Türkiye’nin ev sahipliğinde düzenlenecek COP31 öncesinde Haziran ayında iklim değişikliğiyle mücadeleye dair önemli bir zirve gerçekleşti. İlki 2019’da düzenlenen ve yıllar içinde dünyanın en büyük bağımsız iklim etkinliklerinden biri halini alan ve uluslararası bir iklim platformu olan Londra İklim Eylem Haftası (London Climate Action Week, LCAW) hararetli tartışmalara ve önemli kararlara ev sahipliği yaptı. 20-28 Haziran tarihleri arasında kamu kurumlarını, şirketleri, finans kuruluşlarını, akademisyenleri, STK’ları ve uluslararası kuruluşları bir araya getirerek iklim krizine yönelik somut çözümler geliştirmeyi amaçlayan LCAW, iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak adına yıllardır önemli bir işlev görüyor. Yanı sıra, farklı sektörlerden aktörleri bir araya getirerek iklim politikalarının uygulanmasını hızlandıran bir platform olarak, COP zirvelerine bir tür ön hazırlık niteliği de taşıyor. Bu yıl ise Haziran ayında dokuz gün boyunca Londra genelinde 1300’den fazla etkinlik kapsamında 75 binden fazla kişi bir araya geldi ve bugüne kadarki en büyük LCAW gerçekleşmiş oldu.
Aşırı Sıcaklar Adeta İklim Krizi Sunumu Yaptı
Öte yandan LCAW için bundan daha uygun, ama aynı zamanda daha rahatsız edici bir ortam düşünülemezdi. On binlerce kişi iklim değişikliğini tartışmak için Londra'nın dört bir yanında toplanırken, şehir Avrupa’yı kasıp kavuran tarihi Haziran sıcaklıkları altında adeta kavruluyordu. Öyle ki, aşırı sıcaklar nedeniyle bazı oturumlar iptal edildi veya çevrim içi gerçekleştirildi. Hafta boyunca yaşanan sıcak hava dalgası, iklim krizinin etkilerini herhangi bir sunumdan çok daha güçlü biçimde ortaya koymuş oldu.
LCAW’nın en önemli açılış konuşmalarından birini Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres yaptı. Guterres, genel olarak temiz enerjiye geçiş sürecinin hızlandırılması ve ülkelerin bu yöndeki taahhütlerinin somut uygulamalara dönüştürülmesi gerektiğini vurguladı. Genel Sekreter ayrıca sera gazı emisyonlarının yalnızca karbon azaltımıyla sınırlı kalmadan, metan emisyonlarının da hızla azaltılması gerektiğini hatırlatarak, Metan Eylem Çağrısı yayımladı.
Hafta boyunca farklı kuruluşların yayımladığı raporların her biri dönüşümün farklı yönlerine odaklansa da, iklim eyleminin artık yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda şirketler için dayanıklılık, rekabet gücü ve uzun vadeli değer yaratan bir unsur olarak görülmesi bu raporların ortak noktasını oluşturdu.
Londra İklim Eylem Haftası'nın en belirgin temalarından biri de hedef koymaktan uygulamaya geçişe odaklanması oldu. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde uyum projelerinin finansmanı, özel sektör yatırımları ve finansal sistemin dönüşümü tartışıldı. Bu bağlamda, uygulanabilir projelerin finansmana ulaşmakta neden zorlandıkları ve yatırımcıların devreye girmeden önce proje geliştiricilerin hangi desteklere ihtiyaç duydukları ele alındı.
Kurumsal Net Sıfır Standardı Sürüm 2.0 Duyuruldu
Hafta boyunca tartışmalara ayrıca enerji güvenliği, enerjiye erişilebilir fiyatlarla ulaşabilmek ve ekonomik dayanıklılık da damga vurdu. Bu yüzden de enerji güvenliği, yenilenebilir enerji yatırımları, şebeke altyapısı ve elektrifikasyon ön plana çıktı. Hafta kapsamında düzenlenen Küresel Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon Zirvesi'nde hükümetler, şirketler ve uluslararası kuruluşlar “Electrify Now” adlı yeni platformu başlattı. Girişim; hükümetleri, uluslararası kuruluşları, iş dünyasını, finans sektörünü ve sivil toplum kuruluşlarını aynı çatı altında toplayarak fosil yakıt kullanımının yerine temiz elektrik kullanımını yaygınlaştırmayı hedefliyor. Bu bağlamda COP 31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payını, bugünkü yaklaşık %21 seviyesinden 2035 yılına kadar %35'e yükseltmeyi hedeflediklerini duyurdu.
Açılış konuşmalarında, panellerde ve özel görüşmelerde ise artık tartışılan konu, şirketlerin neden iklim eylemi gerçekleştirmesi gerektiği değil, giderek karmaşıklaşan faaliyet ortamında bunu nasıl güvenilir biçimde hayata geçirecekleri oldu. Örneğin şirketlerin belirlediği emisyon azaltım hedeflerinin gerçekten Paris Anlaşması ile uyumlu olup olmadığını değerlendiren ve onaylayan en önemli küresel kuruluşlardan biri olan Bilim Temelli Hedefler Girişimi (Science Based Targets initiative, SBTi), iş dünyası ve sivil toplumdan liderleri bir araya getirerek, şirketlerin net sıfır sera gazı emisyonu hedeflerini belirlemeleri, uygulamaları ve raporlamaları için geliştirilen uluslararası standardın güncellenmiş sürümü olan Kurumsal Net Sıfır Standardı 2.0'ı tanıttı.
COP31 Türkiye Eylem Gündemi Tanıtıldı
Net sıfır emisyon hedefine ulaşmak, yalnızca şirketlerin değil; sektörlerin, finans sistemlerinin, tedarik zincirlerinin ve kamu politikalarının birlikte hareket etmesini gerektiriyor. Hiçbir şirket, kuruluş ya da standart bu dönüşümü tek başına gerçekleştiremediği için iş birliği kritik önem taşıyor. Nitekim LCAW boyunca gerçekleştirilen birçok oturumda, iklim uyumunun yalnızca belirli sektörleri ilgilendiren bir konu değil, bütün sistemi kapsayan bir mesele olarak ele alınması gerektiğine dikkat çekildi.
Örneğin, iklim ve doğa finansmanında karar alma gücünün ve kaynakların yerel topluluklara daha doğrudan ulaşmasını savunan uluslararası bir platform olan Global South House (Küresel Güney Evi) tarafından düzenlenen Topluluk Öncülüğündeki İklim Çözümlerini Desteklemenin Yolları (Pathways for Resourcing Community-Led Climate Solutions) başlıklı yuvarlak masa toplantısı bunlardan biriydi. Toplantının katılımcıları, yerel toplulukların yalnızca yatırım alan pasif gruplar olmadığını, aynı zamanda iklim risklerini yöneten aktörler olduğunu ifade etti. Yanı sıra, iklim değişikliğinin etkilerini doğrudan yaşayan bu toplulukların, uzaktaki kurumların çoğu zaman sahip olmadığı bilgi ve deneyime sahip oldukları da vurgulandı.
LCAW’nin amiral etkinliklerinden biri de hükümet, iş dünyası, finans sektörü, Birleşmiş Milletler ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren 2026 İklim Yönetişimi Forumu oldu. Birleşik Krallık merkezli bağımsız bir iklim politikaları düşünce kuruluşu olan Üçüncü Nesil Çevrecilik’in (Third Generation Environmentalism, E3G) düzenlediği forum boyunca enerji dönüşümü, iklim finansmanı, dayanıklılık, elektrifikasyon ve özel sektör liderliği gibi başlıklar kapsamlı biçimde ele alınarak, güçlü ve güvenilir kurumlar olmadan uzun vadeli iklim hedeflerinin sürdürülemeyeceği vurgulandı. Ayrıca forumun diplomatik açılış oturumunda COP31 Başkanı Murat Kurum tarafından COP31 Eylem Gündemi tanıtılırken, Türkiye'nin COP31 sürecine yönelik uygulama odaklı yaklaşımı da uluslararası paydaşlara aktarıldı.
Birçok Başlık COP31 Gündemiyle Örtüştü
LCAW’daki toplantılar ve forumlar aracılığıyla ayrıca, özellikle Antalya'da yapılacak COP31 öncesinde hükümetler, uluslararası kuruluşlar, finans sektörü ve özel sektör temsilcileri bir araya gelerek COP31'in uygulama gündemine katkı sunmuş oldu. Hatta Londra'da öne çıkan birçok konu, COP31 Başkanlığı'nın açıkladığı eylem gündemiyle doğrudan örtüştü.
COP31’in yeşil sanayileşme başlıklı gündemi gibi, LCAW’de de sanayinin karbonsuzlaşması, sektörde rekabet gücü korunurken düşük karbonlu üretimin nasıl hızlandırılacağı ele alındı. Ormanlar, arazi kullanımı, doğa temelli çözümler ve karbon yutaklarının korunması dışında aşırı sıcaklardan, sel ve kuraklık gibi afetler karşısında, COP31 gündemlerinden biri olan şehirlerin iklim direnci de en çok konuşulanlar arasındaydı. Döngüsel ekonomi ve atık meselesi, aşırı sıcakların halk sağlığı üzerindeki etkileri ve sağlık sistemlerinin iklim değişikliğine uyumu da yine COP31 gündemleriyle en çok örtüşen başlıklar oldu.
Bu yılki Londra İklim Eylemi Haftası önemli bir dönüm noktası niteliğinde görülüyor çünkü hafta boyunca yürütülen tartışmalardaki uzmanlık düzeyi ile kamu kurumları, özel sektör ve sivil toplum arasında birlikte çalışma kapasitesinin son 20 yılda ne kadar geliştiğini gösterdiği ifade ediliyor. Bu durum da bize iklim değişikliği gerçekliği karşısında asgari gerekliliklere dair farkındalık gücünün arttığına dair güçlü bir veri sunuyor. Dolayısıyla COP31’e yaklaşırken, iş birliği kapasitelerini giderek artıran tüm paydaşların, bu zirveyi, iklim eylemini artık “ikna edilmesi gereken bir fikir” olmaktan çıkarıp uygulama aşamasına geçiş için bir başlangıç noktası olarak görmeleri gerekiyor.
Tarih: 13 Temmuz 2026