İklim değişikliği belirsiz bir geleceğin değil, bugünün sorunu. İklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik uluslararası müzakerelerin en önemli platformlarından biri olan Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı (COP), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kapsamında 30 yılı aşkın süredir dünyanın dört bir yanından ülkeleri ve paydaşları bir araya getiriyor. Konferansın 31’incisi, bu yıl Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek.
COP31, küresel iklim hedeflerinin somut uygulamalara, yatırımlara ve iş birliği modellerine nasıl dönüştürüleceğinin tartışılacağı kritik bir dönemeç niteliği taşıyor.
QNB Türkiye için COP31, yalnızca belirli tarihler arasında gerçekleşecek bir zirve değil; finansal sistemin geleceğine ilişkin yeni yaklaşımların, finansman modellerinin ve dönüşüm araçlarının ortak bir zeminde buluştuğu önemli bir referans noktası. COP31’e uzanan süreç ise iklim finansmanının bu dönüşümde üstlenebileceği rolü farklı boyutlarıyla değerlendirmek için önemli bir fırsat sunuyor.
COP31’e yönelik bu özel sayfada, zirveye uzanan süreçte iklim değişikliğine uyumdan sıfır atığa, döngüsel ekonomiden karbonsuzlaştırılması zor sektörlerdeki geçiş finansmanına kadar öne çıkan konuları; QNB Türkiye Genel Müdürü Ömür Tan’ın perspektifi, Sürdürülebilirlik Komitesi Eş Başkanı Yeliz Ataay Arıkök’ün değerlendirmeleri, blog yazıları ve güncel COP31 haberleriyle farklı açılardan ele alıyoruz.

QNB Türkiye CEO’su Ömür Tan
COP31, Türkiye’de reel sektörün dönüşüm ihtiyaçlarını küresel iklim finansmanı gündemiyle buluşturmak için önemli bir fırsat sunuyor. Küresel sıcaklık artışı hızla 1,5 derece sınırına yaklaşırken bugün en önemli ihtiyaçlardan biri mevcut taahhütleri uygulamaya taşımak. Bizim için “Uygulama COP’u”, bu taahhütlerin güvenilir geçiş planlarına ve finanse edilebilir projelere dönüşmesi, ilerlemenin de açık ve ölçülebilir göstergelerle düzenli olarak izlenmesi anlamına geliyor.
Finans sektörünün bu süreçteki sorumluluğu yalnızca düşük karbonlu yatırımlara kaynak sağlamakla sınırlı değil. Emisyon yoğun sektörlerin dönüşümünü ve iklim değişikliğine uyum kapasitesini desteklemek, bilgiye ve finansmana erişimi güçlendirerek uzun vadeli ekonomik dayanıklılığa katkıda bulunmak da bu sorumluluğun önemli bir parçası. Bunun için sektöre özgü hedeflere, güvenilir veriye ve uzun vadeli bir finansman yaklaşımına ihtiyaç var.
QNB Türkiye olarak bu yaklaşımı ölçülebilir hedefler ve somut uygulamalarla destekliyoruz. Net Sıfır Geçiş Planımızla öncelikli sektörlerde dönüşümü destekleyen hedefler belirliyor, iklim risklerini karar alma süreçlerimize entegre ediyor ve müşterilerimizin geçiş planları ile yatırım ihtiyaçlarına uygun finansman çözümleri geliştiriyoruz. Finansman gücümüzü, sektörel uzmanlığımızı ve uluslararası iş birliklerimizi reel sektörün düşük karbonlu dönüşümünü hızlandırmak, iklim dayanıklılığını artırmak ve uzun vadeli rekabet gücünü desteklemek için kullanıyoruz. Bu dönüşümün bilgiye ve finansmana erişim açısından daha kapsayıcı ve adil bir zeminde gerçekleşmesini de sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.
COP31’in gerçek etkisini alınan kararların ne ölçüde uygulamaya, yatırıma ve ölçülebilir sonuçlara dönüştüğü gösterecek. Biz de COP31’i, Türkiye’de dönüşümü hızlandıracak yeni uygulamaların, stratejilerin ve iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak görüyor; bu ortak çabanın etkisini büyüten güçlü bir katalizör olmasını diliyoruz.

Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök
QNB Türkiye Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı Yeliz Ataay Arıkök, COP31’e uzanan süreçte iklim finansmanının dönüşen gündemini değerlendiriyor.
COP31’e giderken sürdürülebilirlik gündemi, net sıfır hedefleri ile iklim dayanıklılığını aynı stratejik çerçevede ele alma ihtiyacını daha görünür hale getiriyor. Finans sektörü açısından bu, iklim risklerini yalnızca ölçmek ve yönetmekle yetinmeyip sermayeyi güvenilir geçiş planlarına, iklim dayanıklılığını güçlendiren yatırımlara ve reel ekonominin adil dönüşümüne yönlendirmek anlamına geliyor. Bu süreçte her ay COP31 gündemiyle bağlantılı farklı bir başlığı bu perspektiften değerlendireceğiz.
Ağustos | İklim Değişikliğine Uyumun Finansmanı:
COP30’da gelişmekte olan ülkelere yönelik uyum finansmanının 2035’e kadar en az üç katına çıkarılması çağrısı yapılırken Küresel Uyum Hedefi kapsamındaki ilerlemeyi izlemeye yönelik Belém Uyum Göstergeleri kabul edildi. Bu kararların COP31’e giderken uygulamaya dönüşmesi neden kritik? QNB Türkiye, finans dünyasının özel sektörün iklim dayanıklılığını güçlendirmedeki rolünü nasıl değerlendiriyor?
İklim değişikliğinin etkileri artık yalnızca çevresel değil, doğrudan ekonomik ve finansal riskler yaratıyor. Kuraklık, sel, orman yangını ve sıcak dalgaları gibi aşırı hava olayları üretim kapasitesinden tedarik zincirlerine, altyapıdan tarıma kadar pek çok alanı etkiliyor. Emisyon azaltımına yönelik çalışmalar kritik önemini korurken, ekonominin artık kaçınılmaz hale gelen iklim etkilerine karşı hazırlanması ve dayanıklılığını artırması da giderek daha önemli hale geliyor.
COP30’da uyum finansmanının artırılmasına yönelik çağrı, bu alandaki finansman ihtiyacının ölçeğini ortaya koyarken Belém Uyum Göstergeleri, kaydedilen ilerlemenin daha sistematik ve ölçülebilir biçimde izlenmesi açısından önemli bir ortak çerçeve sunuyor. COP31’e giderken asıl mesele, bu iradeyi uygulamaya taşıyacak mekanizmaları güçlendirmek. Kaynakların yalnızca artması değil, iklim risklerinin doğru değerlendirilmesi, öncelikli yatırım alanlarının belirlenmesi ve finansmanın uygulanabilir projelere yönlendirilmesi gerekiyor. Kamu kaynaklarının özel sermayeyi harekete geçirecek biçimde kullanılması ve risk paylaşım mekanizmalarının geliştirilmesi de bu sürecin önemli bir parçası.
Uyum finansmanı açısından önceliğin, şirketlerin ve ekonominin iklim etkilerine karşı kırılganlığını azaltan yatırımların hızlandırılması olduğuna inanıyoruz. Su ve enerji verimliliği, iklime dayanıklı altyapı, erken uyarı ve risk yönetimi sistemleri, sürdürülebilir tarım uygulamaları ve iş sürekliliğini destekleyen yatırımlar bu alanda öne çıkıyor. Bugün dayanıklılığa ve uyuma yönlendirilen finansman, gelecekte oluşabilecek kayıpları azaltırken şirketlerin rekabet gücünü ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesini de koruyor.
QNB Türkiye olarak iklim risklerini finansman kararlarımızın bir parçası haline getirmeyi, şirketlerin karşı karşıya oldukları riskleri ve yatırım ihtiyaçlarını doğru belirlemelerine destek olmayı ve bu ihtiyaçlara uygun uzun vadeli finansman çözümleri geliştirmeyi önemsiyoruz. Finans sektörünün risk değerlendirme kapasitesi, sektörel uzmanlığı ve finansman araçlarıyla uyum hedeflerini finanse edilebilir yatırımlara dönüştüren ve sermayeyi ekonominin dayanıklılığını artıracak alanlara yönlendiren önemli bir köprü rolü üstlenebileceğine inanıyoruz.
COP31’e dair Haberlerimize Buradan Ulaşabilirsiniz
COP31’e dair Tüm Blog Yazılarımıza Buradan Ulaşabilirsiniz