kullanım miktarına göre Brezilya, ABD ve Endonezya ilk üç sırayı alırken 207 ülke arasında Türkiye’de bir hayli yukarılarda,12. sırada bulunuyor.
Esas amacımız tarladan sofraya kadar giden sürecin sağlıklı ve besleyici kalmasını sağlamaya çalışmak iken, tarımsal faaliyetlerde kullanılan toksik kimyasallarla bunların kalıntıları hem üretim alanlarındaki canlılara, hem de sofraya geldiğinde insanlara büyük zararlar veriyor. Pestisitlere kronik maruziyet; kanser, Alzheimer ve Parkinson hastalıkları, solunum problemleri, hormon bozuklukları ve gelişimsel rahatsızlıklarla ilişkilendiriliyor. Çiftçiler, tarım işçileri ve aileleri, tarım bölgelerinde yaşayanlar, hamile kadınlar ve yeni doğan bebekler ise en yüksek risk altında. Her yıl yaklaşık 385 milyon istem dışı akut pestisit zehirlenmesi yaşanıyor ve bunun sonucunda yaklaşık 11 bin kişi hayatını kaybediyor. Gündelik yaşamlarımızda tükettiğimiz tarımsal ürünler üzerindeki pestisit kalıntılarının orta ve uzun vadede toplum sağlığına verdiği zarar da cabası. Yanı sıra pestisitler doğal ekosistemler ve biyolojik çeşitlilik üzerinde büyük bir etkiye sahip. Kullanımları, arı kolonilerinin ve diğer tozlayıcıların çöküşüyle, kuş popülasyonlarının ve böceklerin azalmasıyla ilişkilendirilmiş durumda.
Gıdada Asıl Sorun Dağıtım ve Eşitsizlik
Bu çelişkiler ortadayken aklımıza şu sorunun gelmesi de çok normal: Bir yandan Dünya nüfusu artarken, iklim değişikliği nedeniyle tarımsal üretim zarar görürken, tarımsal ürün kaybını önlemek, verimi ve kaliteyi artırmak elzem değil mi?
Öncelikle gıda üretiminin en temel safhası olan tarımsal üretimde insan ve çevre sağlığını tehdit etmeyecek tekniklerin kullanılması artık büyük bir ihtiyaç. Gıda güvencesini sağlamak için ise pestisitlere sırtımızı dayamak zorunda değiliz.
2014-2020 yılları arasında Birleşmiş Milletler Gıda Hakkı Özel Raportörü olarak görev yapan, gıda hakkı ve çevre politikaları alanında uzman bir isim olan Hilal Elver’in hazırladığı rapora göre, pestisit kullanımı dünya açlığını ortadan kaldırmada başarısız oldu ve gıda güvencesi için vazgeçilmez olduğu iddiası da yanıltıcı. Dünya’nın hâlihazırda yeterli gıda ürettiğine dikkat çeken raporda, asıl sorunun eşitsizlik ve dağıtım sorunu olduğu vurgulanıyor. Yani gıda güvencesinin sadece üretim değil sürdürülebilirlik ve erişim meselesi de olduğuna dikkat çekiliyor.
Pestisiti en aza indirerek ya da hiç kullanmayarak tarım yapmanın yolları elbette var. Örneğin entegre zararlı yöntemiyle, sadece gerektiğinde ve düşük riskli pestisitler kullanarak verim kaybını azaltmak ve çevreye etkiyi düşürmek mümkün. Permakültür ve agroekoloji yöntemleriyle de, doğal döngüye dayalı tarımsal sistemler kurmak pestisit ihtiyacını önemli ölçüde azaltabiliyor.
Biyopestisit ve doğal ajan kullanımı da bir başka yöntem. Bazı bakterilerden oluşan mikrobiyal pestisitler, bitki özleri ve feromon tuzakları kullanmak da kimyasal bağımlılığı azaltarak ürün güvenliğini artırabiliyor.
Çiftlikten Çatala Stratejisi’nin Hedefi Büyük
Vahim tabloya rağmen pestisit kullanımına yönelik küresel çabalarda da belirgin bir artış var. Şu ana kadar net tanımlı bir hedef konmasa da, BM çatısı altında Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO), pestisit kullanımını 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA’lar) ile de ilişkilendirerek, bu çerçevede ve güvenli yöntemlerle sınırlama çağrısında bulunuyor. Örneğin FAO, pestisitlerin bilimsel ve güvenli şekilde kayıt altına alınmasına yönelik bir aracı 2030’a kadar uygulamaya sokmayı hedefliyor. Yanı sıra, entegre zararlı yönetimini de teşvik ederek pestisitiz ya da daha düşük kimyasal kullanımını amaçlıyor.
Pestisit azaltımına yönelik en büyük çabalardan birini Avrupa Birliği gösteriyor. Birlik Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında hazırladığı Çiftlikten Çatala Stratejisi ile (From Farm to Fork) sürdürülebilir gıda zinciri inşa edilmesine dair önemli bir adım attı. Avrupa Komisyonu, pestisitlere bağlı riskleri azaltma konusundaki ilerlemeyi ölçmek için bir Uyumlaştırılmış Risk Göstergesi oluştururken, bu gösterge son beş yıl içinde pestisit kullanımından kaynaklanan riskte %20'lik bir düşüş olduğunu ortaya koydu. Ayrıca komisyon 2030 yılına kadar kimyasal pestisitlerin genel kullanımını ve riskini %50 oranında azaltmak için ek önlemler almayı, hasadı zararlılardan ve hastalıklardan korumak için güvenli alternatif yolların daha fazla kullanılmasını teşvik etmeyi de hedefliyor. AB dışında Birleşik Krallık da bu konuda önemli adımlar atıyor. Ulusal bir eylem planı hazırlanarak, arılara zararlı bazı pestisitler yasaklandı ve 2030’a kadar kullanımda %10 azalma hedefi konuldu.
Pestisit azaltımına başarılı ve en güncel örneklerden biri de Kazakistan’dan geldi. FAO’nun desteğiyle ortaya konulan bir ulusal strateji kapsamında Entegre Zararlı Yönetimi uygulanan pilot alanlarda %70’e varan pestisit azaltımına gidildi ve sonuçta verimde bir düşüş yaşanmazken maliyet anlamında da bir artış gözlenmedi. Yine Benin, Etiyopya, Hindistan ve Vietnam gibi ülkelerde benimsenen Entegre Zararlı Yönetimi’ne ilaveten zararlılara karşı eden avcı böcek kullanımı gibi biyolojik kontrol yöntemleri sayesinde pestisit bağımlılığında ciddi azalmalar kaydedildi.
Toprak ve su kaynaklarını kirletmeyerek ve pestisit bağımlılığına son vererek hem ekosisteme hem de ekonomimize çok daha büyük kazançlar sağlayabiliriz. Bölgesel ve ulusal stratejiler benimsendikçe ve denetimler sıkılaştıkça Dünya’nın bu noktaya doğru daha hızlı yol alabilir. Nitekim ekonomi bilimi artık pestisit ve benzeri gibi kirleticilerin çevresel ve sosyal maliyetini toplam hesaplamanın içine giderek daha fazla katıyor. Zaten sürdürülebilir bir dünyanın geleceği de böylesi bir hesaplamadan ve hesaplaşmadan geçiyor.
Tarih: 10 Nisan 2026