Çok değil, yaklaşık 30 yıl öncesine kadar gündelik hayatımızda karşılaştığımız ya da gerçekleşmesi ihtimal dahilinde olan risklerin toplamı aşağı yukarı belirli maddelerden oluşuyordu. Bu riskler sonucu oluşan zararın giderilmesine yönelik kişilerin ya da kurumların sahip oldukları varlıkları teminat altına almaları da bildiğimiz anlamda sigorta poliçeleri ve sigorta ürünleriyle sağlanıyordu.
Ancak gezegenimiz öyle bir dönemden geçiyor ki, durum birçok kişinin düşündüğünden daha kırılgan. Teknik ve matematiksel açıdan bakıldığında, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının daha yıkıcı ve daha sık hale gelmesi bu riskleri sigortalamayı giderek daha maliyetli ama aynı zamanda daha zorunlu hale getiriyor.
Geçtiğimiz yıllarda sigortacılık sektörü, diğer bir çok sektör gibi genel anlamıyla iklim değişikliğinin fiziksel ve sistematik etkilerinin aciliyetini belirli oranda hafife aldı denilebilir. Herkes gibi sigorta şirketleri de iklim değişikliğini esasen gelecekte oluşacak bir risk olarak değerlendirdikleri için bu değişikliğin risk ortamını halihazırda dönüştürdüğünü fark etmekte geciktiler. Bu gecikme de, sigorta sektördü ciddi sarsıntılarla kendini gösterdi.
Sigorta Koruma Açığı Büyüyor
Dünya çapında faaliyet gösteren McKinsey & Company’nin verileri, iklim kaynaklı tehlikeler nedeniyle riske giren değerlerin 2050 yılına kadar küresel GSYİH’nin yaklaşık %2’sinden %4’üne çıkabileceğini tahmin ediyor. Önceden düşük olasılıklı olarak görülen aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddeti arttıkça, sigorta için gereken sermaye gereksinimleri yükseliyor.
Ayrıca iklimle ilgili tehlikelere karşı teminat sağlayan sigorta poliçeleri hem erişilebilirlik hem de fiyat açısından değişim hızına ayak uydurmakta sorunlar yaşıyor. Bunun en iyi belgelenmiş örneklerinden biri, Ocak 2025’te Kaliforniya, Los Angeles’ta yaşanan orman yangınları oldu. Bu olaylarda toplam zararın yaklaşık 250 milyar doları bulduğu olduğu tahmin ediliyor. İklimle ilgili riskler söz konusu olduğunda, aşırı hava olaylarının neden olduğu zararlar ile bu zararları karşılayacak sigorta teminatları arasındaki farkı ifade eden sigorta koruma açığı giderek büyüyor.
Bu açığın büyümesi, daha fazla insanın ve mal varlığının yeterli korumadan yoksun kalması anlamına geliyor. Örneğin, büyük sigorta şirketleri Kaliforniya gibi yüksek riskli bölgelerde varlıklarını sınırlandırarak, “sigorta çölleri” oluşturuyorlar. Bu gibi yerlerde sigorta kapsamı ya bulunamıyor ya da çok pahalı hale geliyor. Bu durum, özellikle iklimle bağlantılı stres faktörleriyle mücadele eden bölgelerde ekonomik kırılganlığı artırıyor.
Avrupa Sigorta ve Mesleki Emeklilik Otoritesi’nin (European Insurance and Occupational Pensions Authority, EIOPA) son tahminlerine göre, Avrupa’daki iklim kaynaklı felaketlerdeki sigortasız kayıpların oranı %75 civarına ulaşmış durumda. Örneğin 2024 Ocak ayında Kuzey İrlanda ve Kuzey Britanya’yı vuran Isha Fırtınası geniş çaplı bir maddi hasara yol açtı. Bu güçlü ekstra-tropikal siklon, hem sigorta hem de enerji sektörünü etkiledi. Isha, sigorta sektörünün yaklaşık 500 milyon Euro tazminat ödemesine neden oldu.
Geleneksel Yöntemler Değişiyor
Tüm bu gelişmeleri bütüncül değerlendirdiğimizde, şurası çok açık ki sigortacılar, yatırımlarının çevresel etkilerini aynı bankalar ve varlık yöneticileri gibi göz önünde bulundurmak ve portföylerinin önemli bir bölümünü sürdürülebilir, düşük karbonlu bir ekonomiyi destekleyecek şekilde dönüştürmek zorunda.
Bu bağlamda olumlu gelişmeler de yaşanmıyor değil. Örneğin risk modellemelerinde kaydedilen ilerlemeler sayesinde sigortacılar daha iyi değerlendirmeler yaparak, gerçek hasar yerine, iklimle bağlantılı tetikleyici faktörlere dayalı ve önceden belirlenmiş ödemeler sunan ‘parametrik sigorta’ yaklaşımını sunuyor. Geleneksel tazminat temelli sigorta ürünlerinde, hasar miktarı sahada yapılan değerlendirmelerle belirlenirken, parametrik ürünlerde ödemeyi tetikleyen koşullar, üçüncü taraflarca toplanan çevresel ve iklimsel verilere dayanarak doğrulanıyor.
Mesela İtalya'da 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe giren yeni bir yasayla, risk düzeylerine bakılmaksızın tüm işletmelere doğal afetlere karşı sigorta yapma ve aynı zamanda sigorta şirketlerine de bu tür poliçeleri sunma zorunluluğu getirildi. Halihazırda yine İtalya’nın Campania bölgesinde, olay sonrası hızlı ödeme yapan yarı-parametrik bir sigorta ürünü test ediliyor. Sardinya bölgesinde ise bireylerle değil, birden fazla paydaşı temsil eden kolektif yapılarla etkileşime giren topluluk temelli bir sigorta modeli geliştiriliyor.
Tüm bunların yanı sıra ekosistemi korumaya yönelik yeni türde sigorta ürünleri de gelişiyor. En bilinen örneklerden biri, Meksika’daki Mercan Resifi için geliştirilen parametreli sigorta poliçesi. Bu poliçede, kasırga rüzgarları belli bir hızın üzerine çıktığında, rüzgar şiddetine bağlı olarak ödeme yapılıyor ve bu ödeme mercan resifinin onarımı için kullanılıyor.
Diğer bir çözüm ise risk azaltıcı önlemleri uygulayanlara teşvikler sunmak gibi görünüyor. Örneğin, sel önleyici bariyerler veya su geçirmez duvarların kurulumu gibi önlemler için sigorta primlerinde indirim yapılabilecek. Ayrıca yapay zeka ve emisyon azaltım stratejilerindeki ilerlemeler de sektörün dönüşümünde merkezi rol oynayacak gibi. Sigortacılar, iklim değişikliğine karşı riskleri anlamak için, geleneksel afet modellerinin ötesine geçerek iklim odaklı stres testleri uygulamayı değerlendirecekler. Ya da tek bir adres için sel ya da yangın riski gibi ayrıntılı iklim verilerini, iklim değişikliğinin makroekonomik etkilerine dair analizlerle birleştirerek fiyatlandırma ve portföy düzenlemelerini daha kolay yapabilecekler.
Sigortacılık Riskleri Azaltmaya Yönelik Çözümlere de Destek Vermeli
Bugün artık sigorta sektörünün geleceğinin yalnızca zararları telafi etmeye yönelik değil, aynı zamanda risklere maruz kalmayı aktif şekilde azaltmaya yardımcı olan çözümlere bağlı olacağını söyleyebiliriz. Hatta sektör böylesine zorlu bir dönemi, geleneksel afet modellerinin ötesine geçerek iklim odaklı stres testleri uygulayarak, portföylerini yeniden dengelemek açısından bir fırsat olarak görmeli.
Belki de daha önemlisi, sigortacılar risk konusundaki bilgi birikimlerini kullanarak kuruluşların bu risklere uyum sağlamalarına ve onları azaltmalarına yardımcı olmalı. Hepimizin doğal sigortasının sürdürülebilir bir kalkınmadan geçtiğinin bilinciyle, sigorta sektörünün bir tür evrim geçirmesi ve koruma açığını hızla kapamaya başladıkça bunun hem kendisine hem de tüm dünyaya fayda sağlayacağını daha iyi fark etmesi gerekiyor.
Tarih: 03 Haziran 2025