bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

Kasım ayının ilk iki haftası boyunca tüm dünyanın gözü, kulağı Türkiye’de olacak. Gezegenin geleceği için en önemli küresel zirve olma özelliğini taşıyan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) Antalya ev sahipliği yapacak ve devlet başkanlarından STK’lara, akademisyenlerden iş dünyası temsilcilerine kadar binlerce delege ve paydaş bir araya gelecek.

Elbette bir araya gelmenin ötesinde bir ihtiyaçla karşı karşıya gezegen. İklim değişikliğinin kum saatinin akışı hızlandıkça, bu değişimin gündelik hayatlarımıza etkisi de artıyor. İşte bu yüzden, istişare, toplantı, müzakere, değerlendirme, niyet ve hedef gibi kavramların yerini, özellikle son iki COP zirvesi boyunca pratik, harekete geçme, dönüşüm, eylem ve asıl olarak uygulama almaya başladı. Dolayısıyla COP31’de de bu süreç devam edecek, iklim eyleminde gerçek sonuçlara ulaşmak ön planda olacak. 

Peki, COP31’in Eylem Gündemi (Action Agenda) nelerden oluşacak? Zirve öncesinde belirlenen bu 10 temel başlık ise, iklim taahhütlerini uygulamaya geçirmek, iklim değişikliğine karşı direnç oluşturmak ve düşük karbonlu dönüşümü hızlandırmak olmak üzere üç temel strateji açısından ele alınacak.

Sıfır Atık hedefinin, bu yılın zirvesine damga vuracak gündemlerden birisi olması bekleniyor. Atıklar gerçekten de hayati öneme sahip çünkü insan kaynaklı metan emisyonlarının üçüncü büyük kaynağı olmasının yanı sıra, Sanayi Devrimi’nden bu yana gerçekleşen küresel ısınmanın da yaklaşık %30’undan sorumlu. Bu yüzden COP31, döngüsel ekonomi çözümlerini harekete geçirerek, atık yönetiminin iklim eylemi potansiyelini ortaya çıkaracak somut adımlara odaklanacak. Atıklardan kaynaklanan metan emisyonlarının azaltılmasına yönelik fırsatların, Ulusal Katkı Beyanları (NDC'ler) güncellemelerine entegre edilmesi ise bu konudaki en önemli hedef olacak gibi duruyor.

 

Planlamadan Uygulamaya Geçiş Çok Önemli

Türkiye’nin üstlendiği COP31 başkanlığı, bir yandan da ülkelerin iklim taahhütlerinin somut uygulamalara dönüşümünün hızlandırılması adına İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge, CIB) adlı yeni bir girişim geliştirdi. CIB eylem gündemi, ülkelerin ulusal iklim önceliklerini, yatırım fırsatlarını ve finansman ortakları arasındaki bağlantıları güçlendirerek bu sorunlara çözüm getirmeyi hedefliyor. Böylece ülkelerin iklim değişikliğiyle mücadele planlamalarını uygulama aşamasına geçirmelerinin daha kolaylaşması öngörülüyor.

COP31’in bir başka eylem gündemini ise temiz enerji dönüşümü oluşturuyor. Herkes için temiz, güvenli ve uygun fiyatlı enerji hedefiyle bu gündem, bir yandan enerji erişimini geliştirirken bir yandan da enerji güvenilirliği sağlamayı amaçlıyor. Elektrik şebekesi altyapısının, enerji depolama sistemlerinin ve şebeke esnekliği mekanizmalarının güçlendirilmesi, elektrifikasyon yollarının geliştirilmesi ve ülkelerin kendi ulusal koşullarını gözeten enerji dönüşümü yaklaşımlarının desteklenmesi bu eylem gündeminin temel unsurları olacak.

 

Sanayide Dönüşüm İçin Destek Şart

İnsan kaynaklı ikim değişikliğinin en büyük kaynaklarından biri de şehirler. Öyle ki şehirler küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70’ini üretiyor ve aynı anda da büyük şehirlerin yaklaşık %15’i sel ve aşırı sıcaklık riskine aynı anda maruz kalıyor. Dolayısıyla, öncelikle binalar kaynaklı sera gazı emisyonlarının azaltılarak düşük karbonlu çözümleri yaygınlaştırmak, enerji verimliliğini artırmak; dirençli altyapı ve yapı standartlarının yaygın biçimde benimsenmesine yönelik sistemleri ve yatırımları destekleyerek iklim dirençli şehirler yaratmak COP31’in önceliklerinden biri olacak.

Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %25’inden sorumlu olması nedeniyle sanayide dönüşüm de bir başka eylem gündemi başlığı olarak öne çıkıyor. Emisyon azaltımının en zor olduğu alan olarak sanayide yeşil dönüşüm bir hayli karmaşık süreçler gerektiriyor. COP31 de bu bağlamda birçok gelişmekte olan ülkenin, yeşil sanayinin temellerini en baştan oluşturabilmesi için desteğe ihtiyacı bulunduğu gerçeğinden yola çıkarak, kapsayıcı bir sanayi dönüşümü adına işbirliğini ve uygulanabilir mekanizmaların geliştirilmesini önüne koyuyor.

 

Gıda Güvenliğine ve Şoklara Dirençli Sağlık Sistemlerine İhtiyaç Var

İklim değişikliğine karşı direnç geliştirmek başlığı altında yer alan bir diğer gündem maddesi de dinamik ve dirençli sağlık sistemleri geliştirmek olacak. Son güncel örnek olarak sadece bu yaz Avrupa’yı etkisi altına alan aşırı sıcaklıkları bile göz önüne aldığımızda bu eylem gündeminin ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Nitekim iklim değişikliğiyle birlikte sağlık riskleri giderek genişleyen bir yelpazede artıyor. Bu yüzden de ulusal sağlık planlaması ve yönetişiminde iklim risk değerlendirmeleri ile bütünleşik sağlık gözetim sistemlerinin geliştirilmesi ve iklime duyarlı hastalıklar ve aşırı hava olayları için çoklu tehlikelere yönelik erken uyarı ve müdahale sistemlerinin yaygınlaştırılması öncelikli maddeler olacak gibi duruyor.

İnsanlığın temel sorunlarından biri olan gıda güvenliği de COP31’in eylem gündeminin önemli maddelerinden biri. Gıda güvenliği başlığıyla, iklim kaynaklı afetler nedeniyle yaklaşık 318 milyon kişinin karşı karşıya olduğu ciddi gıda güvensizliği sorununa çözüm bulmaya çalışılacak zirvede. COP31, gıda-su-iklim ilişkisini güçlendirmeyi ve iklim değişikliğine dayanıklı tarım sistemleri oluşturmayı önceliğine alacak.

İnsan kaynaklı karbondioksitin yaklaşık %25’ini emerek iklim değişikliğine karşı çok önemli bir savunma duvarı olan okyanusların ve denizlerin korunması da COP31’in bir başka önceliği. Bu bağlamda da, mavi ekonominin ulusal iklim stratejilerine entegre edilmesi, kıyı ve deniz ekosistemlerinin dayanıklılığını artırmaya yönelik çerçevelerin oluşturulması ve kıyı topluluklarının iklim direncini artırmaya yönelik desteklerin sağlanması gibi önceliklerle okyanus eylemlerinin artırılması ve hızlandırılması hedefleniyor.

 

3 Büyük Rio Sözleşmesi Bütüncül Bir Şekilde Ele Alınacak

COP31 ayrıca gezegenimizin yaşadığı iklim değişikliği, çölleşme ile arazi bozunumu ve biyoçeşitlilik kaybı gibi aslında birbirleriyle ayrı değil, bir arada ele alınması gereken sorunları bu yaklaşımla eylem gündemine taşıyacak. Hatırlayacak olursak, 1992 yılında Brezilya’nın Rio kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda üç hayati uluslararası çevre sözleşmesi gündeme gelmişti. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi adlarıyla anılan bu sözleşmeler uzun yıllar birbirlerinden ayrı ayrı ele alındı.

COP31 ise bu sözleşmeleri bütüncül bir anlayışla ele alarak Rio Sinerjisi adıyla bir eylem gündemine sahip olacak. Bu bağlamda, orman yangınlarıyla mücadele ve yangın sonrası ekosistem restorasyonu, karbon yutaklarının korunması, sürdürülebilir arazi yönetimi, biyoçeşitliliğin iklim uyum politikalarının ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesi öncelikli eylemler olacak. Dolayısıyla Üç Rio Sözleşmesi arasında daha güçlü koordinasyon sağlanmasına yönelik mekanizmaların oluşturulmasının son derece işlevsel ve kolaylaştırıcı olması öngörülüyor.

Antalya’daki son ve aslında bir diğer önemli başlık da gençlik ve iklim değişikliği eğitimi olacak. Dünya genelinde 10-24 yaş arasında yaklaşık 1,8 milyar genç bulunduğunu düşünürsek, gençleri iklim risklerinin yalnızca mirasçıları değil, çözümlerinin de mimarları olarak görmek gelecek açısından çok önemli. Dolayısıyla COP31’de iklim okuryazarlığını güçlendirmek, yeşil iş gücünün geliştirilmesiyle uyumlu kapasite geliştirme faaliyetlerini desteklemek ve ilgili paydaşları bir araya getiren diyalog mekanizmaları oluşturmak, bu gündem adına öncelikli olacak.

Eylem gündem başlıklarının titizlikle hazırlandığı aşikar. Ancak elbette tüm gündemlerin eyleme geçmesi ya da mevcut eylem ve dönüşümlerin hızlanması, COP31 boyunca müzakerelerin verimliliğine, hükümetlerin istekliliğine bağlı olarak gelişecek. Belki de Dünya, Antalya sonrası yeni girdiği yolda geleceğe daha umutla bakacak…

Tarih: 08 Temmuz 2026