Farkında mısınız; yaşadığımız evlerimiz, iş yerlerimiz ve yollar, belki yeterince hızlı olmasa da, değişimin ayak izleriyle dönüşüyor. Sanki yeni bir çağın eşiğinde gibiyiz. Elektrikli araçlar, ısı pompaları, akıllı sayaçlar ve batarya depolama sistemleri gibi teknolojiler ekonominin ve toplumun tüm sektörlerinde giderek daha yaygın hale geliyor. Fosil yakıtlardan uzaklaşma hedefini perçinleyecek, temiz enerji kaynaklarından üretimin artmasını teşvik edecek elektrifikasyon karbonsuzlaşmaya giden yolu kolaylaştırıyor.
Bir yandan iklim değişikliği hızını artırırken, elektrifikasyon hayata geçirilebilecek en kolay çözüm olarak karşımızda duruyor. Üstelik bu dönüşüm basit bir kaynak değişiminin de ötesinde, sera gazı emisyonlarının azaltılması da dahil olmak üzere çoklu faydalar sağlıyor. Örneğin yüksek dayanıklılığa sahip şebekelerle arz güvenliği ve enerji verimliliği artabiliyor, sanayideki üretim süreçlerinin elektrifikasyonu sayesinde enerji yoğunluğu azalabiliyor. Ya da ulaşım ve binalarda elektrifikasyon sayesinde, bir yandan şehirlerdeki hava kalitesi iyileşirken, bir yandan da elektrikli araçlar ve ısı pompaları sayesinde, daha verimli elektrikli araçlar ve enerji verimliliğine sahip binalara da kavuşmuş oluyoruz.
Bugün hâlâ küresel enerji arzının yaklaşık %80’i fosil yakıtlara dayanıyor olsa da, enerji dönüşümü hızlanıyor. Örneğin elektrik talebi son 10 yılda toplam enerji talebinin iki katından fazla hızla büyürken, 2025'te düşük emisyonlu kaynaklar küresel enerji talebindeki artışın yaklaşık %60'ını karşıladı.
Günümüzde hangi kurum, şirket ya da ülke karbon nötr yolunda ne hedef koyarsa koysun, yolu elektrifikasyondan geçmek zorunda çünkü COP31’den önce elektrifikasyonun güvenli, karşılanabilir ve sürdürülebilir biçimde nasıl hızlandırılabileceğine ilişkin Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Eylül ayında yayımladığı Elektrik 2026 adlı özel raporundaki ifadeyle söylersek, “elektrik çağı” başlamış durumda.
Umut Verici Gelişmeler Yaşanıyor
IEA’ya göre bugün elektrik, küresel nihai enerji tüketiminin yaklaşık %23'ünü oluşturuyor. Ajansın giderek artan elektrifikasyon senaryolarında ise ulaşım, binalar ve sanayilerin tükettiği bu oranın 2035’te %35’lere kadar çıkacağı, özellikle ulaşımda çok büyük bir sıçrama yaşanacağı öngörülüyor. IEA elbette yalnızca elektrifikasyon ile karbonsuzlaşmaya ulaşılabileceğini iddia etmiyor. Nitekim elektrikli araçlar, ısı pompaları, yapay zekayı besleyen veri merkezleri, sanayi ve diğer elektrikli teknolojiler aynı anda elektrik talebini artırıyor. Dolayısıyla elektrifikasyonu yenilenebilir enerji yatırımlarından ayırmadan ele almak zorundayız.
Elimizde cesaret veren üç temel işaret duruyor. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin giderek düşen maliyetleri bunlar arasında en önemlisi. Elektriğin nihai kullanımlarda enerji taşıyıcısı olarak artan rolü ile enerji sektörünün ve enerji dışındaki sektörlerin elektrifikasyona yönelik giderek artan ilgisi de, geleceğe dair son derece umut verici gelişmeler. Üstelik bu üç eğilimin doğrusal olmak yerine geometrik bir artış kaydedeceği de açıkça görülebiliyor.
Çelik, Çimento ve Kimya Alanlarında Dönüşüm Çok Önemli
Elektrifikasyonun en önemli ayaklarından birini ise sanayi sektörü oluşturuyor. Öyle ki sektör bugün karbondioksit emisyonlarının neredeyse dörtte birinden sorumlu. Çelik, çimento ve kimya sektörleri ise toplam sanayi sektörü emisyonlarının yaklaşık %70’ini oluşturuyor. Önümüzdeki yıllarda elektrik talebinin sanayi sektöründe artması, özellikle hafif sanayinin bu artışta rol oynaması bekleniyor.
IEA’nin elektrik raporu ise sanayi alanında elektrifikasyonun önündeki temel zorluklardan biri olarak şebeke kapasitesini görüyor. Nitekim ajans, dünyanın birçok bölgesinde yeni elektrik üretimi, depolama ve yeni elektrik talebinin şebekeye bağlanmasında ciddi darboğazlar oluştuğunu belirtiyor. Bugün elektrikli ısı pompaları, termal depolama, düşük sıcaklıklı işlem ısısı gibi araçlar ve süreçlerin çoğu aslında hızlı bir şekilde elektrikli hale getirilebilecek durumda.
Özellikle düşük ve orta sıcaklıklı işlemlerde, fosil yakıtlardan elektriğe geçiş ve elbette bu elektriğin de temiz hale getirilmesi son derece önemli. Dolayısıyla sanayi sektöründe de yenilenebilir enerji kullanımı, yeterli şebeke, depolama ve esneklik dönüşümün ana ayaklarını oluşturuyor. Örneğin çelikte, hurda kullanımının artırılması, hidrojen kullanımı, çimentoda enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik işlemler, kimyada ise biyolojik alternatif hammaddeler ve karbon yakalama gibi yöntemler, bu zorlu alanlarda bile karbonsuzlaştırmaya büyük katkılar sağlayabilir.
COP31 Sanayide Karbonsuzlaştırma İvmesini Artırabilir
Elektrifikasyon işte tüm bu hayati anlamıyla, Antalya’da gerçekleşecek COP31’de de önemli bir gündem maddesi olacak. Zira BM Genel Kurulu’nda COP31 Başkanlığı, 2035 yılına kadar elektriğin toplam nihai enerji tüketimindeki payının %35’e çıkarılmasına dair “35’e 35 Küresel Elektrifikasyon Taahhüdü”nü duyurdu bile. Ulaşım, binalar ve sanayide elektrifikasyona yoğunlaşan COP31 bunların yanı sıra, şebekeler, enerji depolama, sistem esnekliği, enerji verimliliği ve temiz pişirme konularını da elektrifikasyonun altyapısı olarak görüyor. Bu yaklaşımın elektrifikasyonu yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği hedeflerinin tamamlayıcısı olarak konumlandırması son derece kayda değer.
Ayrıca bu başlığa yönelik %35 hedefinin dışında Haziran ayında “Electrify Now” adlı bir girişim de başlatıldı. Hükümetler, IEA ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı ile sanayi temsilcilerinin başlattığı girişim, küresel ekonominin elektrifikasyonunu hızlandırmayı hedefliyor.
Sanayide karbonsuzlaşma ise COP31’de “Yeşil Sanayileşme” başlığı altında oldukça yoğun bir gündem olarak tasarlanmış durumda. Özellikle çelik, çimento, kimya, alüminyum ve gübre gibi emisyon azaltımı bir hayli zor alanlara odaklanan COP31, yeşil sanayi başlığıyla emisyon azaltım hedefinin yanı sıra, halihazırdaki hedefler için yatırım, teknoloji, pazar ve finansman mekanizmalarının yaratılmasının yollarını da arayacak. Dolayısıyla Antalya’daki zirvede hedeflerden biri mevcut teknolojilerin ölçeklendirilmesi ve finanse edilmesi üzerinde daha fazla durmak. Bir diğeri ise yeni sıfır emisyonlu üretim teknolojilerinin pilot aşamalarından çıkarılması ve ticari ölçeğe taşınmasının hızlandırılması. Bu bağlamda da teknik açıdan yeşil hidrojen, karbon yakalama, kullanma ve depolama, enerji verimliliği ve temiz teknolojiler başlıkları masada olacak.
Sanayi sektöründe kamu alımlarında düşük karbonlu ürünlerin tercih edilmesi, düşük karbonlu ürünlere yönelik talebin genel anlamda artırılması ve bu sektördeki yeşil ürün standartlarının oluşturulması gibi başlıklar da COP31’in gündeminde olacak.
Türkiye’nin Sanayi Karbonsuzlaştırma Gündemiyle Uyumlu Bir COP
Zirve bir yanıyla bizim açımızdan da önemli çünkü bu gündem, Türkiye’nin kendi Türkiye Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu’nun (TIDIP) gündemiyle son derece örtüşüyor. TIDIP bu alanda 2030'a kadar 5 milyar dolarlık yatırım hedeflerken, platformun COP31'de uluslararası kamuoyuna resmi olarak tanıtılması planlanıyor.
Bir çağdönümünde olduğumuz kesin. Çağın gereklilikleri de ortada olduğuna göre, mevcut enerji kaynaklarımızı dönüştürmemiz zorunlu. Önce gerekli taşları döşememiz gerekiyor. COP31 Başkanlığının Eylem Gündemi’nde ortaya koyduğu hedefleri ise tam da bu amaca yönelik. Kim bilir, belki o hedeflere giden yolda, çok değil birkaç yıl içinde, yine yaşadığımız binalarda, işyerlerimizde ve kullandığımız araçlarda ve elbette sanayi sektörünün yeni üretim teknolojilerine yer verdiği elektrifikasyona çok daha fazla şahit olacağız ve şahit olmanın yanı sıra, çağı tam da olması gerektiği gibi yaşayacağız.
Tarih: 19 Ekim 2026