İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik üzerine bir haber ya da bir makale kaleme almak, biraz karamsar ya da olumsuz olma riskini barındırıyor. Elbette, yaşanan gerçekliğe dair uyarılarda bulunulmalı ve bilimsel kanıtlar duyurulmalı. Ancak bir yandan da birçok olumlu gelişmeyi göz ardı etmek ya da onlardan bahsetmemek de olmaz. Aksi takdirde sanki çözümü olmayan bir sorun ile karşı karşıya olduğumuz hissi güçlenir ki bu da krizi daha da derinleştirir.
Nitekim her ne kadar zorlu yıllardan geçsek de, 2025’te çevre ve sürdürülebilirlik adına son derece pozitif gelişmelere de tanık olduk. Bu gelişmeler arasında en önemlisi küresel yenilenebilir enerji alanında yaşandı. Rüzgâr, güneş ve diğer yenilenebilir enerji kaynakları bu yılın ilk yarısında tarihte ilk kez kömürü geride bırakarak dünyanın en büyük elektrik üretim kaynağı oldu. Küresel ölçekte bakıldığında, yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyüme oranı ülkelerin %80’inden fazlasında hızlanıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2030’a kadar toplam yenilenebilir enerji kapasitesi bugünkü seviyelerin iki katına çıkma yolunda. Bu büyümenin büyük kısmı Çin kaynaklı gerçekleşirken, iklim değişikliği, enerji ve çevre politikaları üzerine odaklanan bağımsız, kâr amacı gütmeyen bir gazetecilik ve analiz kuruluşu olan Carbon Brief için yapılan bir analize göre, Çin’in karbondioksit emisyonları 2025’te ilk kez düşüş gösterdi.
Londra merkezli, enerji ve iklim politikaları üzerine çalışan bağımsız ve kâr amacı gütmeyen bir düşünce kuruluşu olan Energy and Climate Intelligence Unit’in (ECIU) araştırmasına göre, temiz teknolojiye yapılan küresel yatırımlar, kirletici endüstrilere giden yatırımları açık ara geride bıraktı. ECIU’ya göre fosil yakıt projelerine harcanan her 1 dolar karşılığında temiz enerjiye 2 dolar gitti. Çin, AB, ABD ve Hindistan gibi en büyük dört kirletici için bu oran 2,60 doları buldu. Son üç yılda yenilenebilir enerji kapasitesi ortalama %30’a yakın büyüdü. Bu denli bir büyüme, Dünya’yı bir yandan da 2023’te Dubai’deki COP28’de belirlenen 2030’a kadar temiz enerjiyi üç katına çıkarma hedefine yaklaştırıyor. Ancak yine de bu hedefe ulaşmak adına daha kararlı adımların atılmasının gerekliliğini de hatırlatmalıyız.
Hatta bazı ülkeler daha hızlı adımlar attı. Örneğin Kasım ayında Birleşik Krallık hükümeti, Kuzey Denizi’nde yeni petrol ve gaz aramalarına kapıyı kapattı. Bu karar, Britanya’yı yeni fosil yakıt aramalarını durduran en büyük ekonomi haline getirdi ve iklim hareketi için tarihi bir zafer oldu. Finlandiya ise 1 Nisan 2025’te Helsinki’deki Salmisaari kömür santralini kapatarak, kömürün ülkenin enerji karışımındaki payını %1’in altına düşürdü ve neredeyse tamamen kömürden çıkış, belirlenen takvimden dört yıl önce gerçekleşmiş oldu.
COP30 ve Açık Denizler Anlaşması
2025’te Brezilya’nın Belem kentinde düzenlenen COP30’da da sürdürülebilirlik ve çevre adına yeterli olmasa da önemli kazanımlar elde edildi. Öncelikle zirve, gelişmekte olan ülkelere iklim uyum finansmanını üç katına çıkarma taahhüdü ile sona erdi. COP30’da başta Amazon olmak-z- üzere, tropikal ormanların korunması için tasarlanan Tropikal Ormanlar Sürekli Koruma Fonu (Tropical Forests Forever Facility, TFFF) tanıtıldı. Ülkelerin iklim değişikliğine uyum alanındaki ilerlemelerini takip etmek adına, küresel uyum hedefleri doğrultusunda ölçülebilir göstergelerden oluşan bir liste kabul edildi.
Zirvede, iklim dönüşümünde işçilerin ve toplulukların ekonomik ve sosyal haklarını gözeten bir adil dönüşüm mekanizması olarak Belem Eylem Mekanizması başlatıldı. Yanı sıra başta AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması olmak üzere uluslararası ticaret ilk kez resmi müzakerelerin bir parçası olarak ele alındı. Tüm bunların dışında yerli halklar, gezegenin korunması ve yönetiminde liderler olarak BM düzeyinde resmen tanındı.
Geçen yılın en olumlu gelişmelerinden biri de gezegenin denizleriyle ilgiliydi. Onlarca yıllık müzakerelerin ardından, açık denizlerin korunmasına yönelik küresel bir anlaşma olan Açık Denizler Anlaşması, Eylül 2025’te yürürlüğe girmesi için yeterli sayıda ülke tarafından onaylandı. Anlaşmayla Dünya okyanuslarının neredeyse üçte ikisini oluşturan bu suların %30’u, Deniz Koruma Alanları olarak ilan edildi.
İklim konusunda farkındalığı artırmak adına bir olumlu gelişme ise Avrupa Birliği’nden geldi. AB, 2025 yılında üye ülkelerde okul müfredatlarına iklim eğitimini dahil etme taahhüdünde bulunarak önemli bir adım attı. Bu kararla birlikte, Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal taahhütlerinde iklim eğitimine yer veren ülke sayısı 152’ye ulaştı.
Doğa Temelli Çözümler İşe Yarıyor
İklim eylemi lehine bir başka olumlu gelişme ise hukuk alanında yaşandı. Uluslararası Adalet Divanı, Temmuz ayında ülkelerin iklim değişikliği ile mücadelede yükümlülüğü olduğuna dair tavsiye görüşünü duyurdu. Bu adımın, iklim değişikliğinden ağır biçimde etkilenen ülkelerin, yüksek emisyon kaynağı olan ülkelere karşı hukuki yollara başvurmasına yardımcı olması bekleniyor.
Ayrıca bu yıl birçok nesli tehlike altındaki tür dikkat çekici geri dönüşler yaşadı; bu da koruma önlemlerinin biyolojik çeşitlilik kaybını yavaşlatmada ya da tersine çevirmede ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Örneğin yeşil kaplumbağa, 2025’te “tehlike altında” kategorisinden “asgari endişe” kategorisine alındı. Hindistan’da ise kaplan nüfusu 3.600’ün üzerine çıktı. 2010-2025 yılları arasında Meksika’daki jaguar nüfusu da %30 artarak 4.100’den 5.326 bireye yükseldi.
Tüm bunlar yaşanırken bir yandan da 2025’te iklim teknolojileri, girişim sermayesi yatırımlarında ilk üç kategori arasına girdi. Düşük karbonlu inşaat, karbon yakalama sistemleri, uzun süreli enerji depolama, hidrojen taşımacılığı ve döngüsel ekonomi çözümleri, tüm sektörleri yeniden şekillendirmeye başladı. Yatırım akışları da sürdürülebilir şirketlerden yana gelişti. Güçlü ESG performansına sahip şirketler yıllık ortalama %12,9 getiri sağlarken, geleneksel şirketlerde bu oran %8,6 oldu. Şirketlerin sürdürülebilirliği işin temel itici gücü haline getirmeye ve somut eylem ile etkiye odaklanmaya çalıştığı bu dönemde, bunlar ilerlemenin başlıca kaldıraçları olarak öne çıkmaya devam etti.
Türkiye’den de Önemli Adımlar Geldi
2025 yılında sürdürülebilirlik ve çevre adına Türkiye de bazı olumlu adımlar attı. Öncelikle COP müzakereleri sonucunda COP31 ev sahipliği ve dönem başkanlığı için Türkiye seçildi. Bu karardan birkaç ay önce Temmuz’da ise Türkiye, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve iklim değişikliğine uyum faaliyetlerini, planlama ve uygulama araçlarını, gelirleri, izin ve denetim ile bunlara ilişkin yasal ve kurumsal çerçevenin usul ve esaslarını düzenleyen ilk İklim Kanunu’nu kabul etti. Yanı sıra ulusal emisyon ticaret sisteminin çerçevesi netleştirilerek, sanayi, enerji ve ulaştırma gibi yüksek emisyonlu sektörlerde sera gazı salımlarının sınırlandırılması, işletmelere tahsis edilen emisyon kotalarının piyasa koşullarında alınıp satılabilmesi ve düşük karbonlu üretime geçişin teşvik edilmesi hedeflenmeye başlandı.
Ezcümle, her ne kadar çatışma ve felaket manşetlerinin gölgesinde kalsa da, 2025 yılında gezegenimizin uzun vadeli sağlığı açısından son derece önemli, sessiz ama hiç de yabana atılmayacak cinsten kazanımlar yaşandı. Dünya çapında sürdürülebilirlik ve çevre adına dönüşüm 2025’te de devam etti ve tüm bu gelişmeler daha hızlı ve daha iradeli çabalara ait umutlarımızı 2026 adına da diri tutmamıza yetti.
Tarih: 15 Ocak 2026