Modern yönetim biliminin belki de en önemli ismi olarak kabul edilen Peter F. Drucker, şu sözüyle verimlilik ile etkinlik arasındaki farkı çok net bir şekilde ortaya koyar: “Verimlilik, işleri doğru yapmaktır; etkinlik ise doğru işleri yapmaktır.”
Bu ayrım günümüzde her alanda olduğu gibi büyük bir devrim yaşayan dijitalleşme ve beraberinde dijital finansal sistemler için de geçerli. Dijital devrim, finansal sistemleri daha verimli hale getirmekle sınırlı kalırsa, bu durum mali kaynakların hâlihazırda ulaştığı kişi ve projelere daha hızlı ve daha büyük miktarlarda akmaya devam ettiği mevcut durumu güçlendiren bir unsur haline geliyor. Bu da aslında, mevcut eşitsizlikleri gidermek şöyle dursun, onu daha da güçlendiren bir faktör olur. Hâlbuki mali kaynakların herkesi kapsayan bir sürdürülebilir kalkınmaya ve daha “etkin” finansman sağlayan bir dijitalleşme perspektifine yönlendirilmesi toplumların tüm kesimleri için çok daha iyi bir çözüm olabilir.
Nitekim Dünya Bankası’nın tanımıyla dijital finansal kapsayıcılık, şu anda finansal olarak dışlanmış veya yetersiz hizmet alan kesimlere uygun bir dizi resmi finansal hizmeti, maliyet tasarrufu sağlayan dijital yöntemlerle ulaştırmak anlamına geliyor.
Artan dijitalleşme, iş modellerinde, piyasalarda ve fiziksel altyapı tasarımında giderek köklü değişikliklere yol açarken, bir yandan da yeni politika ve düzenleyici seçeneklerin ortaya çıkmasını sağlıyor. Finansal dijitalleşme, yapay zeka, nesnelerin interneti, blok zinciri ve kripto paralar gibi gelişen teknolojik ekosistemi kapsarken, temel ama çok önemli mobil ödeme platformlarını da sürece dahil ediyor. Küresel 300 trilyon dolarlık finansal sistemi yeniden şekillendirmenin bir parçası olmasının yanı sıra dijitalleşme, gıdadan enerjiye ve sağlık hizmetlerine kadar ödeme yapma biçimimizi değiştiriyor.
Yoksullukla Mücadeleye ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Katkı
Tüm bunların ötesinde, mal ve hizmetleri, onlarla ilişkimiz ve onlara dair anlayışımızı ve seçimlerimizi değerleme yolumuzu da değiştirecek olan yarının dijital ekonomisi, insanca yaşam ve iklim değişikliğinin etkilerini hafifletme gibi küresel ve yerel birçok hedefi ele almamız için fırsatlar sunuyor. Dolayısıyla Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA’lar) çoğunu da doğrudan etkiliyor. Gelişmekte olan ülkelerde insanlara ödeme, tasarruf, sigorta ve kredi gibi finansal hizmetlere erişim sağlamak, onların finansal yükümlülüklerini yönetmelerine ve aileleri için daha iyi gelecekler inşa etmelerine yardımcı olurken, aynı zamanda geniş kapsamlı ekonomik büyümeye, kalkınmaya ve yoksulluğun azaltılmasını da destek veriyor.
Bugün dünyada her 10 kişiden 1’i günde 1,90 dolardan daha az bir gelirle yaşarken, dijital finansal hizmetler, düşük gelirli hanelere ekonomik fırsatlarını artırabilecek uygun maliyetli ve erişilebilir araçlara ulaşma imkânı sunuyor. Bu tür hizmetler geçim kaynaklarını destekleyici programlar ile sosyal güvenlik ağlarını birleştirerek aşırı yoksul ailelerin uzun vadeli yaşam standartlarını geliştirebilmelerine yardımcı olabiliyor.
Bunun yanı sıra dünya genelinde 800 milyonu aşkın insan yetersiz besleniyor. Dijital finansal hizmetler, çiftçilerin daha yüksek verimle ve daha az riskle üretim yapabilmek için ihtiyaç duyduğu finansmana erişimini sağlayarak tarımsal verimliliği artırabilme olanağı da sunuyor. Nitekim finansal hizmetlere erişim eksikliği, çiftçilerin tarımsal riskleri yönetmesini ve daha güvenli gelir elde edecek yatırımlar yapmasını zorlaştırıyor.
Diğer yandan dijital finansal hizmetler, toplumsal cinsiyet eşitliğine de katkı sunabiliyor. Kadınların kendi gelirleri üzerinde daha fazla kontrol sahibi olmalarını sağlayarak, güvenli, pratik ve gizli bir şekilde banka hesaplarına erişim imkânı veriyor. Bu da kadınların hane içi karar alma süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmalarını kolaylaştırıcı bir etkiye sahip.
KOBİ’leri Kayıtlı Hale Getirmek Önemli
Dijital ödemeler ayrıca kamuda yapılan işlemlerin şeffaflığını da artırıyor. Bir yandan rüşvet gibi yolsuzlukların önü kesilirken bir yandan da kaynak tasarrufunu sağlıyor. Örneğin sadece Meksika’da hükümetin maaş, emeklilik ve sosyal yardım ödemelerini dijitalleştirmesi sayesinde yıllık yaklaşık 1,3 milyar ABD doları, yani devlet harcamalarının %30’u oranında tasarruf sağlanmış durumda.
Dünya Bankası, küresel olarak 1,4 milyar kişinin bankacılık hizmetlerine erişimi olmadığını tahmin ederken, dünya genelinde mobil ağ operatörlerini ve mobil ekosistemdeki diğer önemli aktörleri temsil eden küresel bir ticaret birliği olan GSM Association, gelişmekte olan pazarlardaki 400 milyon mikro işletmeden 345 milyonunun kayıt dışı olduğuna dikkat çekiyor. Birleşmiş Milletler’e göre KOBİ’ler, dünya genelinde işletmelerin %90’ını, istihdamın %70’inden fazlasını ve GSYİH’nın %50’sini oluşturuyor. Bu nedenle, operasyonlarını büyütmek ve artan talepleri yönetmek için gerekli kaynaklara ve araçlara erişimlerini sağlamak adına dijital finansal kapsayıcılığı benimseyen yaklaşımlar bu ülkelerdeki işletmelerin finansal ağa dahil olmalarını oldukça kolaylaştırıcı bir rol oynuyor.
Örneğin sadece Bangladeş’te yapılan bir araştırmada hem havale gönderenler hem de alıcılar mobil paraya yönelik eğitim ve destek aldı. Bu sayede aileler mobil bankacılık hesaplarını daha fazla kullandı ve havale alan hane halklarının tüketimi %7.5 arttı. Ayrıca bu insanlar daha az borçlanarak daha fazla tasarruf yaptı.
Rekabet Eksikliği ve Coğrafi Koşullar Engel Teşkil Edebiliyor
Dijital teknolojinin finansal kapsayıcılığı artırmadaki bariz faydalarına rağmen, özellikle gelişmekte olan ülkelerde finansal kapsayıcılık önünde önemli engeller bulunuyor. Bunlar arasında hizmet sağlayıcılar ile kullanıcılar arasındaki coğrafi mesafeler ile ödeme sistemleri gibi piyasa altyapısının eksikliği öne çıkıyor. Ya da tarım üretimine ve hizmetlere yoğun şekilde bağımlı olan birçok ülkede, hava koşullarına bağlı riskler önemli bir yer tutuyor. Bu tür durumlar kredilerin geri ödenme zamanını ve yatırımların kârlılığını etkileyebiliyor. Ayrıca, birçok ülkede finansal hizmetler sektöründe etkili bir rekabetin bulunmaması da yüksek işletme maliyetlerine ve dolayısıyla bireylerin banka hesabı açma maliyetlerinin yüksek olmasına yol açıyor. İşte bu yüzden bölgelerin ve ülkelerin kendi koşullarını göz ardı etmemek gerekiyor.
Neticede finansal kapsayıcılık ile kalkınma arasındaki bağlantı göz önüne alındığında, hükümetlerin finansal hizmetlere erişim ve kullanımın artırılması için çabalarını sürdürmekten başka çaresi yok. Üstelik finansal hizmetleri öncelikli hale getirmek, SKA’larla belirlenen diğer önceliklerden kaynak çalmak anlamına da gelmiyor. Aksine, şu ana kadar küresel çapta toplanan kanıtlar finansal kapsayıcılığın, birçok SKA’yı erişilebilir kılan koşulları oluşturduğunu güçlü biçimde ortaya koyuyor. Bu yüzden yeter ki Drucker’ın altını özenle çizdiği, verimliliğe etkinliği de ekleyen bir vizyona sahip olalım; yolun gerisi daha sürdürülebilir bir kalkınmaya zaten çıkacaktır.
Tarih: 25 Haziran 2025