Birleşmiş Milletler’in 1992’de kabul ettiği İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi uyarınca her yıl düzenlenen ve en büyük küresel resmi iklim zirvesi olma özelliği taşıyan Taraflar Konferansı (Conference of the Parties, COP), 2026’da 31. kez gerçekleşecek. Varılan anlaşmaya göre COP31’in ev sahipliği ve başkanlığını Türkiye üstlenecek, Avustralya ise müzakereleri yönetecek.
İlki 1995 yılında Berlin’de yapılan COP’lar, bugüne kadar iklim değişikliğine karşı mücadelede bir yandan bir türlü yerine getirilemeyen taahhütlerle, bir yandan da önemli anlaşmalar ve “hiç yoktan iyidir” dedirten türden bazı kazanımlarla geçti. 30 yıl sonra gelinen noktada, ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik Ulusal Katkı Beyanları’nda (NDC) daha güçlü ve iddialı hedefler belirlememeleri hâlâ büyük bir sorun. Yanı sıra gelişmekte olan ülkelerin azaltım ve uyum çabalarını destekleyecek iklim finansmanının istenilen düzeye çıkarılmaması da keza öyle. Bir yandan da iklim değişikliğinden en çok zarar gören ülkeler için Kayıp ve Zarar Fonu’nda daha çok finansman toparlanması ve fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye adil bir geçişin yol haritasının sağlanması da COP’ların en önemli gündem maddeleri arasında.
İklim Diplomasisinde Lider Olma Fırsatı Var
Elbette COP31’e ev sahipliği yapmanın Türkiye’ye çok önemli fırsatlar sunacağı aşikar. COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi, onbinlerce kişinin katılımıyla büyük bir organizasyona ev sahipliği yapmanın ötesinde, uluslararası iklim diplomasisinde Türkiye’ye daha güçlü ve etkili bir rol kazandıracak.
Ayrıca Türkiye’nin enerji dönüşümünü hızlandırma ve iklim politikaları ile eylemini güçlendirme açısından önemli fırsatlar sunması da bekleniyor. Yenilenebilir enerji, sürdürülebilir şehircilik ve iklim uyum projeleri daha güçlü bir şekilde gündeme taşınıyor. Böylece uluslararası finans kuruluşları ve iklim fonlarının ilgisi artarken, ev sahibi ülke temiz enerji ve iklim finansmanı alanlarında daha fazla yatırım çekme potansiyeline sahip oluyor. Diğer yandan özellikle STK’lar için iklim gündemini daha geniş kitlelere ulaştırma açısından da COP31 önemli kapılar açma potansiyeli taşıyor.
Dolayısıyla tüm gözler Türkiye üzerindeyken, ülkemizin bu süreçte iklim politikasını revize etmesi, daha iddialı hedefler koyması ve sürdürülebilir kalkınma ile ekonomik dönüşümü destekleyecek politikalar konusunda hızlanmasını beklemek hiç de abartı olmaz herhalde.
Türkiye’ye Kömürden Çıkış ve Adil Dönüşüm Çağrısı
Öte yandan tüm bu imkânlar silsilesinin yanı sıra, COP’un Avustralya ve Türkiye tarafından ortaklaşa düzenlenecek olması, özellikle de bu iki ülkenin görece düşük iklim hedeflerine sahip olmaları nedeniyle kimi kesimlerce düşündürücü olarak değerlendiriliyor. Her iki ülke de elektriklerinin neredeyse yarısından fazlasını hâlâ fosil yakıtlardan üretiyor. 2024 verilerine göre kömür, Türkiye elektriğinin üçte birinden fazlasını sağlarken, fosil yakıtlar toplamda ülke elektriğinin yaklaşık yarısını üretiyor. Üstelik bu iki ülke uluslararası iklim diplomasisinde görece daha pasif roller üstlendi. Yine de hiçbiri COP31 adaylığından geri çekilmeye istekli olmadı.
2035 yılına ilişkin NDC’sini BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Sekretaryasına yeni sunan Türkiye, bu yeni senaryosunda, emisyonlarını 2035’e dek 1.109 milyon tona çıkacak şekilde artırmaya devam edecek ve yeni azaltım hedefi ile de bu seviyeden yapılacak %42 azaltım ile 643 milyon tona inmeyi hedefleyecek. Hedefin gerçekleşmesi durumunda ise Türkiye’nin emisyonları önümüzdeki 10 yıl boyunca 2023 yılına kıyasla %16 artacak. Türkiye’nin bu ve benzeri iklim politikalarında gelişmeler kaydetmesi, COP31 Başkanlığında daha sağlam durması konusunda yardımcı olabilir.
Ülkelerin iklim politikalarının Paris Anlaşması ve 1,5 derece hedefiyle uyumlu hale gelmesi için mücadele eden büyük bir platform olan Küresel İklim Ağı’nın (Climate Network) ülkemiz ayağı olan Türkiye İklim Ağı, Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının ülke içinde de iklim krizine karşı kalıcı bir dönüşümün başlangıcı olma fırsatı yarattığına dikkat çekiyor ve Türkiye’den yeni kömür yatırımlarını sonlandırarak adil dönüşüm ilkelerine dayalı bir kömürden çıkış stratejisi hazırlamasını talep ediyor. Yanı sıra yenilenebilir enerji yatırımlarını doğa ve toplumsal adaletle uyumlu biçimde hızlandırmak, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyumu ve dayanıklılığı artıracak adaptasyon politikalarını güçlendirmek ve uygulamaları hızlıca hayata geçirmek ve bunları katılımcı bir zeminde gerçekleştirmek de diğer talepler olarak öne çıkıyor.
Enerji Dönüşümü Daha da Hızlanabilir
Türkiye özellikle yenilenebilir enerji konusunda önemli ilerlemeler kaydediyor. Öncelikle, hem jeopolitik anlamda hem de ekonomisiyle bir köprü ülkesi olma özelliği taşıyor. Dolayısıyla COP31 ev sahipliği sırasında müzakerelerde farklı çıkarlar güden ülke grupları arasında bu özelliğini kullanarak, daha somut adımlar atılmasına yönelik bir kolaylaştırıcı görevi görebilme kapasitesine sahip.
Yanı sıra ülkemiz son yıllarda iklimle mücadelede yeni adımlar da atıyor. Temmuz 2025’te yürürlüğe giren ilk İklim Yasası ile kurulması planlanan Emisyon Ticaret Sistemi (ETS), zorunlu emisyon izleme ve yeşil taksonomi gibi mekanizmalar kurulmuş olması, gelecekteki eylemler için güçlü bir politika temeli oluşturuyor.
Örneğin yenilenebilir enerji, 2024’te Türkiye’nin toplam elektrik üretim kapasitesinin %59,3'ünü oluşturdu ve küresel ortalama olan %46,4’ü önemli ölçüde geçti. Türkiye, 2020–2024 arasında yenilenebilir enerji kurulu kapasitesini %40,8 artırarak temiz enerji yatırımlarında dünyadaki lider ülkeler arasında yer aldı. İleriye dönük olarak da Türkiye, 2035 yılına kadar elektrik üretiminde yenilenebilir enerji payını %60’a çıkarmayı hedefliyor.
Tüm bu gerçekliklerden yola çıkarak, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye’yi önemli görevler bekliyor diyebiliriz. İklim kriziyle mücadelede harekete geçme adına zaman daralırken, bu konuda atılacak somut adımların onlarca ülke arasında bir denge kurularak sağlanması gibi bir zorluk önümüzde duruyor. Elbette Türkiye’nin de sadece ev sahibi olacağı için değil, kendi geleceği için de daha hızlı adımlar atarak mevcut krizi fırsata çevirme şansı her zaman var. İşte bütün bunların cevaplarını, COP31’e giden yolda ve konferansta hep beraber göreceğiz.
Tarih: 19 Aralık 2025