Gezegenimiz iklim değişikliği, atıklar ve biyoçeşitlilik kaybı olarak nitelendirebileceğiniz üçlü bir kriz tehdidi altında. Üstelik bu üç ayrı kriz birbirlerini tetiklemeye devam ediyor. İklim değişikliği bu krizler arasında giderek artan ve ağırlaşan sorunlar silsilesine yol açarken, diğer iki krizi de çok güçlü bir şekilde besliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir bir gelecek inşa etmemizin en temel unsurlarından biri olarak karbonsuzlaşma meselesi giderek daha fazla önem kazanıyor.
Paris Anlaşması’nın küresel sıcaklık artışını 1.5 derece ile sınırlandırma hedefi doğrultusunda karbonsuzlaşma, sektörler genelinde hızlı ve dönüştürücü değişiklikler yapılmasını gerektiriyor. Enerji sistemlerimizi yeniden ele almaktan tedarik zincirlerinin yeniden tasarlanmasına kadar hükümetler ve şirketler, sürdürülebilirliği uzun vadeli güvence altına almak için faaliyetlerini düşük karbonlu bir ekonomiyle uyumlu hale getirmek zorunda. Böylesi bir dönüşüm, iklim değişikliğiyle mücadeleye sunduğu muazzam katkının yanı sıra, erken harekete geçenlerin, ortaya çıkan fırsatlardan yararlanırken mevzuata uyumsuzluk risklerini azaltmak için de daha fazla zamana sahip olmalarını da sağlayacak.
Yeşil Finansmanın Tamamlayıcısı
İşte tam da bütün bu zorunlulukların kıyısında, özellikle karbonsuzlaşmaya yatırım yapmak, 2050'ye kadar emisyonları net sıfıra indirmek, ortalama sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlamak ve iklim değişikliğinin giderek ağırlaşan ve potansiyel olarak geri döndürülemez etkilerini önlemek açısından kritik önem taşıyor. Dolayısıyla, henüz düşük karbonlu olmayan şirketlerin veya projelerin finansmanı ve karbonsuzlaşma sürecinde ilerlemeleri için geçiş finansmanı gerekiyor. Özellikle de karbonsuzlaştırılması bir hayli zor olan, çelik, çimento ve kimya gibi sektörler bu tür bir finansmanın ana hedefleri olmak zorunda. Söz konusu sektörlerde karbonsuzlaşma süreci, tesislerin ve fiziksel altyapının yenilenmesinden karmaşık tedarik zincirlerinin işleyişinin değiştirilmesine, yeni teknolojilerin benimsenmesinden yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişe kadar yüksek maliyetli adımlar atılmasını gerektiriyor.
Hâlihazırda sürdürülebilir kabul edilen projeleri destekleyen yeşil finanstan farklı olarak geçiş finansmanı, birçok şirketin mevcut durumlarından güvenilir ve bilim temelli bir karbonsuzlaşmaya doğru dönüşüm geçirmesi gerektiğini kabul ediyor. Yeşil finansman, zaten düşük karbonlu olan faaliyetlere parasal destek sağlarken, geçiş finansmanı, yüksek emisyonlu bir faaliyetin ölçülebilir biçimde daha düşük emisyonlu hale gelmesi için finansman sağlıyor. Nitekim Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da, geçiş finansmanını yeşil finansmanın bir tür tamamlayıcısı olarak tanımlıyor. Yanı sıra zamanla onun bir tür ikinci ayağı olması gerektiğine de dikkat çekiyor.
Finansman Yetersizliği Ortada
Tüm bu gerçekliklere rağmen, geçiş finansmanının karbon yoğun sektörlerin karbonsuz hale getirilmesinde oynayabileceği rol henüz tam anlamıyla oturmuş değil. Ayrıca geçiş finansmanını geliştirmeye yönelik mevcut stratejiler çoğu zaman birbirinden ayrışıyor, bu da uyumsuzluklara, tutarsızlıklara ve bütünlükten yoksun yaklaşımlara yol açıyor. OECD'nin Haziran 2026 tarihli değerlendirmesi de bu tabloyu destekliyor. 2000'den bu yana 111 ülke ve AB kurumları 860'tan fazla iklim bağlantılı finansal sektör politikası geliştirmiş durumda. Ancak küresel finansın iklimle uyumu hâlâ parçalı ve OECD, özellikle finansal akışların büyük bölümünün iklim açısından yeterince izlenemediğini belirtiyor.
Dolayısıyla geçiş finansmanının ölçeğini büyütmek, ekonomik, düzenleyici, çevresel ve teknolojik faktörlerin iç içe geçtiği karmaşık bir ortamda yol almayı gerektiriyor. Tabii ki bu hiç de kolay bir süreç değil. Örneğin, yüksek karbonlu sektörlerin Paris Anlaşması hedeflerine ulaşabilmeleri için sadece 2031-2050 atasında bile yıllık 10 trilyon ABD dolarından fazlasına ihtiyacı var. Bu büyük meblağ da tek başına sürdürülebilir bir enerji geleceği yaratılmasında finansal araçların ve mekanizmaların yanı sıra düzenlemenin de kritik rolünü ortaya koyuyor.
Engelleri İyi Tespit Etmek Gerekiyor
Geçiş finansmanının önünde fazlasıyla engel var ve bunların da çoğu, birbiriyle bağlantılı ve birbirini güçlendiriyor. Engeller arasında belki de en önemlisi ise dönüşüm için gerekli olan ulusal düzeydeki iradenin net olmaması. Hükümetlerin dönüşüm risklerini azaltmaya yönelik daha güçlü adımlar atmaları gerekiyor.
Bu türden bir finansmanın tam olarak ne olduğunun ve hangi faaliyetlerin geçiş finansmanına dahil edilip edilmemesi üzerine kafa karışıklığı ve uyum sorunu da bir başka engeli teşkil ediyor. Özellikle bazı faaliyetler hakkında gelişebilen yeşil aklama meselesinin bir türü olarak geçiş aklamasına dönüşebilme riski endişe yaratabiliyor. Yanı sıra hâlihazırda piyasalarda geçiş finansmanını ölçmek, raporlamak ve teşvik etmek için kullanılabilecek alternatif göstergelerin ve verilerin eksikliği de bir sorun.
İşte bu yüzden de geçiş finansmanının güvenilir olabilmesi için öncelikle 1,5 derece hedefine giden yolla uyumlu hale gelmesi, bu tür bir finansmanda her sektörün kendine özgü bilim temelli yol haritalarına dayanması gerekiyor. Yine geçiş finansmanının uzun vadeli hedefler yerine, zamanlaması net olan hedefler koymak ve bu hedeflerin de güçlü yönetişim mekanizmalarıyla desteklenmesi gerekiyor.
COP31 Köprüyü Kurmaya Niyetli
Geçiş finansmanı Kasım ayında Antalya’nın ev sahipliği yapacağı COP31 zirvesinde de önemli bir başlık olarak yer alacak. Bu bağlamda zirvede COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından geliştirilen İklim Uygulama Köprüsü (Climate Implementation Bridge, CIB) adlı bir girişim hayata geçirilecek. Ülkelerin iklim hedefleri ve taahhütleri ile bunların sahada hayata geçirilmesi arasındaki boşluğu kapatmak amacıyla geliştirilen bir girişim olan CIB, ülkelerin ulusal katkı beyanları ve iklim hedeflerini, finansmana hazır ve yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmesine yardımcı olmaya çalışacak. Girişim yeni bir finansman mekanizması veya kurum oluşturmak yerine, mevcut iklim finansmanı ekosistemini daha etkin çalıştıracak pratik bir uygulama aracı olarak tasarlanırken, projelerin yatırım yapılabilirliğini artırma, riskleri azaltma ve özel sermayeyi projelere çekme hedefiyle çalışacak. Hatta yine bu girişim kapsamında COP31 Başkanlığı geçen ay Etiyopya, Fiji, Endonezya, Pakistan ve Özbekistan’ı ilk beş pilot ülke olarak açıkladı bile.
Gümümüzde özellikle gelişmekte olan ülkelerde sorunun yalnızca finansman açığı olmadığı, aynı zamanda yatırımcıların finanse edebildikleri ölçeklerde ve standartlarda yatırım yapılabilir projelerin yeterince hazırlanmamış olduğu gerçeği karşımızda duruyor. Dolayısıyla CIB girişimi daha şimdiden heyecan yaratıyor. Ayrıca geçiş finansmanına dair ortak bir tanım da COP31’de masada olacak. İşin bu kısmı da çok önemli çünkü bugün artık hangi yatırımın gerçekten geçiş finansmanı anlamına geldiğini netleştirmek ve standartlaştırılmış geçiş planlarının netleşmesi işleri son derece hızlı ilerler hale getirebilme kapasitesine sahip. Şurası gerçek ki, bugün bize acilen gereken karbonsuzlaşma ise geçiş finansmanını bu yoldaki kayıp halka olarak tanımlayabiliriz. COP31 şayet bu halkanın işler hale gelmesine katkı sunarsa, sürdürülebilir bir gezegen adına önemli bir adıma imza atmış olacak.
Tarih: 12 Ekim 2026