İklim riskini doğru yönetmek: Neden acil eylem gerekli?
İklim, belirli bir bölgede uzun bir süre boyunca gözlemlenen hava koşullarının ortalamasıdır. Bu hava koşulları sıcaklık, yağış, nem, rüzgâr ve atmosfer basıncı gibi unsurları içerir. İklim, bölgenin coğrafi konumu, topografyası, denizlere yakınlığı ve bitki örtüsü gibi faktörlerden etkilenir.
İklim riski ise, iklim değişikliğinin doğa, işletmeler ve toplum üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerinin tamamını kapsayan geniş bir kavram. İnsan kaynaklı sera gazı emisyonlarının artmasıyla yükselen küresel sıcaklıklar, iklim sisteminde değişikliklere neden olarak hava durumu, doğal ekosistemler ve insan yaşamı üzerinde önemli etkiler yaratıyor. İklim riski, bu olumsuz etkilerin ekonomik, sosyal ve çevresel boyutlarını da kapsayarak toplumun tüm kesimlerini etkileyebilecek bir tehdit oluşturuyor.
İklim değişikliğinden kaynaklanan doğa olaylarının şiddeti, sıklığı ve etkisi vasıtasıyla doğurduğu, akut ve kronik durumlar ‘Fiziksel Riskler’ olarak tanımlanırken, ‘Geçiş Riskleri’ ise düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde ortaya çıkan ekonomik ve sosyal değişimleri ifade ediyor.
Peki iklim krizini doğru yönetmek için ne yapmalı? Finans sektörü bu konuda neden kritik bir öneme sahip? İklim krizi yönetimine ilişkin küresel gelişmeler ve yayınlar ışığında bu konuyu mercek altına aldık.
İklim kriziyle mücadele hepimizin sorumluluğunda
Ne yazık ki iklim değişikliği, sadece çevresel değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik sonuçlara da yol açıyor. Toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebiliyor, halk sağlığını olumsuz etkileyebiliyor, aşırı hava olaylarıyla can ve mal kaybına neden olabiliyor. Özellikle altyapısı zayıf olan düşük gelirli ülkelerin, ada ülkelerinin, kıyı bölgeleri gibi hassas bölgelerin iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha savunmasız oldukları bir gerçek.
İklim riski, doğal hayatın korunması ve sürdürülebilirliği, ekonomik istikrar, finansal kalkınma ve yatırımcı beklentilerinin karşılanması gibi birçok açıdan büyük önem taşıyor. Bu nedenle, iklim krizini ve etkilerini doğru anlamak, aslında geleceğimizi korumak için atılacak adımların temelini oluşturuyor. İklim riskinin kapsamlı bir şekilde anlaşılması, bireylerden büyük şirketlere, yatırımcılardan hükümetlere kadar tüm aktörlerin bilinçli kararlar almasını ve etkili çözümler üretmesini sağlıyor.
Özellikle büyük şirketler, iklim değişikliğinin operasyonları, tedarik zincirleri, varlıkları ve finansal durumları üzerindeki potansiyel etkilerini detaylı bir şekilde analiz etmeli. Bu analizler, şirketlerin iklim değişikliğine uyum sağlamak ve riskleri en aza indirmek için stratejiler geliştirmelerine olanak tanıyor. Şirketler bu vesileyle enerji verimliliğini artırmak, yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak veya karbon ayak izini azaltmak gibi adımlar atabilirler.
Yatırımcılar da sürdürülebilirlik kriterlerini giderek daha fazla önemseyerek, iklim riskini dikkate alan şirketlere yatırım yapmayı tercih ediyorlar. Bu nedenle, iklim riskinin doğru bir şekilde yönetilmesi hem doğal hayatın korunması hem de ekonomik ve finansal istikrarın sağlanması açısından kritik bir öneme sahip. İklim kriziyle mücadele, hepimizin sorumluluğunda ve ancak bilinçli ve ortak hareket ederek sürdürülebilir bir gelecek inşa edebiliriz.
Paris iklim anlaşması ile iklim değişikliği etkilerinin önlenmesine yönelik çalışmalar hız kazandı.
İklim risklerinin etkili bir şekilde yönetilmesi, sürdürülebilir bir gelecek ve ekonomik istikrarın korunması için hayati önem taşıyor. Bilim insanları ve politika yapıcılar, iklim değişikliğinin etkilerini daha iyi anlamak ve çözüm üretmek için araştırmalarına devam ediyor. Bu kapsamda, 175 ülke ile birlikte Türkiye'nin de imzacısı olduğu Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışını mümkünse 1.5 derecede sınırlandırmayı hedefleyerek önemli bir adım attı. Türkiye, 2053 yılına kadar Net Sıfır Emisyon hedefine ulaşmayı taahhüt ederek iklim değişikliğiyle mücadelede üzerine düşeni yapmaya kararlı olduğunu gösterdi. Bu hedef doğrultusunda ülkemizde de yenilenebilir enerji kaynaklarına yatırım yapmak, enerji verimliliğini artırmak, ormansızlaşmayı önlemek ve sürdürülebilir tarım uygulamalarını teşvik etmek gibi çeşitli önlemler alınıyor.
İklim değişikliğiyle mücadelede finans sektörü kritik bir öneme sahip
İklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyoekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedefleyen Paris İklim Anlaşması'nın da vurguladığı gibi, düşük karbonlu ekonomiye geçiş ve bu kapsamda belirlenen küresel hedeflere ulaşılması ancak özel sektörün aktif katılımı ve finans sektörünün desteği ile mümkün olabilecek. Bu çerçevede Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından geliştirilen politika ve stratejiler, finansal kurumların da uyum sağlaması gereken düzenlemeler içeriyor. Özellikle bankalar, yenilenebilir enerji yatırımlarını teşvik etmek ve enerji verimliliğini artırmak için önemli bir rol oynuyor.
Uluslararası düzeyde, Finansal İstikrar Kurulu (FSB), İklimle İlgili Finansal Açıklamalar Görev Gücü (TCFD) gibi inisiyatifler, finansal kurumların iklim risklerini değerlendirme ve raporlama konusunda daha şeffaf olmalarını teşvik ediyor. Avrupa Birliği tarafından planlanan Yeşil Mutabakat ve Sürdürülebilir Finans Eylem Planı gibi girişimler ise Türkiye'deki bankaların küresel piyasalarda rekabet edebilmeleri için iklim risklerini dikkate almalarını zorunlu kılıyor. Bu durum, Türkiye'deki finansal kurumların iklim değişikliğiyle mücadelede aktif rol oynamalarını ve sürdürülebilir bir geleceğe yatırım yapmalarını gerektiriyor.
Avrupa Komisyonu’ndan önemli bir adım
Avrupa Komisyonu, bu yılın mart ayında “İklim Risklerini Yönetmek - İnsanları ve Refahı Korumak” başlıklı bir bildiri yayınladı. Avrupa İklim Risk Değerlendirmesi sonuçlarından hareket edilerek yayınlanan bu bildiri, iklim krizini yönetmek için değişen iklim koşullarına karşı toplumsal ve ekonomik dayanıklılığı artırma vizyonunun altını çiziyor ve yerel yönetimlerden özel sektöre kadar tüm aktörlerin iklim riskleriyle ilgili sorumluluklarını yerine getirmesi için destekleyici önlemler alınması gerektiğini savunuyor.
Bildiride iklim krizine karşı dayanıklılık oluşturmaya yönelik eylemlerin risk içermemesi ve bu eylemlerin sistematik olarak yapılması gerekliliğinden bahsediliyor. Bildiride ayrıca dört çözüm önerisi bulunuyor:
- Geliştirilmiş yönetim
- Risk sahiplerini güçlendirmeye yönelik araçlar
- Yapısal politikaların kullanılması
- Finansal dayanıklılık için doğru ön koşullar.
Komisyonun yayınladığı bu bildiri, üye ülkelerin artan iklim risklerinin yönetimi konusunda alması gereken önlemlerinin gerekliliğini vurgulamak ve çözüm odaklarını belirlemek anlamında önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.
İklim krizi için QNB ’de neler yapıyoruz?
QNB olarak, iklim riskinin ölçümü, yönetimi ve raporlamasına ilişkin yerel ve uluslararası regülasyonları, iyi uygulama rehberlerini, otorite yayınlarını ve veri kaynaklarını yakından takip ediyoruz. Bu sayede, iklim değişikliğinin potansiyel etkilerine karşı hazırlıklı olmayı ve sürdürülebilir bir geleceğe katkıda bulunmayı hedefliyoruz.
QNB ’de iklim riski perspektifini kredi ve risk politika ve prosedürlerimize entegre ederek, stratejik hedeflerimiz doğrultusunda iklim riskinin etkin yönetimine ilişkin yol haritamızı belirliyoruz. Bu yol haritasını takip ederken, iklim değişikliğinin potansiyel etkilerini daha iyi anlamak ve bunlara karşı hazırlıklı olmak için gelişmiş risk yönetimi araçlarını kullanıyoruz.
2022 yılından bu yana, kredi portföyümüzün karbon ayak izini hesaplayarak portföy gelişim trendini yakından takip ediyoruz. Bu ölçüm, karbon azaltım stratejilerimizin ve yol haritamızın belirlenmesi ve uygulanmasında başlangıç noktası olarak büyük önem taşıyor.
İklim değişikliği ile ilgili belirsizlikleri anlamak ve yönetmek amacıyla stres testi çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Bu çalışmalar, kesin tahminler sunmaktan ziyade, Bankamızın iş stratejilerinin ve finansal performansının dayanıklılığını test etmek ve farklı senaryolar altında kırılganlıkları tespit etmek için kullanılıyor. Fiziksel riskler ve geçiş riskleri gibi farklı olumsuzluk seviyelerinde değerlendirilerek, bankamızın maruz kalabileceği finansal etkiler kısa, orta ve uzun vadede tahmin ediliyor.
Türkiye'nin 2053 Net Sıfır hedefi doğrultusunda, finans sektörü olarak iklim risklerini yönetme ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme konusunda kritik bir rol üstleniyoruz. Hem yerel hem de küresel düzenlemelere uyum sağlayarak, iklim risklerini etkin bir şekilde ölçmek ve yönetmek için proaktif stratejiler geliştiriyoruz. Bu yaklaşımımız, sadece düzenlemelere uyum sağlamakla kalmayıp, aynı zamanda uzun vadeli finansal sürdürülebilirliğimizi ve yatırımcı güvenini de güçlendiriyor.
İklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği günümüzde, sürdürülebilir bir gelecek için acil eylem planı hayata geçirmenin öneminin bilincindeyiz. Bu sebeple sürdürülebilir finansman araçlarını kullanarak yeşil yatırımları teşvik ediyor ve iklim risklerini etkin bir şekilde yönetiyoruz. Bu sayede hem ülkemizin ekonomisinin hem de gezegenimizin sürdürülebilir geleceğine katkıda bulunmayı hedefliyoruz.
Sürdürülebilirlik için elimizi taşın altına koyuyor, #Dünyayla1 oluyoruz.
Kaynak: https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A52024DC0091
https://climate.copernicus.eu/copernicus-2023-hottest-year-record
Zeynep Aydın Demirkıran
Risk Yönetimi Başkanı