bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Öyle uzun uzadıya düşünmemize gerek yok. Hep beraber geçen yıl yaz aylarını nerede geçirdiğimizi hatırlamaya çalışalım. Hatta biraz kendimizi zorlayıp bir önceki yıl yazın nerede olduğumuzu düşünelim. Peki, ya ondan da önceki yaz? Sadece bunları kıyaslasak bile sıcaklık artışının “tenle hissedilir” halini anımsayabiliriz. Ama bu kıyaslama tek başına günlük ya da mevsimsel olarak deneyimlediğimiz güneş, yağmur, rüzgar veya kar olarak kaldığında “hava durumu”ndan öteye gitmez.

Halbuki şu an insanlar, dünya genelinde hava düzenlerindeki ve mevsimlerdeki değişiklikleri ifade eden iklim değişikliği ile açık bir şekilde karşı karşıya. İnsan faaliyetlerine bağlı iklim değişikliğinin çevresel etkileri yazmakla bitmez. Değişimin en açık yüzü ise anormal sıcaklıklar, aşırı ve ani yağışlara bağlı seller, her zamankinden daha güçlü fırtınalar ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarında görülen artış. Sıcak hava daha fazla nem tutabildiği için sıcaklıklar arttıkça, yağışlar daha şiddetli oluyor ve bu da sellere neden oluyor. Ayrıca bazı bölgeler, şiddetli yağışları takip eden uzun kuraklık dönemleri yaşıyor. Yanı sıra deniz yüzey sıcaklıklarının artmasına bağlı olarak rüzgar hızları artıyor ve fırtınalar da daha şiddetli hale geliyor.

Kırılganlıkla Ekonomik Etki Arasında Güçlü Bir Bağ Var

Aşırı hava olaylarının bir de hepimizi yaşamsal düzeyde etkileyen ekonomik maliyeti söz konusu. Birleşik Krallık merkezli bilim insanların hazırladığı “Gezegensel Ödeme Gücü: Doğayla Dengemizi Bulmak”  adlı raporu, iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava olayları nedeniyle 2070 ile 2090 yılları arasında küresel gayri safi yurt içi hasılada %50’ye varan bir daralma yaşanabileceğini ortaya koyuyor.

Elbette bu aşırı hava olaylarının meydana geldiği yerdeki ekonomik etki, o yerdeki varlıkların ve ekonomik faaliyetlerin fiziksel olaylara karşı kırılganlığına göre de değişim gösteriyor. Örneğin, gelişmiş bir ekonomide yaşanan tropik fırtınanın ekonomik etkisi, benzer bir olayın daha az gelişmiş bir ekonomideki etkisinden daha düşük oluyor. Söz konusu gelişmiş ülkelerde çoğunlukla yeniden inşa çalışmaları daha hızlı ve etkili olabiliyor. Buna ilaveten özel sigorta imkânlarının mevcudiyeti ve hükümetin mali destek sağlama kapasitesi de genel sosyoekonomik sonuçların belirlenmesinde önemli rol oynuyor.

Aşırı hava olayları genellikle kısa vadede artan ekonomik dalgalanmalar ve düşen üretimle sonuçlanıyor. Enflasyon üzerindeki etkileri ise arz ve talebin nasıl etkilendiğine ve para politikasının bu olaylara nasıl yanıt verdiğine bağlı olarak değişiyor. Çoğu çalışma, aşırı hava olaylarının hem kısa hem de uzun vadede GSYH üzerinde olumsuz etkileri olduğunu gösteriyor. Örneğin, kişi başına GSYH büyüme oranı aşırı hava olaylarının daha sık yaşandığı yıllarda ortalama olarak %0,5’in üzerinde azalıyor, sıklık ve şiddet arttıkça bu oran çok daha yüksek seviyelere ulaşabiliyor.

Maliyet Hesabında Handikaplar Mevcut

Aşırı hava olaylarının ekonomik maliyetlerine dair en güncel veriler ise Uluslararası Ticaret Örgütü’nün (International Chamber of Commerce, ICC) geçen yılın sonlarında yayımladığı rapordan geldi. Rapora göre dünya genelinde son 10 yılda yaşanan aşırı hava olayları 2 trilyon dolara mâl oldu. Ani sellerle evleri saniyeler içinde yok eden felaketlerden, yıllar süren kuraklıklarla tarımı mahveden afetlere kadar iklimle bağlantılı 4 bin aşırı hava olayının incelendiği rapor, sadece son iki yılda bu tür olayların neden olduğu ekonomik zararın 451 milyar doları bulduğunu tespit etti.

Rapora göre ABD, 935 milyar dolar ile en büyük ekonomik kayba uğrayan ülke olurken, ABD’yi sırasıyla 286 milyar dolarla Çin, 223 milyar dolarla da Hindistan takip etti. Almanya, Avustralya, Fransa ve Brezilya da en çok etkilenen ilk 10 ülke arasında yer aldı.

Öte yandan bu rapor, tam da zengin ülkelerin yoksul ülkelere ekonomilerini temiz enerjiye geçirmek, daha sıcak bir dünyaya uyum sağlamak ve giderek şiddetlenen hava olaylarının yol açtığı zararlarla başa çıkmaları için ne kadar maddi destek vermeleri gerektiği tartışmalarının ortasında geldi. Nitekim aşırı hava olayları kişi başına ölçüldüğünde, ekonomik maliyet konusunda gelişmiş ülkeler liderliklerini, Saint Martin ve Bahamalar gibi küçük ada ülkelerine bıraktı çünkü bu bağlamda en büyük ekonomik kayıpları onlar yaşadı.

Sonuç açısından bakıldığında, toplam bir ekonomik kayıp ortaya serilse de, bu tür hesaplamalar beraberlerinde bir handikap da taşıyorlar. Zengin ülkelerde varlık değerleri daha yüksek olduğundan ve aşırı hava olaylarına bağlı ölümler daha fazla kayda geçirildiğinden, sanki en çok etki bu ülkelerde yaşanmış yanılsaması yaşanabiliyor. Oysa yoksul ülkelerde evlerin ve geçim kaynaklarının kaybı, uzun vadede çok daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Ayrıca bu ülkelerde devletin toparlanmaya yardımcı olacak güç ve kapasitesi de sınırlı düzeylerde kalıyor.

Aşırı Hava Olayları Türkiye’nin GSYH’sini de Vuracak

Aşırı hava olaylarının yıkıcı etkilerinden çoğu Akdeniz ülkesi gibi, Türkiye de nasibini alıyor. Geçen 10 yıl içinde sel, sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları, toprak kaymaları, fırtınalar ve özellikle de kuraklık ülkemizi artan sıklık ve şiddetle etkiledi; ve bu durum ne yazık ki devam ediyor.

Nitekim G20 ülkelerinin iklim değişikliği kaynaklı risklerini bilimsel verilerle ortaya koyan kapsamlı bir rapor olan G20 Risk Atlası’na göre, acil önemler alınmadığı taktirde, Türkiye 2050 yılına kadar tarımsal kuraklık sıklığında %37’lik bir artış yaşayacak. Bu da elbette Türkiye ekonomisinde tarımın rolünü bir hayli sekteye uğratacak ve gıda enflasyonunun daha da artmasına neden olacak. Atlasa göre, mevcut durumun devam etmesi halinde sıcak hava dalgaları %42 oranında daha uzun sürecek ve deniz seviyesi yükselmesi, kıyı erozyonu ve daha şiddetli hava koşullarının birleşimi nedeniyle Türkiye, 2050 yılına kadar GSYH’sinin yaklaşık %2,26’sını kaybedecek. Ya da örneğin karbon emisyonlarının düşürülemediği iklim senaryolarında Türkiye’deki yüzey deniz sıcaklıkları 2050 yılına kadar 2,3 derece artabilecek ve bu da deniz ürünlerinden yararlanma potansiyelini %5 kadar azaltabilecek.

Aşırı hava olaylarının Türkiye’ye muhtemel ekonomik etkilerinden biri de turizm sektöründe yaşanacak gibi duruyor. Hâlihazırda artan sıcaklıklar ve daha yüksek nem, iklimsel konforu azaltarak, Akdeniz kıyısındaki destinasyonların cazibesini düşürürken, yapılan hesaplamalara göre, 2024-2030 dönemi ile karşılaştırıldığında, yüzyılın sonunda, iklimin turizm üzerindeki net etkisinin sıcaklık senaryosuna bağlı olarak sıfır ile -%5,1 arasında değişmesi bekleniyor.

Ancak konu iklim değişikliği ve ona bağlı aşırı hava olayları olunca, hem küresel hem de yerel anlamda söylenen her söz ve her yeni bir rapor ya da araştırma, ister istemez bir tür kaos ve felaket tellallığına sürüklüyor bizleri. İşte tam bu noktada iklim saatinin hızlandığını gözeterek, sadece farkına varmak yeterli değil. Bu saatin uyarıcı tik toklarından daha hızlı bir şekilde iklim eylemine geçmemiz gerekiyor.

Tarih: 13 Mayıs 2025