Ana içeriğin başı

Gezegenimiz birkaç yıl içinde Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen 1,5 derecelik güvenli ısınma sınırını aşacak. Dolayısıyla artık önceliğimiz, söz konusu “aşımı” mümkün olduğunca sınırlamak ve zaman içinde tersine çevirmek. Yaşadığımız iklim değişikliğinin en önemli sorumlusu atmosfere salınan sera gazları ama bu gazlar arasında en büyük etkiye sahip olan karbondioksite odaklanırken, bir başka güçlü bir sera gazı olan metan nedense son yıllara kadar göz ardı edildi.

Hâlbuki metan karbondioksitten sonra küresel ısınmanın en büyük ikinci nedeni ve üstelik atmosferde 12 yıl gibi kısa bir süre kalmasına rağmen bu gaz karbondioksite göre 86 kat daha fazla ısı tutma kapasitesine sahip. Metan, bugün gözlemlediğimiz ısınmanın neredeyse üçte birinden de sorumlu ve iklim değişikliğinin itici güçlerinden biri. Bu gerçeklikler de metanın iklim politikalarında daha fazla ele alınmasını sağlıyor.

Isınma konusunda vaktimizin daraldığını düşününce de, nasıl karbondioksit azaltımı uzun vadeli bir iklim istikrarı yaratacaksa, metan azaltımı da kısa vadede ısı artışının hızını düşürmek için çok önemli bir kaldıraç görevi görecek. Hatta kâr amacı gütmeyen uluslararası bir çevre ve iklim politikası kuruluşu olan Yönetişim ve Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (Institute for Governance & Sustainable Development, IGSD) Başkanı Durwood Zaelke’nin “Aslında işe yarama ihtimali olan tek strateji bu. Karbondioksiti azaltmak bir maraton, metanı azaltmak ise bir sprint” benzetmesi meseleyi gayet net açıklıyor.

 

Hem Atık Yönetimi Sistemini Dönüştürmek Hem Metanı Azaltmak

Bugün insan kaynaklı metan emisyonlarının yaklaşık %20’si atık sektöründen geliyor. Özellikle gıda atıkları, bahçe atıkları, kanalizasyon ve diğer biyobozunur maddelerin oksijensiz ortamda parçalanması nedeniyle metan açığa çıkıyor. Üstelik küresel atık miktarının 2050’ye kadar %50 artması beklenirken, şimdiden harekete geçilmediği takdirde sorunun giderek daha büyük bir hal alma olasılığı da kesin. Çözüm ise önümüzde. Bugün atık sektöründeki metan azaltım potansiyelinin çok büyük çoğunluğu düşük maliyetli önlemlerle gerçekleşebiliyor. Kanıtlanmış teknik önlemler, 2030 yılına kadar atık sektöründeki metan emisyonlarının yılda yaklaşık 13 milyon ton azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Örneğin organik atığın kaynağında ayrı toplanması, gıda kaybı ve israfının azaltılması, kompostlama, düzenli depolama sahalarında metan yakalama ya da kontrolsüz depolama sahalarının kapatılması gibi yöntemler son derece etkili çözümler. Ayrıca tüm bu yöntemler de gösteriyor ki, bugün artık esas mesele yalnızca emisyon azaltmak değil, atık yönetimi sistemini dönüştürürken bir yandan da metanı ortadan kaldırmak.

Tarım ve Fosil Yakıtlar En Çok Metan Üreten Kaynaklar

İnsan faaliyetleri sonucu ortaya çıkan metan gazının elbette tek müsebbibi atıklar değil. En büyük kaynağı yaklaşık %40 ile tarım oluşturuyor. Başta hayvancılık olmak üzere, hayvan gübresi ve süt üretimi ve pirinç yetiştiriciliği de tarım içinde en çok metan gazı üreten kalemleri oluşturuyor.

İşin yaklaşık %34’ünden ise fosil yakıtlar sorumlu. Petrol, gaz ve kömürün üretimi, işlenmesi ve taşınması sırasında meydana gelen sızıntıların toplamı büyük miktarlarda metanın atmosfere karışmasına neden oluyor. Hatta terk edilmiş ve halihazırda faaliyette olmayan petrol kuyuları, ve kömür madenleri bile metan gazı üretimine katkıda bulunmaya devam edebiliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2026 Küresel Metan Takip Raporu’na göre, 2025 yılı itibariyle fosil yaktı kaynaklı metan yaklaşık 124 milyon ton olarak gerçekleşti.

Metan gazının yaklaşık %8’lik kısmı ise biyokütle ve biyoyakıtların yakılmasıyla ortaya çıkıyor. Evsel amaçlı odun ve kömür gibi ürünlerin yakılmasının yanı sıra, orman, savan, turbalık ve tarımsal atıkların yakılması sonucunda atmosfere yine metan karışmış oluyor.

Ulusal Taahhütlere Acilen Dahil Edilmeli

Metanla mücadelede son yıllarda küresel çaptaki girişimler de artıyor. Örneğin 2021 yılında COP26’da Küresel Metan Taahhüdü (Global Methane Pledge) imzalandı. Dünya Bankası, gelişmekte olan ülkelerde metan emisyonlarını ve gaz yakmayı azaltmak amacıyla Küresel Gaz Yakma ve Metan Azaltım Ortaklığı'nı (Global Flaring and Methane Reduction Partnership, GFMR) başlattı. Azerbaycan’da düzenlenen COP29 ise bir başka dönüm noktasıydı. Zirvede yayımlanan Organik Atıklardan Kaynaklanan Metanın Azaltılmasına İlişkin Deklarasyon, hükümetleri organik atıktan kaynaklanan metan ile ilgili sektörel hedefleri Ulusal Katkı Beyanları’na (NDC’ler) koymaya çağırdı ve Türkiye de bu deklarasyonu imzalayan 32 ülkeden biri oldu.

Metan emisyonlarını azaltmaya dönük çabalar giderek hızlanırken, Antalya’da düzenlenecek COP31’de de bu sera gazı özellikle sıfır atık eylem planı çerçevesinde mercek altına alınacak. Hatta zirvenin resmi eylem gündeminde, Sıfır Atık günü kapsamındaki ana başlıklardan biri Metan olarak belirlenmiş. Zirve bir yandan ülkeleri atık kaynaklı metan azaltım fırsatlarını güncellenmiş NDC'lerine dahil etmeye teşvik etmeye çalışacak, bir yandan da metanı yalnızca fosil yakıt işlemleri sırasındaki sızıntılar meselesine indirgemekten çıkarıp sıfır atık yaklaşımıyla atık sektörünün de çok önemli bir kaynak olduğuna vurgu yapacak; metan azaltımının tüm sektörleri kapsamasına ön ayak olmaya çalışacak.

Elbette Türkiye COP31 Başkanlığı’na da bu bağlamda önemi görevler düşecek. Diğer ülkelere “Atık metanınızı NDC’lerinize koyun” denilirken, Türkiye de kendi NDC'sindeki metan hedeflerini daha görünür ve ölçülebilir hale getirme fırsatına da sahip olabilecek. Nitekim Türkiye'nin atık stratejisinde metan azaltımı açıkça yer alıyor. İklim Değişikliği Başkanlığı'nın 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi Kapsamında Atık Sektörü Stratejileri belgesinde çok doğrudan bir tespitle, bu sektördeki sera gazı emisyonlarının en büyük kısmının düzenli ve düzensiz depolama alanlarından kaynaklanan kontrolsüz metan emisyonlarından geldiği belirtiliyor. Hatta bu bağlamda 2035 yılı itibarıyla belediye atıklarının geri kazanım oranının %60'a çıkarılması hedefleniyor.

 

İzlenebilirliği ve Hesap Verebilirliği Kolaylaştıracak 

NDC'lerde yalnızca karbondioksite odaklanmak, metanın kısa vadede çok güçlü bir ısınma etkisine sahip olması nedeniyle iklim hedeflerinin gerçek etkisini olduğundan daha olumlu gösterebiliyor. Bu nedenle uzmanlar, NDC güncellemelerinde ya da yeni NDC’lerde tüm sera gazlarının ve özellikle metan için ayrı niceliksel azaltım hedeflerinin belirtilmesi gerektiğini savunuyor. Nitekim Küresel Metan Taahhüdü'nün kendi rehberi, ülkelerin metan azaltımını NDC'lerine dâhil etmelerini ve atık sektöründeki önlemlerin azaltım potansiyelini nicel olarak ortaya koymalarını çoktan önermişti bile.

Metan gazı azaltımını NDC’lere koymak, bu güçlü gaz kaynaklı emisyonların, ölçümü, izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasını güçlendirmek adına da önemli. Yanı sıra bugüne kadar denenmiş ve kanıtlanmış metan azaltım politikalarını benimsemek açısından da NDC’ler itici bir güç sağlama özelliğine sahip. Her sektör için metan azaltımına yönelik ayrı önlemlerin belirlenmesi, şirketlere ve tüketicilere gelecekteki gerekliliklere ilişkin öngörü sağlayarak buna göre planlama yapmalarına yardımcı olabiliyor. Elbette bir ülkenin NDC’sine “metan emisyonunu azaltacağız” ya da “atık kaynaklı metan azaltılacaktır” diye yazması da yeterli değil. Söz konusu NDC’lere örneğin metanın hangi yöntemler kullanılarak ve nasıl bir takvimle azaltılacağına yönelik açıklamalar da dahil edilmeli. En önemli mesele ise ölçeklendirme. Herhangi bir ülkenin herhangi bir yıla kadar atık kaynaklı metan emisyonlarını ne çapta azaltacağını taahhüt etmesi hem izlenebilirliği hem de hesap verilebilirliği kolaylaştırabiliyor.

İşte tüm bu gerçekler ortadayken Antalya COP’u büyük fırsatlarla önümüzde duruyor. İklim politikası ile atık politikasını kopmaz bağlarla birbirine eklemlemeye çalışacak olan zirvede, atık kaynaklı metan azaltımının iklim politikasından atık yönetimine, hava kalitesi ve halk sağlığından döngüsel ekonomiye kadar birçok alanda eş zamanlı kazanımlar sağlayabileceği vurgulanacak. Bununla da kalmayıp gezegenimizin acilen ihtiyaç duyduğu o sprinti atmak adına, ülkelerin NDC’lerini bu yönde güncelleştirmeleri talebi, başta Türkiye olmak üzere, birçok ülke tarafından çok daha yüksek sesle dile getirilecek.

Tarih: 23 Eylül 2026