Her türlü insan faaliyetinin ekosistem üzerinde bazı olumsuz sonuçları olduğunu biliyoruz. Bu olumsuz etkiyi sıfıra yakın bir noktaya çekmeye yönelik bir şiarı öncelikli hale getirmek son derece önemli. Bu konudaki farkındalığın ve somut eylemlerin artışı yeterli olmasa da, umut verici bir gelişim gösteriyor. Bugün küresel çapta çevre bilinci hızla artarken, ele alınan başlıca konulardan birini de atıklar meselesi oluşturuyor.
Sıfır atık kavramı 1970’li yılardan bu yana gündemimizde. Her ne kadar bu kavram yıllar içinde bir tür moda ya da gösterişli bir etiket veya pazarlama kampanyası gibi hallere bürünse de sıfır atık, bugün artık sürekli devam eden bir çaba gerektirdiğinin bilinciyle yeni başka anlamlar kazanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde 2017 yılında başlatılan Sıfır Atık Hareketi doğrultusunda, Türkiye’nin öncülüğüyle 2022’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu kararı uyarınca 30 Mart “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edilmesi de oldukça önemli bir adım. Sıfır atık, üretimden tüketime, tüketimden yeniden kazanıma kadar uzanan bütüncül bir sisteme dayanıyor. Dolayısıyla sıfır atık yaklaşımı, “Atığı nasıl yok ederiz?” sorusundan çok, “Hiç atıksız nasıl üretim yapabiliriz?” sorusuna odaklanıyor. Bu bakış açısı da bireysel davranışlardan sanayi üretimine, yerel yönetim politikalarından küresel ekonomik sistemlere kadar geniş bir dönüşümü gerektiriyor.
Başlarda atık olarak görülen malzemeyi yeniden değerlendirme gibi ifade edilen ve algılanan durum Antalya’da gerçekleşecek COP31’e sayılı günler kala, yeni dönüşüm geçirmiş anlamıyla, artık iklim eyleminin de vazgeçilmez bir parçası olarak görülmeye başlanıyor. Atık kirliliği insan sağlığını tehdit etmekle kalmıyor, küresel ekonomiye de her yıl yüz milyarlarca dolara mâl oluyor ve elbette iklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan üçlü krizi daha da ağırlaştırıyor. Bugün insanlık her yıl 2,1 ila 2,3 milyar ton arasında belediye katı atığı üretiyor. Üstelik acil önlemler alınmadığı takdirde yıllık atık miktarının 2050 yılına kadar 3,8 milyar tona ulaşacağı öngörülüyor. Yanı sıra sadece gıda atıkları bile küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık %10’undan sorumlu olarak, iklim ve çevre için bir tehdit oluşturmaya devam ediyor.
Antalya Öncesi Somut Öneriler Yapıldı
Türkiye’nin COP31 gibi küresel ölçekte kritik bir zirveye ev sahipliği yapacak olması ise başta sıfır atık politikaları olmak üzere, geri dönüşüme dair altyapılar ve bu sürece özel sektörün entegrasyonu ve toplamda kültürel bir dönüşümü hızlandırmak açısından tarihi bir fırsat sunacak. COP31’in iklim gündeminde bir başlık olarak da yer alacak olan sıfır atık, zirvenin belki de en çok somut adım atılacak başlığı olacak. Nitekim COP31 Başkanlığı, bu zirve için belirlenen hedefler arasında küresel atık miktarındaki artışın 2035'e kadar yarı yarıya indirilmesini dair bir açıklamada bulundu. Dolayısıyla sıfır atık, Türkiye'nin COP31'de dünyaya sunduğu politika modellerinden biri olarak kullanılacak.
Bunun en önemli göstergelerinden biri de, Haziran ayında İstanbul’da düzenlenen 2026 Küresel Sıfır Atık Forumu oldu. “Antalya’ya Doğru: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık” temasıyla mesajını baştan veren forumda, atık yönetimi yalnızca bir çevre politikası olarak ele alınmadı. Bununla beraber iklim, kaynak yönetimi ve ekonomik dönüşüm olarak da odak noktasındaydı.
Forumun sonuç bildirisi ise COP31’de sıfır atık başlığının nasıl ele alınacağına dair somut bir bakış açısı sunmuş oldu. Elbette ilk sırayı, atık yönetimini sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik bir iklim politikası olarak görme gerekliliğine yapılan vurgu aldı. Yeniden kullanımdan, yeniden üretime kadar farklı yöntemlerle, ürünleri daha uzun ömürlü tasarlamak ve böylece atık oluşumunu kaynağında azaltmak önemli bir hedef olarak belirlendi.
Forumun önemli mesajlarından biri ise döngüsel ekonomi ile iklim politikasının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği üzerine oldu. Mevcut kaynakların ekonomi içinde daha uzu süre tutularak emisyon azaltımı hedefi konuldu. Yanı sıra karbondioksitten bile çok daha güçlü bir sera gazı olan metan atığının önüne geçmek ve organik atıkların da farklı yöntemler kullanılarak depolama sahalarına gönderilmeden geri dönüştürülmesi de önemli başlıklardan biriydi.
Gıda ve Plastik Önemli Başlıklar
Sıfır atık yaklaşımının atıkların önemli kalemlerinden biri olan gıda üretiminin her aşamasına kadar genişletilmesi de İstanbul’da ele alındı. Bu atık türünün azaltımı için altyapıların iyileştirilmesi vurgulandı. Ayrıca son yıllarda giderek artan plastik kirliliği de sıfır atık yaklaşımı için elzem başlıklardan biri olduğu için forumda özellikle tek kullanımlık plastiklerin azaltılması, yeniden kullanım sistemlerinin geliştirilmesi ve plastiklerin yaşam döngüsünün tamamının ele alınması önerildi.
Dünyanın birçok kentinde geri dönüşümün önemli bölümünü kayıt dışı çalışan atık toplayıcıları gerçekleştirdiği için forumda söz konusu atık toplayıcılarını daha güvenli çalışma koşulları ve gelir güvencesi gibi araçlarla atık yönetimi sisteminin içine dahil edilmesi de önerildi. Yanı sıra yerel yönetimler ve kentlerin merkezi önemine dikkat çekildi. Sıfır atık politikalarının uygulanacağı temel alanlar olarak şehirlerin ve onları yöneten belediyelerin atığı toplamaktan geri dönüştürmeye kadar tüm süreçlerde güçlendirilmesinin önemi, daha doğrusu, ulusal iklim eylemi programlarıyla yereldeki bu faaliyetler arasındaki güçlü bağa vurgu yapıldı.
İklim Finansmanı Tartışmalarıyla Doğrudan Bağlantılı Olacak
COP31 öncesinde tüm başlıklar üzerine vurgular çok önemli olmakla beraber, iklim zirvelerinin bir klasiği olarak tüm bu önerilerin olmazsa olmazı, yani maliyet kısmı Antalya’da fazlasıyla tartışılacak gibi. Sıfır atık yaklaşımıyla ilgili ne önerirsek önerelim, finansmanı ve yatırımı artırmak en elzem konu. Bugün artık sıfır atık konusunda çok önemli teknolojik gelişmeler sayesinde elimizde çok güçlü araçlar mevcut olmakla beraber, özellikle gelişmekte olan ülkelerin, atık, geri dönüşüm ve yeniden kullanım altyapıları ve dolayısıyla da döngüsel ekonomideki yetersizliklerine çözüm bulmak gerekiyor. Tüm bunlar da COP31’in fazlasıyla önem verdiği iklim finansmanı tartışmalarıyla da doğrudan bağlantılı olacak gibi duruyor.
Antalya’da ayrıca, atık mevzusunun küresel çapta ölçülmesine dair bazı göstergeler oluşturulması da masada olacak çünkü dert eğer sıfır atık ise çabaların sel suyu gibi boşa gitmemesi için konunun ölçülebilir ve gözlenebilir hale gelmesi çok önemli. Ne kadar atık ürettiğimizden bunların ne kadarını dönüştürebildiğimize dair göstergelerin şehirler ve ülkeler arasında karşılaştırılabilir standartlara kavuşturulması ve şeffaf şekilde kamuoyuyla paylaşılması, toplamda iklim politikası açısından elde edilecek faydaları daha verimli hale getirir.
Şurası bir gerçek; atıkların daha iyi yönetilmesi, sürdürülebilir bir kalkınma yolunda tek başına asla yeterli değil. Üretim ve tüketim sistemlerimizi adil bir şekilde dönüştürerek, döngüsel ekonomilerimizi güçlendiren bir yaklaşıma ve onun en önemli sonu olarak da emisyonları da düşüren bir iklim eylemi anlayışına ihtiyacımız var. Sıfır atık yaklaşımı artık gezegenimiz için bir zaruret. Bu yüzden de COP31’e bu başlık ve onun küresel iklim politikasının ayrılmaz bir parçası haline getirecek adımlar adına çok önemli bir görev düşecek gibi görünüyor.
Tarih: 11 Eylül 2026