Modern zamanlar, başlangıçta “nimet” gibi görülen bazı şeylerin bir süre sonra büyük bir “belayı” da beraberinde getirdiği insan yapımı birçok malzemeye ve icada tanıklık etti. Bu belaların en büyüklerinden biri de hiç şüphesiz ki plastik oldu. Düşük maliyeti, hafifliği, esnekliği ve dayanıklılığıyla hemen her sektörde kullanımı yaygınlaşan bu madde, özellikle 1970’lerden itibaren yaşamlarımızda öyle çok yer etti ki, bugün artık Everestler’in zirvesinden okyanusların dibine kadar her yer plastikle kaplı halde.
Yaşam döngüsünün çok uzun olmasından kaynaklı zararı bir yana, plastik üretiminin kendisi de kimyasal üretim ve fosil yakıtlara dayandığı için yüksek karbon salımına yol açıyor. Gezegenimizin biyoçeşitliliğine ve insan sağlığına verdiği zarar ise çoktan gözler önüne serilmiş durumda. Ancak varılan noktanın vahametine rağmen plastik kirliliğini sona erdirmeye yönelik küresel bir anlaşmaya henüz varılabilmiş değil.
Mart 2022’de, Birleşmiş Milletler Çevre Meclisi’nde 175 ülke bir karara imza atarak “plastik kirliliğini sona erdirmek için uluslararası hukuken bağlayıcı bir araç geliştirilmesini” onayladı. Hatta bu kararla, plastiklerin tüm yaşam döngüsünü, yani tasarımından üretimine, tüketime ve atığa kadar ele alacak bir uluslararası anlaşma oluşturmak için bir Hükümetlerarası Müzakere Komitesi bile kuruldu. Ancak tüm bu tartışmalar, özellikle plastik üretimi sınırlamaları, tehlikeli kimyasalların kontrolü ve finansman mekanizmaları başlıklarında tıkanıp kaldı, niyetlerle gerçeklik bir türlü uyuşamadı.
Türkiye’den Önemli Bir Adım Geldi
Plastik ürünler arasında bir tür olarak tek kullanımlık plastikler ise yıllar içinde dünya genelindeki tedarik zincirleri ve tüketim alışkanlıkları içinde elde ettikleri güçlü konumla toplam plastik kirliliğine büyük katkı sunmaya başladı. Kısa süreli kullanım için tasarlanmış olmalarına rağmen bu plastikler genellikle bozulmaya karşı dirençliler ve büyük ölçeklerde geri dönüştürülmeleri zor materyaller.
Bir buzlu kahvenin içindeki pipet, paket servis yemeğimizi taşımak için verilen plastik poşet ya da bir çikolatanın üzerindeki ambalaj… Tek tek bakıldığında bunların her biri zararsız gibi görünseler de, çevre için ödenen bedel oldukça yüksek. Plastiklere olan bağımlılığımız küresel bir plastik krizine dönüşmüş durumda.
Henüz uluslararası çapta bağlayıcı yasaya sahip olmasak da, son yıllarda bazı ülkeler ve Avrupa Birliği tek kullanımlık bu plastiklerin kullanımıyla ilgili yeni düzenlemeleri devreye sokmaya başladı. Hatta bu konuyla ilgili çok önemli bir adım da Türkiye’den geldi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, plastik kirliliğini azaltmak amacıyla tek kullanımlık ürünlerin piyasaya arzını yasaklamaya yönelik yönetmeliği bu yılın sonunda yürürlüğe koymayı hedefliyor. AB Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi’ne uyum sağlanması amacıyla yürütülen yönetmelik hazırlıkları tamamlanma aşamasına gelmek üzere. Bu kapsamda, çevreye zarar veren ve plastik kirliliğine neden olan plastik çatal, bıçak, kaşık, yemek çubuğu, tabaklar, gıda kapları, içecek kapları ve içecek bardakları, plastik çubuklu kulak pamukları ve pipet gibi tek kullanımlık plastik ürünlerin kullanımının sona erdirilmesi planlanıyor.
Söz konusu tek kullanımlık plastik ürünlerin piyasaya arzına son verilerek bu sayede yıllık 1,5 milyon ton karbondioksite eşdeğer karbon salımının engellenmesi öngörülüyor. Tek kullanımlık plastik ürünlerin yerine doğa dostu cam, porselen, ahşap ve karton alternatifler sunulacak. İlerleyen süreçte ise kısmen plastikten mamul içecek bardakları, kısmen plastikten mamul gıda kapları, ebat ve ağırlıktan bağımsız kargo poşetleri, ıslak mendiller ve ıslak yüzey temizleme havlularının da tüketiminin azaltılması için kısıtlama ve işaretleme gibi tedbirlerin de hayata geçirilmesi hedefleniyor.
AB ise, 2019'da kabul edilen Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi ile belirli tek kullanımlık plastik ürünlerin 27 AB ülkesinde piyasaya sürülmesini yasaklama veya sıkı biçimde sınırlama yükümlülüğü getirdi. Birlik ayrıca 2030’a kadar yaygın kullanılan 10 tek kullanımlık plastiği aşamalı olarak kaldırmayı planlıyor. Sadece Avrupa kıtasında her yıl yaklaşık 32 milyon ton plastik atık üretiliyor. Batı Avrupa’da kişi başına ortalama yıllık plastik tüketimi, küresel ortalamanın 2 katından daha fazla bir miktarda, yaklaşık 150 kilogramı buluyor.
Mevcut Plastik Üretimi Bu Hızla Sürerse Sonumuz Olur
Son verilere göre dünya genelinde yıllık plastik üretimi yaklaşık 400–420 milyon ton civarında ve bu miktar, küresel plastik üretiminin istikrarlı biçimde arttığını ve her yıl yüz milyonlarca ton yeni plastik üretildiğini gösteriyor. Bu üretim hacmi, plastik atıkların yönetimi ve geri dönüşüm sistemlerinin kapasitesini aşan seviyelerde olmaya devam ediyor ve üstelik yalnızca küçük bir kısmı geri dönüştürülüyor.
Plastik üretimi ve kullanımıyla ilgili mevcut durumun devamında ise 2040 yılına kadar 2020 yılına kıyasla plastik üretiminin %70 artış göstererek 736 milyon tona çıkması öngörülüyor. Yanı sıra plastiğe bağımlılığımız değişmediği sürece, 2040 yılına kadar küresel plastik sisteminden kaynaklanan yıllık sera gazı emisyonları %58 artarak 4,2 gigaton karbondioksit eşdeğerine ulaşacak ve bu miktar bir milyar benzinle çalışan otomobilin emisyonuna eşdeğer olacak. Öte yandan yalnızca her yıl 11 milyon metrik ton plastik okyanusa karışıyor bunun yanı sıra deniz ortamlarımızda zaten dolaşan tahmini 200 milyon metrik ton plastik bulunuyor. Hiç küçümsemeyin çünkü bu öylesine büyük bir miktar ki, okyanustaki plastikleri yan yana koyarsak 30 bin kilometre uzunluğuna yani New York’tan Sydney’e kadar bir mesafeye eşdeğer gelebiliyor.
Ayrıca şu ana kadar, plastik ürünlerinde kullanılan 16 binden fazla kimyasalın dörtte birinden fazlası insan sağlığına zarar potansiyeli olan maddeler olarak tanımlanmış durumda. Özellikle gıda ambalajları, mutfak gereçleri, oyuncaklarda yaygın olarak kullanılan maddeler ve mikroplastikler giderek daha fazla kaygı verici hale geliyorlar.
Plastiğin Tüm Yaşam Döngüsü İçin “Sil Baştan” Yaklaşımı Şart
Dolayısıyla plastik üretimi ve tüketiminde, yaygın deyişle “sistemsel değişim” gerekiyor. Bir başka deyişle bu dönüşüm, yalnızca geri dönüşümü artırmakla değil, plastiğin tasarımından üretimine, kullanımından atık yönetimine kadar tüm yaşam döngüsünün yeniden düzenlenmesiyle mümkün görülüyor.
Öncelik elbette plastik üretimini azaltmak, özellikle de tek kullanımlık ürünleri aşamalı olarak kaldırmak olmalı. Alternatif malzemelerin kullanımı ve plastik ürünlerin geri dönüştürülebilir şekilde tasarlanması da önemli. Depozito-iade sistemlerinin ve yeniden doldurulabilir ambalajların yaygınlaşması da katkı sunabiliyor. Geri dönüşüm altyapısının genişletilmesi, atıkların kaynağında ayrıştırılması plastik atıkların doğaya ve denizlere ulaşmasını engelleyecek sistemler kurulması ve tüketicilerin alışkanlıklarını değiştirmek de plastik kirliliğinin azaltılmasına yönelik kıymetli çabalar olma özelliğini taşıyorlar.
Günümüzün en büyük çevresel sorunlarından biri olarak plastik kirliliği, hükümetlerin düzenleme yapmasını, işletmelerin yenilikçi çözümler geliştirmesini ve bireylerin harekete geçmesini, en önemlisi de küresel anlamda taahhütleri ve yaptırımları olan uluslararası bir anlaşmaya varılmasını gerektiriyor. Plastiksiz bir dünyayı hayal etmek zor görünse de, insan yapımı bu madde, kontrol etmediğimiz takdirde, gezegenin başını ağrıtmaya devam ederek, tüm yeşil dönüşüm ufkumuzu daraltabilecek kapasiteye sahip.
Tarih: 25 Mart 2026