bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

İklim değişikliğiyle mücadele finansman ve bu finansmanın sürekliliğini gerektiriyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler emisyon azaltımları için gereken yatırım maliyetlerinin yüksekliğinden ve sermayeye erişim maliyetlerinin gelişmiş ülkelere göre çok daha pahalı olmasından son derece şikayetçi.

Bu yüzden de COP31 yaklaşırken finansmanın boyutu dışında paranın hangi koşullar altında sağlanacağı sorusu da giderek önem kazanıyor. Düşük faizli krediler, hibeler, çok taraflı kalkınma bankalarının daha aktif rol üstlenmesi ve sermaye maliyetlerinin düşürülmesi gibi talepler daha çok öne çıkmaya başlıyor. Nitekim COP31 Başkanlığını üstlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, geçen günlerde verdiği bir demeçte gelişmekte olan ülkelerin taleplerini daha güçlü seslendirme vurgusu yaparak, zirvenin önceliğinin iklim finansmanı olacağını belirtti. Kurum, gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerini gerçekleştirebilmesi için yaklaşık 1 trilyon dolarlık bir finansman ihtiyacının bulunduğunu ve artık karar almaktan çok uygulamaya geçilmesi gerektiğini söyledi.

Tam da bu noktada özellikle iklim değişikliği azaltım finansmanı tartışmaları giderek artıyor. Bu finansman temel olarak sera gazı emisyonlarını azaltan, emisyon oluşumunu engelleyen veya atmosferdeki sera gazlarını uzaklaştıran, yani iklim değişikliğini yavaşlatmaya yönelik faaliyetlere odaklanıyor. Azaltım finansmanın en büyük payını ise yenilenebilir enerji yatırımlarıyla enerji dönüşümü oluşturuyor. Yanı sıra, enerji verimliliği, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu, ulaşımın elektrifikasyonu, tarım, ormancılık ve arazi kullanımı, atık yönetimi ve döngüsel ekonomi ile başta ağır sanayi olmak üzere sanayide karbonsuzlaşma, azaltım finansmanın yöneldiği başlıca alanları oluşturuyor.

Azaltım Finansmanı 2 Trilyon Doları Geçti

Azaltım finansmanına dair en güncel veriler ise iklim politikası ve finansmanı alanında analizler üreten uluslararası bir kuruluş olan Climate Policy Initiative’in, 2026 Küresel İklim Finansmanı Görünümü adlı raporunda yer alıyor. Rapora göre küresel iklim finansmanı 2024 itibarıyla ilk kez 2 trilyon doların üzerine çıkarken 2025 için de 2,1 trilyon dolarlık bir miktar tahmin ediliyor. İklim finansmanında azaltımın hâlâ ana gövdeyi oluşturmasına rağmen raporda mevcut büyümenin, Paris Anlaşması hedeflerine uyum sağlamak adına hâlâ çok yetersiz olduğunu ortaya koyuyor. Bu yüzden de daha fazla özel sermaye, sermaye piyasası araçları, kamu garantileri, karma finansman ve kalkınma bankası desteği gerektiğinin özellikle altı çiziliyor.

Raporda azaltım finansmanının, toplam iklim finansmanının yaklaşık %90’ını oluşturduğu, uyum finansmanının ise yalnızca 64 milyar dolar civarında kalarak çok daha düşük seviyede bulunduğu görülüyor. Azaltım finansmanının yaklaşık yarısı ise temiz enerji yatırımlarına gidiyor. Yurtiçi özel sektör aktörleri toplam azaltım finansmanının yaklaşık %60’ını sağlarken, 2019’dan bu yana gerçekleşen net büyümenin yaklaşık %70’i özel sektör kaynaklı. Eskiden daha çok kamu finansmanı özel yatırımları tetiklerken, artık dönüşüme dair ana yatırımlar özel sektörden geliyor. Raporda ayrıca hanehalklarının da azaltım finansmanına yardımcı bir unsur olmaya başlaması dikkat çekiyor. Çatı güneş sistemlerinden, enerji verimli binalara kadar hanehalkları 2024'te düşük karbonlu çözümlere yaklaşık 332 milyar dolar yatırım yaptı.

Özellikle gelişmekte olan ekonomiler başta siyasi belirsizlikler, proje hazırlama kapasitesi eksikliği ve sermaye maliyetlerinin yüksekliğinden mustarip olmaya devam ederken, raporda, ilk zarar sermayesi (first-loss capital), kredi iyileştirme araçları ve bir takım garanti mekanizmaları gibi kolaylaştırıcı unsurların artırılması gerekliliği de özellikle vurgulanıyor.

Dönüşümün Taşıyıcısı Değişiyor

Tüm bu gerekliliklerin COP31’deki tartışmalara da damga vurası bekleniyor. Bu yüzden de Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde, başta yenilenebilir enerji yatırımları ve şebeke modernizasyonu olmak üzere, sanayi dönüşümü ve ihracat sektörlerindeki karbon uyum alanlarında, özel sektörün ve finansın önümüzdeki yıllarda daha belirleyici olacağını söyleyebiliriz.

Gelişmekte olan ülkelerde iklim dönüşümü için gereken trilyon dolarlık yatırımların yalnızca kamu kaynaklarıyla karşılanamayacağı bir gerçek. Özel sermayenin sisteme dahil edilmesi zorunlu. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için güçlü kamu politikaları, risk azaltıcı mekanizmalar, güvenilir veri altyapısı ve stratejik biçimde kullanılan imtiyazlı finansman ya da bir başka deyişle karma finansman gerekli. Bu tür bir yaklaşım elbette kamu ve özel sermaye arasında köprü kurabilecek önemli bir araç ama başarıya ulaşabilmesi de doğru tasarlanmış bir ekosisteme bağlı.

Eskiden özel sektör daha çok iklim politikalarının uygulanmasında destekleyici bir aktör olarak görülürken, bugün özellikle enerji dönüşümü ve temiz teknoloji yatırımları açısından ana finansman sağlayıcı ve dönüşümün taşıyıcısı konumuna geliyor. Ticari bankalar, sigorta şirketleri, şirketlerin kendi sermaye yatırımları, bu konuda artık çok daha ön plana çıkıyorlar. Yenilenebilir enerji santraline yatırım yapan bir şirket ile bir güneş enerjisi projesine kredi veren banka artık çok daha sık karşılaştığımız gerçekler.

Gelecek dönemde azaltım finansmanı alanında özel sektörün en önemli rollerinden birinin teknoloji geliştirmek olacağını söyleyebiliriz. Özellikle sanayi dönüşümü alanında, teknoloji dönüşümünün ve inovasyonun önemi çok büyük. Yine özel sektör içinde bankalar ve yatırımcılar artık yalnızca finansman sağlayan kurumlar olmanın ötesine geçerek, ekonominin hangi yöne gideceğini belirleyen aktörler olarak görülüyor. Finans sektörü hangi sektörlere kredi verdiği, hangi şirketlere yatırım yaptığı, hangi riskleri fiyatladığı üzerinden dönüşümü daha da hızlandırabilme kapasitesine sahip hale geliyor. Yanı sıra özel finans sektörünün iklim riskini finansal risk olarak değerlendirmesi de, giderek artan bir başka rolü haline gelecek. Herhangi bir şirketin hâlihazırda ürettiği karbon yoğunluğunun gelecekte yaratacağı finansal risk hep akılda olacak ve karbon piyasaları daha da önem kazanacak.

Özel Sektörü Çekmek İçin Nasıl Bir Finansal Mimari?

Öte yandan gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkelerde azaltım finansmanına yönelik olarak özel sektörün önünde birçok sorun durmaya devam ediyor. Siyasal belirsizlikler, yüksek faizler ve döviz, özel sektör açısından riski alanlar görülüyor. Bir yandan da bu tür ülkelerde başta enerji altyapısı olmak üzere tüm dönüşüm için çok fazla sermaye gerekiyor.

Dolayısıyla kamu finansmanının riski azalttığı, kalkınma bankalarının dönüşümü kolaylaştırdığı, özel sektörün ise söz konusu dönüşümü daha fazla kişiye, daha geniş bir alana ve hacme ulaştırdığı bir iklim finansmanı stratejisinin yaygınlaşarak uygulamaya konulması çok önemli. Bu nedenle COP31’de azaltım finansmanı tartışmalarının merkezinde, büyük ihtimalle yalnızca “ne kadar para var?” sorusu değil, “özel sermayeyi gelişmekte olan ülkelere hangi finansal mimariyle yönlendirebiliriz?” sorusu olacak gibi duruyor. Gelişmekte olan ülkelerin enerji dönüşümü için gereken yüz milyarlarca dolar, kamu kaynakları ile özel sermaye arasında nasıl paylaştırılacak ve özel sektör bu dönüşüme hangi mekanizmalarla çekilecek? Murat Kurum’un zirve öncesinde yaptığı finansman vurgusunu da hatırlarsak, Türkiye'nin bu tartışmada, gelişmekte olan ülkelerin daha fazla kaynak ve daha uygun finansman koşulları talep eden çizgisine çok daha yakın duracağını söyleyebiliriz. Hatta bu çizginin daha gür çıkan sesiyle, artık azaltım kadar uyuma yönelik daha fazla finansman çağrısının da güçlenebileceğini umut edebiliriz.

 Tarih: 16 Temmuz 2026