Geçen haftaya küresel ısınma konusunda endişe verici bir haberle başladık. Dünya Meteoroloji Örgütü, Birleşmiş Milletler’in Brezilya’nın Belem kentinde önümüzdeki ay düzenleyeceği iklim Değişikliği 30. Taraflar Konferansı (COP30) öncesi yayımladığı sera gazlarına dair yıllık bülteninde, atmosferimizdeki karbondioksit artış hızının 1960’lardan bu yana 3 katına çıktığı açıklandı. Rapora göre, kömür, petrol ve gaz yakımı nedeniyle oluşan emisyonlar ve artan orman yangınları, giderek şiddetlenen bir “iklim kısır döngüsünü” körüklüyor. Bu sırada insanlar ve sanayiler atmosferde ısıyı hapseden gazları yaymaya devam ederken, okyanuslar ve ormanlar da bu gazları emme kapasitelerini kaybediyor. Raporda 2023 ile 2024 arasındaki küresel ortalama karbondioksit yoğunluğundaki artışın, 1957’de ölçümler başlamasından bu yana görülen en yüksek yıllık artış olduğu da özellikle vurgulanıyor.
Hâl böyleyken, atmosfere salınan sera gazı miktarı ile bu gazları dengelemek adına yapılan emisyon azaltımı ve karbon giderimine dair yürütülen faaliyetlerin eşit olduğu durumu ifade eden net sıfır hedefinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlamak çok önemli. Elbette bu hedefe giden yol, bilimsel, ekonomik ve sosyal boyutların hepsini kapsayan bir strateji ve tüm sektörlerde ciddi dönüşüm gerektiriyor.
Temel Adımlarla Başlamalı
Peki, 2050’ye kadar net sıfıra ulaşmak için neler yapılmalı? Aslında hükümetlerin, şirketlerin ve bireylerin öncelik haline getirmesi gereken temel adımlar söz konusu. Bunlar arasında en önemlisi ise yenilenebilir enerjinin hızla yaygınlaştırılması. Fosil yakıtlardan çıkış yapmak artık gezegenimiz için hayati önemde. Enerji üretimi karbon emisyonlarının en büyük müsebbibi.
Ardından karbon emisyonlarının diğer büyük kaynaklarından biri olarak ulaşım sektörünün dönüşümü gerekiyor. Elektrikli araçlara geçişte devlet desteği, şarj altyapısının gelişimi ve otomobil üreticileriyle enerji firmalarının iş birliği, bu dönüşümü kesinlikle hızlandıracaktır.
Bir diğer önemli emisyon kaynağı ise özellikle çimento, çelik ve kimya gibi ağır sanayiler. Bu sektörlerde temiz teknolojilere geçerek, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamaları ile net sıfıra ulaşma yolunda büyük bir adım atmış olacağız.
Ek olarak, gündelik hayatlarımızda kullandığımız cihazlardan, fabrikalara, yaşadığımız binalardan kamu tesislerine kadar gerekli yönetmelikler ve altyapı iyileştirmeleriyle enerji verimliliğini sağlamamız gerekiyor. Bir yandan da tarım ve ağır sanayiler gibi bazı alanlardan emisyon salımını tamamen engellemek mümkün olmadığından, karbon yakalama ve depolama teknolojileri önem taşıyor. Söz konusu teknolojiler hâlâ gelişim aşamasında olsa da bu alanlara yatırım 2050 net sıfır hedefi için büyük bir kazanç anlamına gelecek.
Net sıfır hedefi için doğa kaynaklı faaliyetler de önemli. Doğal birer karbon yutağı olarak küresel çapta yeniden ormanlaştırma ve sulak alan restorasyonları gibi faaliyetler çok önemli. Karbon fiyatlandırması, yeşil tahviller ve temiz teknoloji sübvansiyonları gibi güçlü politika paketleri, net sıfıra geçiş için kritik. Kamu ve özel sektörden iklim finansmanı, sürdürülebilir enerji projelerine, inovasyon merkezlerine ve beceri eğitimlerine yönlendirilmeli.
Net sıfır için tüm bu faaliyetler elbette bireylerin katılımı olmadan başarılamaz. Bireylerin farkındalığını artıracak, onların enerji tasarrufundan, sürdürülebilir yaşam ve sorumlu tüketim konularında bilinçlenmeleri net sıfıra giden yoldaki tüm faaliyetlere büyük ivme kazandıracaktır.
Bir yandan da şirketlerin net sıfır hedeflerini ortaya koymaları gerekiyor. Her ne kadar küresel anlamda günümüzde 8 binden fazla şirket böyle bir taahhütte bulunsa da hâlâ birçok şirket bu konuda mesafeli davranmaya devam ediyor.
Merkezi Birleşik Krallık’ta bulunan çok uluslu bir bankacılık ve finansal hizmetler şirketi olan Standart Chartered’ın yakın zamanlı bir araştırmasına göre, 250 üst düzey şirket yöneticisinin %65’inden fazlası, finansal çıkarlar ile net sıfır hedeflerinin çatıştığını düşünüyor. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Çözümleri Ağı tarafından yayımlanan bir makaleye göre de bu çatışmanın temel nedeni, şirketlerin net sıfır emisyon hedefinin temel amacına uygun kurumsal ve stratejik dönüşümleri yapmamış olmaları.
Finans Sektörünün Geçişe Katkısı Büyüyor
Net sıfır hedefi belirlemek için gereken kurumsal dönüşüm için de şirketlerin değer zincirlerinde değişiklikler yapmaları gerekiyor. Üretim faaliyetlerinin yeniden konumlandırılmasından, tedarik zinciri ortaklarıyla iş birliğine kadar emisyonları azaltacak adımların atılması önemli. Ayrıca bu tür bir dönüşümün kârlı bir şekilde gerçekleşmesi için iş modelinin belirli yönlerinin uyarlanması ve net sıfır hedefinin şirket stratejisinin merkezine yerleştirilmesi gerekiyor.
Tam da bu noktada finans dünyasının küresel dönüşüme katkısı da giderek artıyor. Küresel finans sektörü iklim değişikliğine yanıt olarak geçiş teknolojilerine yapılan yıllık küresel yatırımlarını, bugün 1 trilyon doların üzerine çıkarmış durumda.
Bu bağlamda örneğin net sıfıra ulaşma taahhüdünde bulunan QNB Türkiye de, kendi emisyonunu azaltmanın ötesinde, finansman gücünü düşük karbonlu yatırımları büyütmek, sektörlerin geçişini hızlandırmak ve ilerlemeyi şeffaf biçimde ortaya koymayı amaçlıyor.
Banka karbon yoğun sektörlerdeki müşterilerin emisyonlarına odaklanıyor, Karbon Muhasebesi Finansal Kuruluşlar Ortaklığı (PCAF) metodolojisine uygun biçimde finansmanından kaynaklanan portföy emisyonlarını hesaplıyor.
Türkiye’nin uzun dönemli sektörel karbonsuzlaşma planlarını esas alan QNB Türkiye, net sıfır yolunda bir yandan sektörlere özgü eylem planları hazırlarken, bir yandan da kendi portföyündeki yeşil varlıkların oranını artırarak ve yeşil dönüşüme destek olan kredileri müşterilerine sunarak karbon yoğun varlıklardan kademeli olarak uzaklaşıyor. Banka kendi içinde yürüttüğü kapsayıcı temsil sayesinde, tüm iş birimlerini sürece dahil ediyor. Böylece sürdürülebilirlik bir anlamıyla kurumun ortak sorumluluğu olarak benimsenmiş oluyor.
Net sıfıra ulaşmak, sadece taahhütlerle yetinmekten çok daha fazlasını gerektiriyor. Bu büyük başarıyı topluma ve gelecek nesillere kanıtlamak için, yeşil dönüşümü bir zorluktan ziyade, yeni fırsatların kapısını aralayan bir vizyon olarak benimsemeliyiz. Finans dünyasının ve tüm sektörlerin, sürdürülebilirliği temel iş stratejilerinin merkezine koyduğu bu köklü zihniyet değişikliği, dünyamızı net sıfır hedefine taşıyacak en önemli hızlandırıcıdır. Ancak bu ortak sorumluluk bilinciyle hareket ettiğimizde, daha yeşil, daha dirençli ve ulaşılabilir hedeflerle dolu bir geleceği hep birlikte inşa edebiliriz.
Tarih: 27 Ekim 2025