Hepimiz dakikada ortalama 12 ila 20 kez arası nefes alıyoruz. Bizi hayatta tutan soluduğumuz hava, kirli haliyle bir yandan da hepimizi zehirliyor. Üstelik her an yaşadığımız bu durumun hiç şakası yok. Hava kirliliği, bugün hiç şüphesiz çağımızın en büyük çevresel risklerinden birini oluşturuyor. Kabaca havada bulunan zararlı maddelerin varlığı olarak ifade edebileceğimiz hava kirliliğinin, sisli kirli hava, asit yağmuru ve partikül maddeler kaynaklı birçok türü mevcut ve sanayiden ulaşıma, enerji üretiminden atıklara kadar birçok kaynağı bulunuyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre de küresel nüfusun %90’ından fazlası yine WHO tarafından belirlenen hava kalitesi kılavuzlarındaki sınırları karşılayamayan kirli havayı soluyor. Yanı sıra dış ortam ve ev içi hava kirliliğinin birleşik etkileri neticesinde, her yıl 7 milyona yakın insan erken yaşta hayatını kaybediyor. Hava kirliliği nedeniyle erken ölüm sebeplerinde ilk sırayı kalp hastalıkları ve felç alırken, ardından kronik akciğer hastalıkları, akut solunum yolu enfeksiyonları ve akciğer kanseri geliyor. Ayrıca düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşayan insanlar, dış hava kirliliğinin yükünü orantısız biçimde taşırken, erken ölümlerin %89’u bu ülkelerde yaşanıyor.
Hava kirliliğinin en yaygın göstergelerinden birini, sülfatlar, nitratlar, amonyak, sodyum klorür ve siyah karbon gibi toz bileşenlerinden oluşan partikül maddeler oluşturuyor. Bunun dışında, özellikle petrol, kömür ve doğal gaz gibi yakıtlardan kaynaklı karbonmonoksit, güneş ışığı altında gazların reaksiyonu sonucu oluşan ozon, ulaşım ve sanayi sektörlerindeki yakıtlar nedeniyle atmosfere karışan azotdioksit, yine fosil yakıtlar kaynaklı kükürtdioksit, mevcut kirliliğin büyük çoğunluğunun sorumlusu konumunda.
Fosil Yakıtlar En Büyük Sorumlu
Hava kirliliğine neden olan kaynaklar ve çözüm aslında belli olmasına rağmen küresel çapta ilerleme hiç de hızlı değil. Bunun en önemli sebebi ise bu kirliliğe tek yönlü bir bakış. Hâlbuki hava kirliliğinin iklim değişikliğiyle beraber hem birbirlerini besleyen hem de nedenleri aynı olan kaynaklar olarak ele alan karşılıklı ve ikili bir bakış açısına ihtiyacımız var. Örneğin ulaşım, enerji sektörü, sanayi kaynaklı emisyonlar, tarımsal faaliyet ve evsel ısınma gibi faktörler hem iklim değişikliğini hem de hava kirliliğini körüklüyor. Günümüzde hava kirliliğinin %85’i, fosil yakıtların ve biyokütlenin yakılmasından kaynaklanıyor.
Bir yandan karbondioksit ve metan gibi sera gazları atmosferde ısıyı hapsederken oluşan hava kirliliği toprağın karbon depolama kapasitesini azaltarak iklim değişikliğini güçlendiriyor. İklim değişikliği ile beraber orman yangınları gibi aşırı hava olaylarının sayısı ve şiddeti arttıkça, bu durum hava kalitesini daha da kötüleştirebiliyor. Örneğin daha uzun ve sıcak yazlar, artan orman yangınları ve kuraklık, yer seviyesindeki ozon ve partikül kirliliğini artırıyor. Küresel sıcaklık artışının yarısı, metan, siyah karbon ve yüzey ozonundan oluşan süper kirleticilere bağlı durumda. Örneğin soğutma ve klima sistemlerinde kullanılan ve karbondioksite göre binlerce kat daha güçlü ısınma etkisine sahip olan hidroflorokarbonlar oldukça güçlü sera gazları. Ya da kükürtdioksit, yansıtıcı aerosoller oluşturarak gezegeni kısa vadede soğutsa da, asit yağmurlarına yol açarak ekosistemi ve ormanları bozuluma uğratabiliyor ve bu da karbon depolayan koca bir sistemi zayıflatabiliyor.
İklim Değişikliğinden Bağımsız Bir Mesele Değil
Hava kalitesini iyileştirmek için yapılan çoğu eylem, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye de yardımcı oluyor. İklim değişikliğine neden olan birçok faktör, verimsiz ve kirletici enerji ile ulaşım sistemlerini içerdiği için hem iklim değişikliği hem de hava kirliliği ile mücadele stratejileri birbirini tamamlıyor.
Özellikle fosil yakıtların ve biyokütle yakımının azaltılması ya da tamamen sonlandırılması hem sera gazı emisyonlarını hem de sağlık açısından zararlı hava kirleticilerini azaltabilir. Çevresel sürdürülebilirliği halk sağlığının korunmasıyla birlikte ele alarak, iklim değişikliği ile mücadele etme ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na ulaşma yönünde büyük adımlar atabiliriz. Özellikle enerji üretimi, ulaşım ve sanayi için fosil yakıtların yakılması, hava kirliliğine katkıda bulunurken, bilim insanları da ısınan bir iklimin hava kalitesini daha da kötüleştireceği konusunda hemfikir.
Dolayısıyla hava kirliliğinin önlenebilir olduğundan yola çıkmak çok önemli. Çözümlere yönelik yasalar, standartlar, politikalar, programlar, yatırımlar ve teknolojiler biliniyor. Bu çözümlerin uygulanması elbette büyük yatırımlar gerektiriyor. Ancak beraberinde getireceği yararlar bu maliyetlerle kıyaslanamaz.
Temiz ulaşım, enerji verimli evler, elektrik üretimi, sanayi ve daha iyi belediye atık yönetimini destekleyen politikalar ve yatırımlar, dış hava kirliliğinin başlıca kaynaklarını azaltabiliyor. Temiz ev içi enerjiye erişim de bazı bölgelerde dış ortam hava kirliliğini önemli ölçüde azaltabiliyor.
Yalnızca Çevresel Değil, Ayrıca Toplumsal Bir Mesele
Her ne kadar iklim değişikliği ve hava kirliliği arasındaki bağ her geçen gün daha fazla gündeme gelse de, kirliliğin önlenmesinde bir diğer önemli bakış açısı da, temiz havayı bir insan hakkı olarak ele almak çünkü bu tarz bir perspektifi hava kirliliği ve iklim değişikliğine yalnızca “çevre sorunu” olarak bakmaz. Nitekim hava kirliliğinin sosyal adalet, sağlık, eşitlik ve devletlerin yükümlülükleri gibi yönleri bulunun toplumsal bir mesele olduğu çok açık.
Hatta yakın bir zaman önce, BM çevre hakkı özel raportörü Astrid Puentes Riano, Cenevre’de BM İnsan Hakları Konseyi’ne yeni bir rapor sunarak, hükümetlere, şirketlere ve uluslararası STK’lara, hava kirliliğini bir insan hakları krizi olarak ele alma çağrısında bulundu.
Hava kirliliğine, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hamile bireyler, açık havada çalışan işçiler ve önceden sağlık sorunu bulunan kişilerin orantısız derecede yüksek düzeyde maruz kaldıklarını vurgulayan rapor, uluslararası insan hakları hukukuna göre devletlerin, öngörülebilir zararları önlemek, kirletici faaliyetleri düzenlemek ve en fazla risk altındaki kişileri korumakla yükümlü olduğunu hatırlatıyor. Çalışma ayrıca özel sektöre de dikkat çekiyor ve insan hakları ile çevresel durum tespiti yapmaları, çalışanların sağlığını korumaları ve emisyonlarını yalnızca yasal asgari standartlara değil, bilimsel ölçütlere uygun biçimde azaltmaları çağrısında bulunuyor. Hükümetlere yönelik öneriler arasında hava kalitesi planlamasını insan hakları ve iklim çerçeveleriyle bütünleştirmek, kirliliğin yoğun olduğu bölgeleri belirlemek ve kırılgan topluluklara öncelik vermek yer alıyor.
Rapora göre en kritik adımlardan biri ise, kömürle çalışan elektrik santrallerinin kapatılması. Yanı sıra hava kalitesinin izlenmesi, hava kirliliğinin ana kaynaklarının belirlenmesi, halkın hava kirliliği konusunda bilgilendirilmesi ve sürece dahil edilmesi ile kirliliği sınırlayacak yasa, düzenleme ve standartların yürürlüğe konulması çağrısında bulunuyor ve ülkelerin ulusal hava kalitesi eylem planları geliştirmesi gerektiğini de belirtiyor.
Nitekim bir yandan da hava kirliliğine ve iklim değişikliğine dair dünyanın farklı bölgelerinde yüksek mahkemeler, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevre hakkının evrensel bir norm olduğu gerçeğini kabul eden, bunlara yönelik mücadeleyi güçlendiren önemli kararlara imza atıyor. Ancak son dönemdeki hukuki ilerlemelere rağmen önemli boşluklar devam ediyor. Gezegenimizin ekosistemi ve içindeki insanlar için onarıcı bir iklim adaleti şart. Bu noktada da insan hakları hukukunu iklim adaletine uyumlu hale getirmek öne çıkıyor. Hesap verilebilir bir adaleti güçlendirdikçe ve bu hukuku uygulanabilir ve bağlayıcı bir araca dönüştürdükçe, hava kirliliği ve elbette iklim değişikliğiyle mücadelemiz daha da hızlanacak.
Tarih: 13 Mayıs 2026