bildirim ikonu
Ana içeriğin başı

A dan Z ye Sürdürülebilirlik 

Sürdürülebilirlik Kütüphanemiz, sürdürülebilirlik konusunda kapsamlı kelime dağarcığının açık ve doğru tanımlarını sağlayarak, eksiksiz bir kavramsal çerçeve oluşturmak amacıyla geliştirildi.

Aarhus Sözleşmesi

Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Alma Sürecinde Halkın Katılımı ve Adalete Erişim Sözleşmesi, kısa adıyla Aarhus Sözleşmesi, 25 Haziran 1998'de Danimarka'nın Aarhus (Århus) şehrinde düzenlenen 4. Avrupa Çevre Bakanlar Konferansı'nda kabul edilmiştir. 47 ülkenin taraf olduğu Sözleşme 30 Ekim 2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin henüz taraf olmadığı Aarhus Sözleşmesi, vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının çevresel konulardaki rolünü güçlendirmek için oluşturulmuştur ve katılımcı demokrasi ilkeleri üzerine kurulmuştur. Sözleşme Taraflarının ulusal, bölgesel veya yerel düzeyde kamu otoritelerinin bu hakların yürürlüğe girmesine katkıda bulunabilmesi için gerekli hükümleri yerine getirmeleri gerekir. Aarhus Sözleşmesi en temelde çevresel bilgilere erişim; çevresel karar alma süreçlerine halkın katılımı ve adalete erişim ilkelerine dayanır.

https://unfccc.int/documents/45192?gad_source=1&gclid=Cj0KCQiA5-uuBhDzARIsAAa21T-loloF3-7V2Li8u8HVAKSDz01HZx3qU2jUEhKigwnWy41Mtrf0mDUaAk8hEALw_wcB

AB Yeşil Mutabakatı

Avrupa Yeşil Mutabakatının kapsayıcı hedefi, AB’nin 2050 yılına kadar iklim nötr ilk kıta olması. Bunu gerçekleştirirken de daha temiz bir çevre, daha ucuz temiz enerji, daha akıllı ulaşım, döngüsel ekonomi ve yeni iş alanları gibi çeşitli politikalarla daha iyi bir yaşam kalitesi sağlamak amaçlanıyor.

AB Yeşil Mutabakatı

Açık İnovasyon

Açık inovasyon, kurumların dış kaynaklardan faydalanarak yenilik süreçlerini hızlandırmaları ve geliştirmeleri anlamına gelir. Bu yaklaşım, şirketlerin dışarıdaki bilgi, fikir ve teknolojileri kendi iç süreçleriyle birleştirerek daha yenilikçi çözümler üretmelerini sağlar. Geleneksel kapalı inovasyon modelinin aksine, açık inovasyon, bilgi akışının şirket sınırları dışına taşmasına ve geniş bir işbirliği ağı içinde paylaşılmasına izin verir. Bu strateji, özellikle hızla değişen teknolojik ve ekonomik koşullar altında şirketlere büyük avantajlar sağlar.

Adil Geçiş

Adil geçiş kavramı, ABD’deki sendikaların su ve hava kirliliği düzenlemelerinden etkilenen işçileri korumak için başlattığı bir hareketle 1980'lerden bu yana varlığını sürdürüyor. Kavram son yıllarda, toplumun tamamının (tüm topluluklar, tüm çalışanlar, tüm sosyal gruplar) net sıfır emisyonlu bir ekonomik geleceğe yönelik iklim hedeflerine ulaşma bağlamında daha yoğun tartışılmaya başladı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise, adil geçişi şu şekilde tanımlıyor: “Ekonomiyi, ilgili herkes için mümkün olduğunca adil ve kapsayıcı olacak şekilde yeşil kılmak, insana yakışır iş fırsatları yaratmak ve kimseyi geride bırakmamak”. Her ne kadar bu tanım sağlam bir temel oluştursa da adil geçiş süreci kendilerine özgü özellikleri nedeniyle ülkeler ve bölgeler arasında farklılık gösterebilir. Ancak önemli olan, her ülkenin etkilenen çalışanları, toplulukları ve şirketleri için adil bir geçişin ne anlama geldiğine dair ortak bir vizyon geliştirmek amacıyla devam eden diyaloğu teşvik etmesidir. Her düzeydeki ilgili kamu yöneticileri, şirketler ve sendikalar, adil geçişte değişimin temsilcileri arasında yer alır. Hükümetler ise, sosyal diyalog ve istişarenin düzenleyicileri olmalarının yanı sıra, adil bir geçişin desteklediği iklim eylemini hızlandırmak için gerekli politika ve düzenleyici çerçeveleri oluşturma konusunda birincil sorumluluğa sahiptir.

Ağaçlandırma

Ağaçlandırma, yakın geçmişte orman vasfı bulunmayan arazilerde orman oluşturma işlemidir. Bu ormanlar yaban hayatı için yeni yaşam alanları yaratabilir, yerel topluluklara iş ve ekonomik faydalar sağlayabilir ve atmosferden karbondioksiti çekebilir. Ağaçlandırma kavramı genelde yeniden ağaçlandırma kavramı ile karıştırılır. Ağaçlandırmanın aksine “yeniden ağaçlandırma”, yakın zamana kadar ağaç örtüsü bulunan arazilerde orman kurulmasını veya mevcut ormanlardaki ağaç sayısının artırılmasını ifade eder. Ağaçlandırma, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir stratejidir. Dünyanın en büyük karbon yutak alanlarından biri olan ormanlar, karbondioksiti atmosferden uzaklaştırma yeteneğine sahiptir. Ağaçlandırma süreci sırasıyla şu şekilde gerçekleşir: Arazi seçimi, tür seçimi, ekim, bakım ve izleme. Ağaçlandırma dikkatli planlama, arazi hazırlığı ve sürekli bakım ve izleme gerektiren karmaşık bir süreçtir. Ağaçlandırma projelerinin yüksek standartlarda, sürdürülebilir bir şekilde ve kontrollerden geçerek gerçekleştirilmesi şarttır.

Agroekoloji

Agroekoloji, ekolojik ve sosyal kavram ve ilkeleri sürdürülebilir tarım ve gıda sistemlerinin tasarımı ve yönetimine aynı anda uygulayan bütünsel ve entegre bir yaklaşımdır. Bitkiler, hayvanlar, insanlar ve çevre arasındaki etkileşimleri güçlendirmeyi amaçlarken, insanların ne yedikleri ve bunların nasıl ve nerede üretildikleri konusunda seçim yapabilecekleri sosyal açıdan adil gıda sistemlerine olan ihtiyacı ele alır. Agroekoloji aynı zamanda bir bilimken, bir toplumsal hareket ve buna bağlı olarak bir dizi uygulama setine de sahiptir. Yanı sıra son on yıllarda bir kavram olarak gelişerek kapsamını tarım ve gıda sistemlerinin tamamını kapsayacak şekilde genişletmiştir. Artık gıda sistemlerinin, üretimden tüketime kadar ekolojik, sosyo-kültürel, teknolojik, ekonomik ve politik boyutlarını kapsayan disiplinlerarası bir alanı temsil eder. Yaklaşım, kamu politikalarını sürdürülebilir tarım ve gıda sistemlerine yönlendirmek için kapsamlı ve kapsayıcı bir sistem çerçevesi de sunar.

Antroposen Çağı

Antroposen çağı, dünya tarihinde insan faaliyetlerinin gezegenin iklimi ve ekosistemleri üzerinde önemli ölçüde etkili olmaya başladığı dönemi tanımlayan gayri resmi bir jeolojik zaman birimidir.

Arazi Bozulumu

Arazi bozulumu, belirli bir arazi kullanım biçimi ve belirli bir arazi yönetimi şekli altında, araziden fayda sağlama kapasitesinin azalmasıdır. Arazi bozulumu, özellikle kuraklık gibi aşırı hava olayları da dahil olmak üzere birçok etkenden kaynaklanır. Araziyi kirleten veya bozan insan faaliyetleri de buna neden olur. Bu durum gıda üretimini, geçim kaynaklarını ve diğer ekosistem hizmetlerinin üretimini olumsuz etkiler. Çölleşmeyle beraber arazi bozulumunun yayılmasıyla birlikte gıda üretimi azalır, su kaynakları kurur ve insanlar daha yaşanabilir bölgelere göç etmeye zorlanır. 20. ve 21. yüzyıllarda, tarımsal ve hayvancılık üretiminin, kentleşmenin, ormansızlaşmanın ve kuraklık ve kıyı taşkınları gibi toprağı tuzlandıran aşırı hava olaylarının artan ve birleşik baskıları nedeniyle arazi bozulumu hızlanmıştır. Bahsi geçen sosyal ve çevresel süreçler, gıda, su ve kaliteli hava temini için hayati önem taşıyan arazilerin zarar görmesine neden olur.

Aşağı Dönüşüm

Aşağı dönüşüm, geri dönüşüm sürecinde bir malzemenin kalitesinin ve işlevselliğinin düşerek daha düşük değerli bir ürüne dönüştürülmesidir. Plastik şişelerin geri dönüştürülerek daha düşük kaliteli ürünlerde kullanılması ve araç hurdalarından elde edilen çeliklerin inşaat sektöründe değerlendirilmesi gibi örneklerle sıkça karşılaşılır. 

Aşırı Hasat

Aşırı sömürü olarak da adlandırılan aşırı hasat, doğal bir kaynağın, yenileme kapasitesini bozacak düzey ve yoğunlukta hasat edilmesi/sömürülmesi anlamına gelir. Ekologlar, doğal ölüm oranları ve üreme kapasiteleri göz önüne alındığında sürdürülemez bir oranda avlanan popülasyonları tanımlamak için bu terimi kullanır. Kavram, yabani tıbbi bitkiler, otlaklar, av hayvanları, balık popülasyonları, ormanlar ve su kaynakları gibi doğal kaynakları kapsar. Aşırı hasat, kirlilik, istilacı türler, habitat parçalanması ve habitat tahribatıyla birlikte günümüzde küresel biyoçeşitliliği tehdit eden beş ana sorun alanından biridir. Aşırı hasat, popülasyon düzeyinde yok oluşa ve hatta tüm türlerin yok olmasına kadar uzanan kaynak tahribatına yol açabilir. Bazı türlerin miktarının azalması kalitesini de değiştirebilir; örneğin, Güneydoğu Asya'da bulunan ve yaprakları hasır ve yiyecek paketlemede kullanılan yabani bir palmiye türü olan ayak taburesi palmiyesinin aşırı hasadı, yaprak boyutunun küçülmesine neden olmuştur. Aşırı hasat, yalnızca hasat edilen kaynağı tehdit etmekle kalmaz, aynı zamanda insanları da, örneğin tıbbi kaynaklar için gerekli olan biyolojik çeşitliliği azaltarak, doğrudan etkileyebilir.

Atık

İKLİM DEĞİŞİYOR BİZ NEDEN DEĞİŞMİYORUZ!

QNB  Denizleri Mavi, Doğayı Yeşil, Canlıları Güvende Tutmak İçin; Bankacılık Faaliyetlerinde Sıfır Atık Destekçisi...

Atık

Atık Yönetimi

Kentleşme, ekonomik gelişme ve nüfus artışının doğal bir sonucu olarak görülen toplam atık miktarı içerisinde katı atıklar önemli bir paya sahiptir. Dünya genelinde, günlük kişi başı ortalama 0,74 kilogram atık üretilmekte ve 2050 yılında ise sadece kentsel katı atık miktarının 3,40 milyar ton olacağı tahmin edilmektedir. Bu bağlamda, yüzyıllar boyunca döngüsel ekonomi aracılığıyla üretilen atık miktarının azlığı, sanayileşme, kentleşme, nüfus artışı ve tüketim kültürüyle birlikte lineer bir ekonomiye yönelmiş ve atıkların yönetimi ciddi bir gündem maddesi haline gelmiştir. Doğal kaynaklarında yoğun bir şekilde kullanılması ve yok olması tehdidi ile birlikte atıkların çevre ve insan sağlığı açısından ortaya çıkardığı risklerin minimize edilebilmesi adına bu atıkların etkin bir şekilde yönetilmesi ihtiyacı doğmuştur.

Atık yönetim stratejileri içerisinde atıkların kaynağında azaltılması ve önlenmesi, yeniden kullanılması, geri dönüştürülmesi ve kazanılması gibi uygulamaları öne çıkararak atık miktarının sıfırlanması anlayışına dayanan sıfır atık yaklaşımı benimsenmiştir.

Sıfır Atık Yaklaşımını Ortaya Çıkaran Nedenler:

  • Atık bertaraf sistemlerine ve bertaraf alan yetersizliğine ilişkin kaygıların artması
  • Küresel ısınma ve doğal kaynakların tükenmesi gibi global ölçekli çevre sorunlarının ekolojik kaygıları artırması
  • Teknoloji alanındaki ilerlemelerin atık yönetiminde yeni fırsatlar yaratması

Sıfır atıktan önce atıklar yakme ve depolama yolu ile bertaraf edilmekteydi. Atıkların yakılması, atık miktarını azaltırken kül, gaz ve toksik gaz salınımlarına yol açmaktadır. Depolama ise atıklardan kaynaklı sızıntı sularının toprağa ve suya karışması gibi önemli bir dezavantaja sahiptir. Bu bağlamda döngüsel ekonomi anlayışı kabul görmektedir.

Sıfır Atık Belgesi

5 yıl süreli olarak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına bağlı İl Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri tarafından verilen Sıfır Atık Yönetmeliği Ek-3'te yer alan kriterleri sağladığı ve herhangi bir bilgi veya belge eksikliği bulunmadığı tespit edilen yerlere düzenlenen belgedir.

ISO 14001 ÇYS

Çevre Yönetim Sistemi, ürünün hammaddeden başlayarak müşteriye sunulmasına kadar olan süreçte çevresel faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin gerekli önlemler ile kontrol altına alınarak çevreye verilen zararın en aza indirilmesi için kılavuzluk yapan bir sistem olup TS EN ISO 14001:2015 standardını baz alır.

ISO 50001 EnYS

Enerji Yönetim Sistemi, enerji uzmanları tarafından belirlenen standartlar çerçevesinde, enerji yönetim sistemi oluşturulması, enerji tasarrufu yapılması, enerji giderlerinin düşürülmesi ve çevreye duyarlılığı teşvik eden süreç ve sistemlerin oluşturulmasıdır.

Zorunluluk

Enerji Kaynaklarının ve Enerjinin Kullanımında Verimliliğin Artırılmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Madde gereği ‘’TS EN ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi belgelendirilmesi zorunluluğu; GEÇİCİ MADDE 14 – (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 8 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan hüküm en geç 2023 yılı sonuna kadar yerine getirilir.’’ 

Leed (Yeşil bina sertifikası)

Yer seçimi, tasarım, inşaat, işletme, bakım, tadilat, yıkım ve atıkların bertarafını kapsayan, yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilir, enerji verimli, doğayla uyumlu ve çevreye olan olumsuz etkileri asgari düzeye indirilmiş binalar için verilen sertifikadır. 4 derecede sınıflandırılmaktadır.

  • LEED Sertifika (40-49 puan),
  • LEED Gümüş (50-59 puan),
  • LEED Altın (60-79 puan),
  • LEED Platin (80+ puan)

Döngüsel Ekonomi

Birleşmiş Milletler Endüstriyel Gelişme Örgütü (UNIDO) tarafından yapılan tanıma göre döngüsel ekonomi, dayanıklı ürünlerin tasarlanması ve değerlerinin uzun süreler korunması, atık ve kirlilik üretiminin en aza indirilmesi ve ürünün değer zinciri boyunca yenilenebilir enerjinin olabildiğince çok kullanılması ilkelerine dayanıyor.

Döngüsel Ekonomi

Bankamız doğrusal ekonomi (al, kullan/yap, at) mantığını reddedip; yeniden kullanma, yeniden kullanım mümkün değilse geri dönüştürme veya onarma, onarılması mümkün değilse geri kazanılması ve yeniden üretim süreçleri yönünde değiştirilmesi anlayışını kabul eder.

Sıfır Atık Hiyerarşisi

  • Sıfır atık idealine ulaşılabilmesi için, atıkların yönetilmesi sürecinde, en çok tercih edilecek yöntemlerin en üstte, en az tercih edilecek yöntemlerin ise en altta bulunduğu atık hiyerarşileri önemli bir rehber niteliğindedir.
  • Geri kazanım, karışık halde bulunan atıklardan üretim/tüketim süreçlerinde kullanılmak üzere ikame malzemelerin hazır hale getirilmesidir.
  • Kalıntı yönetimi, atıkların işlenmesinden sonra değerlendirilemeyen atıkların, incelenmesi ve azaltılmasının yollarının aranması, atıklardan daha fazla faydalanma yöntemlerinin ve mevcut atık depolama sistemlerinin faydasını maksimize etmeye yönelik araştırmaların yapılmasına ilişkin süreçlerdir.

Sıfır Atık Hiyerarşisi

Sıfır Atık ile Kazanımlarımız

  • 1000 kg atık kâğıdın geri kazanımı ile;
    • 12.400 m3 Atmosferde sera etkisi oluşturan karbondioksit emisyonu azaltılması,
    • 12.400 m3 Oksijenin korunması,
    • 17 olgun ağacın korunması,
    • 32 m3 su tasarrufu,
    • Isınma amaçlı tüketilen aylık 1750 litre fuel-oil tasarrufu,
    • 2,4 m3 Atık depolama alanı hacminde tasarruf
    • 4100 kW/sa elektrik enerjisinden tasarruf sağlanmaktadır.
  • Plastik atıkların geri kazanımı ile;
    • 1 ton plastik 41 kg sera gazı, 5.774 kWh enerji, %80 enerji tasarrufu, 2.3 m3 atık depolama alanı hacminde tasarruf kazandırır.
  • Camdan geri dönüşüm ile meydana gelen tasarruf oranları;
    • Enerji tüketiminde meydana gelen azalma oranı %25
    • Hava Kirliliğinin içindeki mevcut potansiyel azalma %20
    • Madenlerden atık olarak oluşan azalma oranı %80
    • Su Tüketiminde meydana gelen azalma oranı %50
    • Tasarruf edilen kaynaklar: kum, soda, kireç
  • Alüminyum/metal atıkların geri kazanımı ile;
    • 1 kg alüminyum (içecek kutusu) geri kazanıldığında; 8 kg boksit madeni, üretim sırasında kullanılan 4 kg kimyasal madde, 14 kW/sa elektrik enerjisi tasarrufu sağlanır.

Atıl Varlık Riski

Atıl varlıklar, amaçlanan ekonomik ömürleri dolmadan ekonomik olarak sürdürülemez hale gelen yatırımlar olarak tanımlanır. Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmaya göre, Paris Anlaşması hedefi olan küresel ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamak için petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık %60'ının, bilinen kömür rezervlerinin ise %90'ının kullanılmadan yerin altında tutulması gerekiyor. Bu senaryoda, yakılamayan fosil yakıt kaynakları ve artık kullanılmayan ve öngörülen ekonomik ömrünün sonundan önce bir yükümlülük haline gelebilecek fosil yakıt altyapısı (örneğin boru hatları, enerji santralleri) “atıl varlıklar” olarak kabul edilir. Petrol, gaz ve kömür çıkaran şirketler, ekonominin karbonsuzlaştırılmasının bir sonucu olarak varlıklarının değer kaybetmesinden etkilenebilir ancak risk altında olan yalnızca fosil yakıt sektörü değildir. Üretim girdisi olarak büyük oranda fosil yakıt kullanan havacılık veya demir-çelik sektörü gibi diğer sektörler de bundan etkilenebilir. Dünya karbon yoğun faaliyetlerden uzaklaştıkça, düşük karbonlu ve sıfır emisyonlu iş yapma biçimlerini benimsemeyen tüm teknolojiler ve yatırımlar çıkmaza girebilir, “atıl varlık” olarak etiketlenebilir.

AB Yeşil Mutabakatı

Adil Geçiş

Adil geçiş kavramı, ABD’deki sendikaların su ve hava kirliliği düzenlemelerinden etkilenen işçileri korumak için başlattığı bir hareketle 1980'lerden bu yana varlığını sürdürüyor. Kavram son yıllarda, toplumun tamamının (tüm topluluklar, tüm çalışanlar, tüm sosyal gruplar) net sıfır emisyonlu bir ekonomik geleceğe yönelik iklim hedeflerine ulaşma bağlamında daha yoğun tartışılmaya başladı. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ise, adil geçişi şu şekilde tanımlıyor: “Ekonomiyi, ilgili herkes için mümkün olduğunca adil ve kapsayıcı olacak şekilde yeşil kılmak, insana yakışır iş fırsatları yaratmak ve kimseyi geride bırakmamak”. Her ne kadar bu tanım sağlam bir temel oluştursa da adil geçiş süreci kendilerine özgü özellikleri nedeniyle ülkeler ve bölgeler arasında farklılık gösterebilir. Ancak önemli olan, her ülkenin etkilenen çalışanları, toplulukları ve şirketleri için adil bir geçişin ne anlama geldiğine dair ortak bir vizyon geliştirmek amacıyla devam eden diyaloğu teşvik etmesidir. Her düzeydeki ilgili kamu yöneticileri, şirketler ve sendikalar, adil geçişte değişimin temsilcileri arasında yer alır. Hükümetler ise, sosyal diyalog ve istişarenin düzenleyicileri olmalarının yanı sıra, adil bir geçişin desteklediği iklim eylemini hızlandırmak için gerekli politika ve düzenleyici çerçeveleri oluşturma konusunda birincil sorumluluğa sahiptir.

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat Sanayi Planı

Avrupa Birliği tarafından 1 Şubat 2023 tarihinde açıklanan AB Yeşil Mutabakat Sanayi Planı, Avrupa'nın net sıfır sanayisinin rekabet gücünü artırmayı ve 2050 net sıfır emisyon hedefine daha hızlı ulaşılmasını amaçlar. Plan, Avrupa'nın iddialı iklim hedeflerini karşılamak için gereken net sıfır teknolojileri ve ürünlerine yönelik AB'nin üretim kapasitesinin artırılmasını destekleyen bir yol haritası sunar. Kendinden önceki girişimleri kaynak alan plan, AB Tek Pazarı’nın güçlü yönlerinden yararlanarak Avrupa Yeşil Mutabakatı ve REPowerEU kapsamında devam eden çabaları tamamlar. Plan dört temel madde üzerine kurulmuştur: Öngörülebilir ve basitleştirilmiş bir düzenleme çerçevesi, finansmana erişimin hızlandırılması, becerilerin geliştirilmesi ve dayanıklı tedarik zincirleri için açık ticaret.

https://commission.europa.eu/strategy-and-policy/priorities-2019-2024/european-green-deal/green-deal-industrial-plan_en

Avrupa Birliği Döngüsel Ekonomi Eylem Planı

Avrupa Komisyonu tarafından 11 Mart 2020'de kabul edilen AB Döngüsel Ekonomi Eylem Planı, Avrupa'nın sürdürülebilir büyümeye yönelik temel gündemi olan Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın yapı taşlarından biri olarak doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltmayı ve sürdürülebilir büyüme ve istihdam yaratmayı hedefler. Döngüsel ekonomi aynı zamanda AB'nin 2050 iklim nötr olma hedefine ulaşması ve biyoçeşitlilik kaybının durdurulması için de bir ön koşul olarak görülür. Eylem planı, ürünlerin tüm yaşam döngüsü boyunca hayat bulacak girişimleri içerir. Ürünlerin tasarlanmasından başlayarak, döngüsel ekonomi süreçlerini ve sürdürülebilir tüketimi teşvik eder.

Avrupa Birliği Çiftlikten Çatala Stratejisi

Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında 20 Mayıs 2020’de yayımlanan Çiftlikten Çatala Stratejisi, gıda sistemlerini adil, sağlıklı ve çevre dostu hale getirmeyi amaçlar. Strateji, gıda güvencesini korurken sağlıklı bir gezegende sağlıklı beslenmeye erişim sağlayan sürdürülebilir bir gıda sistemine geçiş için yol haritası sunar. AB gıda sisteminin çevresel ayak izini azaltmayı ve dirençliliğini artırmayı hedefleyen strateji kapsamında, yurttaşların sağlığını korumak ve tarım alanındaki aktörlerin refahını gözetmek de yer alır. Strateji AB'nin gıda sistemini dönüştürmeye yönelik somut hedeflere sahiptir. Bunlar arasında; pestisit kullanımının %50 oranında azaltılması, gübre kullanımının en az %20 oranında azaltılması, çiftlik hayvanları ve su ürünleri yetiştiriciliği için kullanılan antimikrobiyallerin satışında %50 oranında bir azaltım ve AB tarım arazilerinin %25'inde organik tarım yapılması yer alır. Ayrıca tüketicilerin sağlıklı, sürdürülebilir gıdalara ilişkin bilgi ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geliştirilmiş etiketleme de dahil olmak üzere iddialı önlemler ortaya koyar.

Avrupa Birliği 2030 Biyoçeşitlilik Stratejisi

20 Mayıs 2020’de yayımlanan AB 2030 Biyoçeşitlilik Stratejisi, karasal ve denizel alanların sürdürülemez kullanımı, doğal kaynakların aşırı tüketimi, kirlilik ve istilacı türler gibi biyoçeşitlilik kaybının temel etkenlerini ve bunlarla mücadele yollarını ele alır. Strateji, biyoçeşitlilik konusunu AB'nin genel ekonomik büyüme planının ayrılmaz bir parçası haline getirmeyi amaçlar. Bunların yanı sıra, zarar görmüş ekosistemleri ve nehirleri onarmak, AB tarafından korunan habitatların ve türlerin sağlığını iyileştirmek, doğal tozlayıcıları tarım alanlarına geri getirmek, kirliliği azaltmak, kentleri yeşillendirmek, organik tarımı ve diğer biyoçeşitlilik dostu tarım uygulamalarını geliştirmek ve Avrupa ormanlarını iyileştirmek için bağlayıcı hedefler oluşturmayı önerir. Strateji, Avrupa'nın biyoçeşitliliğini 2030’a kadar iyileştirmek için somut adımlara da sahiptir. Bunlar arasında Avrupa'nın kara ve denizlerinin en az %30'unun etkili bir şekilde korunan alanlara dönüştürülmesi ve tarım alanlarının en az %10'unun yüksek biyoçeşitliliğe sahip doğal alanlar haline getirilmesi hedefleri yer alır.

Ayrıklaştırma

Ayrıklaştırma terimi, 'çevresel zarar' ile 'ekonomik refah' arasındaki bağlantıyı ayırmayı ifade eder.

Ayrıklaştırma, belirli bir dönemde çevresel baskıdaki artış hızı, ekonomik etkenin oranından daha düşük olduğunda meydana gelir. Ayrıklaştırma mutlak veya göreceli olabilir. Mutlak ayrıklaştırma, çevreyle ilgili faktörün sabit kalması veya ekonomik etken büyürken çevresel faktörün azalması durumunda gerçekleşir. Diğer taraftan göreceli ayrıklaştırma, çevreyle ilgili faktörün büyüme hızının pozitif olduğu, fakat ekonomik faktörün büyüme oranından daha yavaş olduğu durumlarda ortaya çıkar.

Adil Ticaret

Adil Ticaret, insanları ve gezegeni ön planda tutan çeşitli üreticiler, şirketler, tüketiciler, savunucular ve kuruluşlardan oluşan küresel bir hareket olarak tanımlanır. Çiftçiler ve balıkçılar gibi üreticilerin, temelde işçilerin, adil bir şekilde ücretlendirilmesini, güvenli koşullarda çalışmasını ve toplumlarına yatırım yapabilmesini sağlar. Yaklaşım, etik ticareti desteklerken, çevreyi korur ve toplum odaklı kalkınmayı finanse eder. Böylece günlük alışverişler ile kalıcı etki yaratmayı hedefler. BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ile de uyumlu olan Adil Ticaret, her seferinde bir ürünle daha adil, dayanıklı ve sürdürülebilir bir küresel ekonominin yaratılmasına yardımcı olur. Hareket özellikle gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere ihraç edilen emtialara veya ürünlere odaklanır. Böylece halihazırda eşitsizliklerle boğuşan gelişmekte olan ülkelerdeki toplulukların refah seviyesini, çevresel tahribata yol açmadan yükseltmeyi hedefler.

Bilimsel Tabanlı Hedefler Girişimi (SBTi)

Şirketlerin Paris Antlaşması’nın hedeflerini karşılamak üzere bilim temelli emisyon azaltım hedefleri belirlemelerini, iklim değişikliği ile mücadelede aktif rol almalarını teşvik etmeyi amaçlıyor.

Beşikten Beşiğe Yaklaşımı

Kimyager Michael Braungart ve Mimar William McDonough tarafından “Cradle to Cradle: Remaking the way we make things” (Beşikten Beşiğe: Şeyleri Yapma Biçimimizi Yeniden Oluşturmak) isimli kitapta ilk kez adı geçen yaklaşım, sürekli olarak yeniden kullanılabilen veya geri dönüştürülebilen malzemelerden ürünler yaratmayı amaçlar. Böylece üretim aşaması ve sonrasında sıfır atık oluşumunu hedefler. Sıfır atık döngüsel ekonomi gibi başka metotlarda da kendisine yer bulur. Bu döngüsel yaklaşım, bir ürünün bileşenlerinin ve malzemelerinin sonsuza dek geri dönüştürülebileceği veya yeniden kullanılabileceği şekilde üretilmesini ifade eder. Beşikten Mezara olarak tanımlanabilecek mevcut doğrusal sistemin aksine ürünleri “döngüsel” hale getirir ve çevre üzerindeki etkilerini en aza indirir. Böylece ekonomik sistem içerisinde değerli kaynakların korunması da sağlanmış olur. Ürünün doğa dostu yöntemlerle üretilmesi temel bir gerekliliktir. Bu üretim sürecinden sonra kullanılan ve işlevi sona eren ürün, doğada ayrışabilmeli, doğal sistemlere besin olabilmeli veya başka bir ürünün hammaddesi olarak kullanılabilmelidir. Böylece ürünün atığa dönüşmesinin önüne geçilebilir.

Bilinçsiz Önyargı

Bireyler, toplumlar veya olaylar ile ilgili, yeterli bilgiye sahip olmadan farkında olmadan yapılan yargı durumu. Toplumca kabul görmüş, benimsenmiş ön kabuller, farkındalık esasına uymadan geliştirilmiş yargılar.

Biyoçeşitlilik

Dünya üzerindeki genlerden ekosistemlere kadar tüm düzeylerdeki yaşamın çeşitliliğini ifade eder; yaşamı sürdüren evrimsel, ekolojik ve kültürel süreçleri kapsar. Farklı türlerin varlığı ekosistem direncini arttırırken çevresel değişikliklere de uyumu kolaylaştırır. Biyoçeşitlilik tarım sektörünün önemli bir kaynağı olması sebebi ile rejeneratif üretime geçişi süreci yaygınlaştırılmalıdır. Rejeneratif tarım olarak bilinen yapı; hasar görmüş ve işlevini yitirmiş toprağın miktobiyolojik yapısının canlanmasına ve karbon salınımının azalmasına katkı sağlayarak türlerin çeşitliliğinde biyodinamik bir etki yaratmaktadır. Biyoçeşitliliği korumada etkili diğer unsurları; habitat restorasyonu, doğal alanların korunması, doğa üzerindeki insan etkileşimini doğru yönetmek, yabancı tür kontrolü ve genetik çeşitliliğin korunması olarak sıralayabiliriz.

Biyoenerji

Biyoenerji, biyokütleden elde edilen bir yenilenebilir enerji türüdür. Biyokütle ise fotosentez yoluyla doğrudan veya dolaylı olarak üretilen biyolojik madde olarak tanımlanır. Biyokütleye örnek olarak odun ve odun artıkları, mahsul artıkları ve sanayi, tarım, peyzaj yönetimi ve evlerden kaynaklanan organik atıklar/artıklar verilebilir. Biyokütle, ısı ve/veya elektrik üretmek için kullanılabilecek ya da ulaşım yakıtı olarak değerlendirilebilecek katı, sıvı veya gaz yakıta dönüştürülür. Biyoenerji, bugün yenilenebilir enerjinin ana kaynaklarından biri konumunda ve elektrik üretiminde, sanayi ve binalar için ısı sağlamada ve ulaşımın karbonsuzlaşmasında rol oynuyor. Ayrıca diğer yenilenebilir enerji kaynaklarına benzer şekilde enerjinin bölgesel olarak üretilmesini sağlar ve böylece enerji ithalatını sınırlandırır, yerel ekonomiye ve enerji bağımsızlığına katkı sağlar.

Biyoplastikler

Biyoplastikler, geleneksel sentetik plastiklere çevre dostu bir alternatif sunan, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen biyolojik bazlı polimerlerdir. Bu plastikler, karbonhidratlar, bitkisel yağlar ve diğer organik maddeler gibi doğal kaynaklar kullanılarak mikroorganizmalar aracılığıyla üretilir. Sentetik plastiklerle benzer fiziksel özelliklere sahip olmalarına rağmen, biyoplastikler doğada mikroorganizmalar tarafından kolayca parçalanabilir ve çevreye zarar vermeden su, karbon dioksit ve biyokütleye dönüşür.

Biyoplastiklerin yaygın türleri şunlardır:

  • Poli(hidroksibütirat) (PHB): Dayanıklı ve biyobozunur bir yapıya sahiptir.
  • Poli(hidroksialkanoat) (PHA): Farklı endüstrilerde geniş kullanım alanına sahiptir.
  • Poliglikolik Asit (PGA): Özellikle tıbbi cihazlarda tercih edilir.
  • Polilaktik Asit (PLA): Ambalaj ve tek kullanımlık ürünlerde yaygın olarak kullanılır.

Bu biyopolimerler, fizikokimyasal ve biyolojik dayanıklılık özellikleri sayesinde boya, ambalaj, tarım ve tıp gibi birçok sektörde kullanılır. Özellikle biyouyumluluk, esneklik ve sitotoksisiteye neden olmama özellikleri, ilaç taşıyıcılar ve tıbbi cihazlar gibi hassas uygulamalar için tercih edilmelerini sağlar.

Yenilenebilir Kaynakların Kullanımı

Biyoplastiklerin üretimi, gıda ve tarım atıkları gibi yenilenebilir kaynakların değerlendirilmesiyle hem çevre dostu hem de maliyet etkin hale getirilir. Besin atıkları ve tarım kalıntıları gibi organik atıklar, mikroorganizmalarla fermente edilerek biyoplastik üretiminde hammadde olarak kullanılır. Bu süreçte organik bileşenler (ör. lignin, selüloz, nişasta) şekerlere dönüştürülür ve fermantasyonla biyopolimerlere dönüştürülür.

B Corp

B Corp, şirketlerin sosyal ve çevresel etkilerini değerlendiren ve belgelendiren uluslararası bir sertifikasyon programıdır. 2006 yılında kurulan bu sistem, şirketlerin çalışanlarına, topluma ve çevreye karşı sorumlu davranmalarını teşvik etmeyi amaçlar. B Corp sertifikası almak isteyen şirketler, kapsamlı bir değerlendirme sürecinden geçer ve her üç yılda bir sertifikasyonlarını yenilemek zorundadır. Bu sayede şirketler, sürdürülebilirlik alanında sürekli iyileştirme yapmaya teşvik edilir.

Biyomimikri

Biyomimikri, doğanın tasarımlarını ve süreçlerini taklit ederek insanların karşılaştığı sorunlara çözüm bulmayı amaçlayan bir yaklaşımdır. Örneğin, yalıçapkını kuşunun gagası şeklindeki hızlı trenler, tavşan ayaklarından esinlenilen kar ayakkabıları ve ayçiçeği gibi güneşi takip eden güneş panelleri biyomimikriye örnektir. Bu yaklaşım, mühendislikten mimariye ve hatta toplumsal örgütlenmelere kadar birçok alanda kullanılmaktadır.

Biyolojik Cinsiyet

Kişilerin biyolojik (kromozomlar, hormonlar) ve fiziksel (genital organlar) özelliklerine dayanarak “kadın” veya “erkek” olarak sınıflandırılmasıdır.

CDP (Karbon Saydamlık Projesi)

Şirketlerin sebep oldukları karbon emisyon miktarlarını gönüllülük esasıyla raporlama girişimleridir. CDP iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak ve doğal kaynakları korumak amacıyla iş dünyasının işleyiş şeklini çevre dinamiklerini dikkate alarak değiştirme stratejisi ile ile çalışır.

Cinsiyete Dayalı Ücret Açıklığı Oranı (Gender Pay Gap)

Cinsiyete dayalı ücret farkı, ücretli çalışan tüm kadınlar ve tüm erkeklerin ortalama ücret düzeyleri arasındaki farkı ölçer.

Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme

Bütçe planlamasında cinsiyet eşitliği perspektifini dikkate alarak, kaynakların kadınlar ve erkekler arasında adaletli bir şekilde dağıtılmasını hedefler. Bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik etmek, cinsiyet temelli farklılıkları azaltmak ve kadınların ekonomik, sosyal ve politik hayata katılımını güçlendirmek için önemlidir.

Cinsiyet Eşitliği Kavramları

Cinsiyet Eşitliği

Cinsiyet eşitliği, bireylerin bütün yeteneklerini tam ve özgürce geliştirebilecekleri toplumsal ortamın yaratılması, bu ortamın önündeki bütün toplumsal ve siyasal engellerin ortadan kaldırılması olarak tanımlanmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma’nın üç temel boyutunu (ekonomik, sosyal ve çevre boyutu) ele alan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri içerisinde toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın ve kız çocuklarının güçlendirilmesi konusu önemli hedefler arasında değerlendirilmektedir. Yoksulluğun azaltılması, sağlığa erişim, insana yakışır işler, barış ve adalet gibi tüm hedeflere gerçek anlamda erişilmesi için toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması bir önkoşuldur.

Cinsiyet Eşitliği Eğitimi

Toplumun genelinde cinsiyet eşitliği hakkında farkındalığı artırmak ve toplumsal cinsiyet normlarını değiştirmek için yapılan eğitim faaliyetleridir. Cinsiyet eşitliği eğitimi, stereotipleri sorgulama, cinsiyet eşitliği değerlerini benimseme ve cinsiyet temelli ayrımcılığa karşı mücadele etme becerilerini geliştirme amacını taşır.

Cinsiyet Eşitsizliği

Kadınların ve erkeklerin farklı sosyal statü ve imkanlara sahip olduğu, eşitsizlik ve ayrımcılığın mevcut olduğu durumu ifade eder. Cinsiyet eşitsizliği, fırsat eşitliği, ücret eşitsizliği, kadınların temsil edilme oranının düşük olması gibi birçok alanda görülebilir.

Cinsiyet Farkındalığı

Toplumda cinsiyet eşitliği hakkında farkındalık yaratma, cinsiyet rollerini sorgulama, cinsiyet ayrımcılığına karşı bilinç oluşturma ve eşitlikçi bir kültürün teşvik edilmesini içeren süreçtir.

Cinsiyet Kotaları

Kadınların liderlik pozisyonlarında, yönetim kurullarında ve siyasi temsilde daha fazla yer almalarını teşvik etmek amacıyla uygulanan politikalar veya yasal düzenlemelerdir. Cinsiyet kotaları, kadınların daha fazla temsilini sağlamak ve cinsiyet eşitliği hedeflerine ulaşmak için kullanılan bir araçtır.

Cinsiyete Dayalı Şiddet

Bir kişinin cinsiyeti nedeniyle maruz kaldığı fiziksel, cinsel veya psikolojik şiddettir. Kadınlara yönelik şiddet, cinsel taciz, tecavüz, ev içi şiddet gibi farklı formlarda ortaya çıkabilir.

COP Zirvesi

Küresel iklim değişikliği konferansı anlamına gelir. Cop, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamındaki tarafların konferansıdır. Zirve, gezegenimizin geleceğini korumak ve devletlerin mali taahhütleri, çalışma koşulları ve küresel ısınmanın neden olduğu aşırı hava olaylarının ön saflarındaki toplulukları ve doğal yaşam alanlarını korumayla ilgili verilen taahhütleri pekiştirmeyi amaçlıyor.

Çevresel Etki Değerlendirmesi

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED), bir projenin uygulanmasının olası çevresel sonuçlarını sistematik olarak inceleyen analitik bir süreçtir. Çevreye önemli olumsuz etkileri olması muhtemel yeni projeler için ÇED süreci uygulanır. ÇED, yetkili çevre otoritelerine bir projenin çevresel riskleri hakkında bilgi sağlayarak, projenin reddedilmesine, onaylanmasına veya hafifletici önlemlerin uygulanması durumunda onaylanıp onaylanmamasına dair karar verme imkanı sunar. Yanı sıra bir projenin çevresel açıdan kabul edilebilirliğini ve çevresel sürdürülebilirlik perspektifinden tasarımını iyileştirecek unsurları belirlemek için de kullanılır. ÇED, projenin tüm paydaşlarını bir araya getirerek görüş, kaygı ve önerilerini dile getirebildikleri şeffaf ve demokratik bir süreçtir. Bu süreçte paydaşlar, sundukları teknik bilgi ve görüşlerle projenin en iyi şekilde geliştirilmesine veya iptal edilmesine katkıda bulunurlar. ÇED süreci Türkiye’de de 7 Şubat 1993 tarihinden itibaren uygulamaya alınmıştır.

Çalışan Hakları

İş hayatında veya iş akdi sonlandıktan sonra sahip olduğu kanuni hakları ifade eder. Hem işverenin hem de işçinin birbirlerine karşı sorumlulukları bulunmaktadır. Çalışan hakları, şçiye güvence ve koruma sağlamaktadır. Bu haklar;

  • Ücret
  • Sosyal Güvenliğin Yapılması ve Primlerin Yatırılması
  • İşçinin, İş Sağlığı ve Güvenliği Korumasından Yararlanma ve İşverenden Talep Etme Hakkı
  • İşçinin, İşyerinde Çalışan Diğer İşçilerle Eşit Haklara Sahip Olması ve Aynı Muameleye Tabi Olma Hakkı
  • Yeni İş Arama İzin Hakkı
  • Ara Dinlenme Hakkı
  • Hafta Tatil
  • Genel Tatillerde Çalışmama Hakkı
  • Yıllık Ücretli İzin Hakkı
  • Fazla Mesai Ücreti Hakkı
  • Ücretsiz İzin Hakkı
  • Kıdem ve İhbar Tazminatı Hakkı

Çeşitlilik

Çalışanların, kendilerini özel kılan tüm yetenek ve farklılıklarını iş yerinde kullanabilmeleri ve kurumlara farklı perspektifler sağlayarak yaratıcılığı geliştirmeye, sorunları daha kolay çözmeye ve sürdürülebilirliğe katkı sağlamalarına yol açma halidir.

Değer Zinciri

Bir ürünün üretilmesi veya hizmetin oluşturulması sürecinde zincir boyunca birbiri ile ilişkili işlemlerin sadece ekonomik açıdan değil aynı zamanda çevresel ve sosyal açıdan ele alınarak rekabet avantajı yaratacak şekilde oluşturulmasıdır.

Düşük Karbonlu Kalkınma

Düşük karbonlu kalkınma, ekonomik refah artışını etkilemeden ve hatta artırarak emisyonları mümkün olduğunca azaltmayı hedefleyen bir kalkınma anlayışıdır. Kavramın kökeni 1992 yılında Rio'da kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne (UNFCCC) dayanır. Ülkeler düşük karbonlu kalkınma stratejileri benimseyerek, düşük emisyonlu ve/veya iklime dayanıklı ekonomik büyümeyi kapsayan ulusal ekonomik kalkınma yolunu seçer. Düşük karbonlu kalkınma, fosil yakıtlara ve diğer yüksek karbonlu enerji kaynaklarına olan bağımlılığı azaltarak güneş, rüzgar ve hidroelektrik gibi daha temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih eder. Temel ilkesi, insanlara ekonomik ve sosyal faydalar sağlarken neden olunan emisyon miktarını en aza indirmektir. Başka bir deyişle, ekonominin sürdürülebilir olmasını ve rekabetçi kalmasını sağlarken tüm sektörlerdeki emisyonları azaltmayı hedefler.

Dışsallıklar

Dışsallık, bir ekonomik faaliyetin, o faaliyete doğrudan dahil olmayan üçüncü bir tarafı etkileyen olumlu veya olumsuz sonucunu ifade eder. Dışsallıklar negatif ya da pozitif olabilir.

Negatif Dışsallık

Bir ekonomik faaliyetin, ilişkisiz bir üçüncü tarafı etkileyen olumsuz sonucu.

Ormansızlaşma: Ormanların tarım veya kentleşme amacıyla açılması toprak erozyonuna, biyolojik çeşitlilik kaybına ve artan sera gazı emisyonlarına yol açarak toplulukları ve ekosistemleri etkiler.

Gürültü kirliliği: Yerleşim alanlarındaki yüksek sesli inşaat faaliyetleri, yakındaki sakinlerin huzur ve sükunetini bozar.

Pozitif Dışsallık

İlişkisiz bir üçüncü tarafın bir ekonomik faaliyetten elde ettiği fayda.

Arıcılık: Arılar yakındaki mahsulleri tozlaştırır, tarımsal verimi artırır ve doğrudan arı kovanlarına sahip olanların ötesinde çiftçilere de fayda sağlar.

Kamu parkları: Kentsel alanlarda halka açık parkların varlığı, mülk değerlerini artırır ve bölge sakinleri için rekreasyon fırsatları sağlar.

Dijital Karbon Ayak İzi

Bireylerin ve kuruluşların dijital teknolojileri kullanırken doğrudan veya dolaylı olarak yaydıkları sera gazı emisyonlarının bir ölçüsüdür. Dijital karbon ayak izi, çevrimiçi faaliyetler, veri depolama, veri merkezleri, iletişim ağları ve elektronik cihazlar gibi dijital altyapı bileşenlerinin enerji tüketimi ve çevresel etkileri dikkate alarak hesaplanır. Dijital karbon ayak izinin azaltılması, enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, veri merkezi optimizasyonu, dijital kaynakların bilinçli kullanımı ve dijital atıkların yönetimi gibi faktörleri içerir. Bireyler ve kuruluşlar, dijital karbon ayak izini azaltmaya yönelik adımlar atarak sürdürülebilir bir dijital ekosistem oluşturmayı hedeflemelidir.

Dijital Okur Yazarlık

Dijital teknolojilerin kullanıldığı ortamlarda bilgiye erişme, değerlendirme, anlama, sentezleme ve etkili iletişim kurma becerilerini içeren bir kavramdır. Geleneksel okur yazarlık becerilerinin dijital çağa uyarlanmış hali olarak düşünülebilir. Dijital okur yazarlık, bireylerin dijital medya ortamında aktif ve eleştirel bir şekilde bilgiyi işleme yeteneklerini geliştirmeyi hedefler. Dijital okur yazarlık, dijital dünyanın sürdürülebilirlik açısından nasıl yönetileceği konusunda da önemli bir rol oynar. Dijital teknolojilerin enerji verimliliği, elektronik atık yönetimi, çevresel etkileri gibi konularda bilinçli kullanımı, sürdürülebilir bir dijital ekosistem oluşturulmasını sağlar.

Döngüsel Ekonomi

Döngüsel ekonomi, üretim ve tüketim modelidir ve mevcut malzeme ve ürünlerin paylaşılması, kiralanması, yeniden kullanılması, tamir edilmesi, yenilenmesi ve geri dönüştürülmesini içerir. Bu şekilde, ürünlerin yaşam döngüsü uzatılır ve atıklar en aza indirilir. Ürünlerin ömrü sona erdiğinde, malzemeleri geri dönüştürülerek ekonomiye kazandırılır, böylece sürekli değer yaratılır. Bu model, büyük miktarda ucuz ve kolay erişilebilir malzeme ve enerjiye dayalı geleneksel lineer ekonomiden farklıdır ve ürünlerin sınırlı ömre sahip olacak şekilde tasarlandığı planlı eskitme uygulamalarını da içerir.

Döngüsel ekonomiye geçiş, doğal kaynakların kullanımını yavaşlatır, habitat bozulmalarını azaltır ve biyolojik çeşitlilik kaybını sınırlar. Aynı zamanda, sera gazı emisyonlarını azaltır ve enerji ile kaynak tüketimini minimize eder. Daha dayanıklı, yeniden kullanılabilir ve tamir edilebilir ürünler tasarlamak, atık miktarını azaltır ve ambalaj tasarımını iyileştirir. Döngüsel ekonomi, ham maddeye bağımlılığı azaltır, fiyat dalgalanmalarını ve tedarik risklerini minimize eder. Bu model ayrıca rekabeti artırır, yeniliği teşvik eder, ekonomik büyümeyi destekler ve yeni iş imkanları yaratır. AB, döngüsel ekonomiyi teşvik eden sürdürülebilir ürün tasarımı, atık azaltma ve tüketiciye tamir hakkı gibi önlemleri içeren eylem planları uygulamaktadır.
 

Değer Zinciri Boyunca Sürdürülebilirlik Yönetimi

Sürdürülebilirlik yönetimi, işletmelerin çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini minimize etmek için uyguladıkları stratejiler ve süreçler bütünüdür. Ürün geliştirme, tedarik zinciri yönetimi, üretim süreçleri, dağıtım ve lojistik ile tüketim ve geri dönüşüm aşamalarını kapsayan bu yaklaşım, müşteri güveni, finansal performans, risk yönetimi ve rekabet avantajı sağlar. Sürdürülebilir uygulamalar, şirketlerin uzun vadeli iş başarılarını güvence altına alırken, aynı zamanda toplumsal ve çevresel sorumluluklarını da yerine getirmelerine olanak tanır.

Şirketler, sürdürülebilirlik uygulamalarını benimseyerek kaynak kullanımını optimize eder, atıkları azaltır ve toplumsal faydayı maksimize eder. Böylece, döngüsel ekonomi yaratma, yenilikçi ürün ve hizmetler geliştirme ve sürdürülebilir yatırımcıların ilgisini çekme gibi avantajlar sağlanır.

Donut Ekonomisi

Donut ekonomisi modeli, sınırsız büyümenin yol açtığı toplumsal ve ekolojik sorunlara çözüm olarak sunulan, gezegenin sınırları içinde herkesin ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen bir ekonomik modeldir. Bu model, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınmanın, çevresel sınırlar ve toplumsal temeller arasında yer aldığı "güvenli ve adil alan" kavramını öne çıkarır. Donut ekonomisine göre, doğru politikalar ve iş modelleriyle hem yoksulluk hem de çevresel sorunlar çözülebilir.

Dünya Limit Aşım Günü

Dünya Limit Aşım Günü, insanlığın bir yılda doğanın yenileyebileceği tüm kaynakları tükettiği günü ifade eder. Bu tarih, her yıl doğal kaynakların tükenme hızına göre hesaplanır ve 1970'lerden bu yana giderek daha erken bir tarihe denk gelmektedir. 2024 yılında Dünya Limit Aşım Günü 1 Ağustos'tur, yani insanlık yılın geri kalanında "gelecekten borç alarak" yaşamaktadır. Bu kavramla ilgili ayrıntılı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

Devrilme noktası

Devrilme noktaları, geçildikleri takdirde, Antarktika buz tabakası veya Amazon Yağmur Ormanı gibi Dünya’daki en büyük sistemlerin bazılarında büyük ölçekli ve potansiyel olarak geri döndürülemez değişiklikleri tetikleyen kritik eşikleri tarif etmek için kullanılır. Gezegen ısındıkça Dünya’daki pek çok bölge büyük ölçekli değişimlere uğrar. Bu değişikliklerin toplam etkisi, Dünya sisteminin temel parçalarının da büyük ölçüde değişmesine yol açar. Örneğin, fosil yakıtların yakılması nedeniyle küresel sıcaklıklarda meydana gelen artış, bir süre sonra Amazon Yağmur Ormanı’nın kurak bir savana dönüşmesi gibi bir değişimi tetikleyebilir. Sistemdeki değişimi yönlendiren etken artık aktif olmasa bile bu değişim, geri bildirim döngüleri tarafından ilerleyerek kendini sürekli kılar. Sistem, bu örnekte Amazon Yağmur Ormanı, sıcaklık tekrar eşik değerinin altına düşse bile “devrilmiş” kalır. Bununla beraber bir devrilme noktasının aşılması, domino etkisi yaratacak bir zincirleme reaksiyon başlatabilir ve bazı bölgelerin insan ve doğal sistemlerin sürdürülebilirliğine daha az uygun hale gelmesine yol açabilir. Küresel ısınmanın sanayi öncesi döneme göre 1,5 dereceyi aşma yolunda ilerlemesiyle birlikte, büyük buz tabakalarının çökmesi ve sıcak su mercan resiflerinin yaygın ölümleri de dahil olmak üzere en az beş yeryüzü sisteminin devrilme noktasının tetiklenmesi muhtemel görülüyor.

Eko Etiketleme

Eko-etiketler, tüketicilere ürünlerin çevresel ve sosyal özelliklerine göre seçim yapma imkânı sağlar. İşletmeler içinse, eko-etiketler performansı değerlendirmenin ve ürünlerin çevresel bilgilerini ileterek pazarlamanın bir yoludur. Hükümetler ise eko-etiketleri, uzun vadeli sürdürülebilirlik için üretici ve tüketicileri teşvik etmek için kullanır.

Eko-etiketler, 1992 Rio de Janeiro'daki Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı'ndan sonra küresel bir fikir birliğiyle önem kazandı. Günümüzde, çeşitli çevresel etiketleme türleri mevcuttur, bunlar ISO Tip I, Tip II, ve Tip III gibi farklı sınıflandırmalara sahiptir. Örneğin, ISO Tip I etiketleri, ürünlerin genel çevresel tercihini belirlerken, Tip II ve Tip III gibi etiketler daha spesifik özelliklere odaklanır ve farklı bilgi sunar.

Ekosistem Hizmetleri

Ekosistem hizmetleri olarak tanımlanan doğal çevrenin sağladığı faydalar, doğadaki canlı ve cansız unsurların birbiriyle olan etkileşimlerinden doğar ve doğrudan ya da dolaylı olarak insan refahına katkıda bulunur. Sağladıkları yaşamsal destek sayesinde yaşam kalitemizi ve varlığımızı sürdürebilmemizi mümkün kılarlar. Bu hizmetler dört ana başlık altında sınıflandırılabilir: yaşam alanı, düzenleme, bilgi ve üretim hizmetleri.

Ekolojik Apartheid

Çevresel faydaların ve yüklerin toplumsal doku arasında giderek artan eşitsiz dağılımı ekolojik apartheid olarak adlandırılır. Küresel ısınmanın her geçen gün şiddetlenmesi ise, halihazırdaki koşulların daha da kötüleşeceğinin habercisidir; zira yoksullar ve azınlık grupları, azalan doğal kaynaklar veya ölümcül fırtınalar gibi aşırı hava olaylarının etkilerine karşı en savunmasız kesimdir. Çevre üzerinde olumsuz sonuçlara yol açan, örneğin çöplükler, yakma tesisleri ve tehlikeli atık bertarafı gibi uygulama ve tesislerinin yoksul ve azınlık topluluklarının yaşam alanlarına yakın yerlerde yapılması ve bu durumdan orantısız bir şekilde etkilenmeleri de buna dahildir. Dünyanın birçok yerinde, Gazze de dahil olmak üzere, insanları topraklarından ayırmak amacıyla ekolojik apartheid uygulamalarına başvurulması, bu konudaki tartışmaları güçlendirmektedir.

Ekolojik Niş

Ekolojik niş, bir türün veya organizmanın bir ekosistem içinde edindiği belirli rolleri ve alanları ifade eder. Bu, hem fiziksel çevrelerini hem de diğer türlerle ve çevreleriyle girdikleri çeşitli etkileşimleri kapsar. Amerikalı ekolojist Joseph Grinnell, ekolojik niş fikrini geliştiren ilk kişidir. 1917’den itibaren bilimsel makalelerinde ele aldığı ekolojik niş tanımı, türler arasındaki etkileşimlerden ziyade, bir türün nerede hayatta kalabileceğini belirleyen çevresel faktörlere odaklanıyordu. Aynı dönemde, Charles Elton adında bir İngiliz ekolojist de ekolojik nişler hakkında kendi fikirlerini geliştirdi. Elton’a göre, bir türün ekolojik nişi, diğer türlerle olan etkileşimleri, yani besin ve yırtıcılarla olan ilişkileri tarafından belirlenirdi. 1950'lerin sonlarında, İngiliz ekolojist G. Evelyn Hutchinson bu iki versiyonu daha geniş bir tanımda birleştirdi. Günümüzde bilim insanları tarafından hâlâ kullanılan bu tanım, bir türü ölçülebilir bir şekilde etkileyen tüm cansız ve canlı faktörleri dikkate alır. Türlerin ekolojik nişleri hakkında bilgi edinmek oldukça önemlidir. Böylece, türlerin insan kaynaklı çevresel değişikliklere nasıl tepki verdiği/vereceği anlaşılabilir ve ona göre koruma programları oluşturulabilir.

Ekokırım

Ekokırım, çevreyi kasten, şiddetli ve geri dönüşü zor şekilde tahrip etme eylemini ifade eden hukuki terimdir. İlk kez 1970 yılında, ABD’nin Vietnam’da portakal gazı kullanmasının çevreye verdiği zararlar üzerine, Prof. Dr. Arthur Galston tarafından kullanılan terim, uluslararası hukuk çevrelerinde yoğun bir şekilde tartışıldı. Ardından 2021 yılında, dünyanın dört bir yanından ceza ve çevre hukuku avukatlarından oluşan bir heyet, ekosistemlere verilen kitlesel zararı ve tahribatı suç haline getirme çabalarının temeli olarak “ekokırım” için yasal bir tanım oluşturdu: “Çevreye ciddi ve yaygın veya uzun vadeli zararlar verme olasılığının yüksek olduğunu bilerek işlenen yasa dışı veya kasten yapılan eylemler.” Heyet ortaya konan tanım doğrultusunda ekokırım suçunun Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin kurucu sözleşmesi olan Roma Statüsü kapsamında suç olarak kabul edilmesini teklif etti. Çevrenin daha fazla korunmasına yönelik çağrılar son yıllarda hem aciliyet hem de yoğunluk açısından giderek artıyor.

Ekolojik ayak izi

Ekolojik ayak izi, Global Footprint Network tarafından geliştirilen ve insanlığın ekosistemler üzerindeki etkisini ölçmek için kullanılan bir kavramdır. Doğa üzerinde insan faaliyetleri sonucunda oluşan talep ile doğal kaynak arzı arasındaki dengeyi inceler. Ekolojik Ayak İzi talep tarafında bir bireyin veya nüfusun bitki bazlı gıda ve lif ürünlerine, hayvancılık ve balık ürünlerine, kereste ve diğer orman ürünlerine, kentsel altyapı için alana ve fosil yakıtlardan kaynaklanan karbondioksit emisyonlarını emecek ormana olan talebini ölçer. Arz tarafında ise bir şehir veya ülkenin biyo-kapasitesi, orman arazileri, otlaklar, tarım arazileri, balıkçılık alanları ve yerleşim alanları dahil olmak üzere biyolojik olarak üretken kara ve deniz alanını temsil eder. Ekolojik Ayak İzi tek bir birey, şehir, bölge, ülke ve tüm gezegen için hesaplanabilir. Şirketler de bu gruba dahildir. Talep ve arz arasındaki ilişkinin analizi, doğal kaynakların kendini yenileme sınırı içerisinde kullanıp kullanılmadığını ortaya koyar. Bu dengesizliğin giderilmesi için etkili ve uygulanabilir çözümlere bilimsel zemin oluşturulması imkânı sağlar.

Eko-Kaygı

Eko-kaygı, bireylerin dünyanın ve canlı yaşamının geleceği hakkındaki derin endişelerini ifade eden bir terimdir. Bu endişe, iklim değişikliğinin geri döndürülemez etkileri ve gelecek nesillerin karşılaşacağı olası felaketlerden kaynaklanabilir. Eko-kaygı, harekete geçme motivasyonu sağlayabilse de, aynı zamanda kaygı bozukluğuna ve pasifliğe de yol açabilir.

Etik Tüketim

Etik tüketim, sosyal ve çevresel etkiler gibi etik hususları göz önünde bulundurarak satın alma kararlarının verilmesini ifade eder. Tüketici aktivizmi olarak da tanımlanabilen etik tüketimde, küçük ölçekli üreticiler veya yerel zanaatkarlar desteklenirken, hayvanları ve çevreyi koruyan etik olarak üretilmiş ürünler satın alınır. Çocukları işçi olarak sömüren, hayvanlar üzerinde test edilen veya çevreye zarar veren ürünler ise tercih edilmez, bir nevi boykot edilir. Etik tüketim, insanların satın alma alışkanlıklarını iyileştirmelerine ve günlük tüketim kalıplarının sürdürülebilirlik ve sosyal sorumlulukla uyumlu olmasını sağlamalarına yardımcı olabilecek bir yaşam tarzına dönüşmüştür. İklim değişikliğiyle mücadelede etik tüketim yaklaşımının önemi her geçen gün artmaktadır. Zira küresel ısınmaya en büyük katkıyı sağlayan etkenlerden biri aşırı tüketimdir.

Ekolojik Vatandaşlık

Ekolojik vatandaşlık, bireylerin çevresel ve sosyal refahı gözeterek tüketim alışkanlıklarını, günlük yaşamlarını ve tutumlarını bilinçli olarak değiştirmelerini ifade eder. Bu kavram, sadece devlete karşı değil, aynı zamanda gelecek nesillere ve diğer canlılara karşı da sorumluluk taşımayı içerir. Ekolojik vatandaşlar, eylemlerinin yerel ve küresel çevre üzerindeki etkilerinin farkındadır ve bu etkileri azaltmak için çaba gösterirler.

Eko-Tasarım

Çevresel unsurların ürün geliştirme sürecine entegrasyonu, ekolojik ve ekonomik gereksinimlerin dengelenmesiyle gerçekleştirilir. Eko-tasarım, ürün geliştirme sürecinin tüm aşamalarında çevresel unsurları dikkate alır ve ürünlerin yaşam döngüsü boyunca en düşük çevresel etkiyi yaratmasını hedefler.

Enerji Tasarrufu

Enerji tasarrufu genel olarak nihai kullanımdaki enerji tüketim miktarını azaltmaya yönelik eylemlerdir. İhtiyaç duyulmadığında ışıkların kapatılması bir tasarruf önlemi örneğidir. Enerji tasarrufu ve enerji verimliliği, enerji tüketimini azaltmanın veya önlemenin birbiriyle ilişkili ve çoğu zaman birbirini tamamlayan ya da örtüşen yollarıdır. Bu nedenle bahsi geçen kavramlar zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılabilir. Enerji verimliliği bir sistem ya da cihazın aynı görevi yerine getirmesi ve aynı sonucu üretmesi için daha az enerji kullanılmasına yönelik uygulamalardır. Tasarruf tedbirleri, tüketicilerin enerji faturalarını doğrudan düşürmeye ve enerji kullanımına bağlı sera gazı emisyonlarını azaltmaya yardımcı olabilir. Tüketiciler, elektrik tüketimlerini azaltarak elektrik sistemine olan talebin azalmasına yardımcı olduklarında dolaylı olarak fayda da sağlarlar. Yüksek elektrik talebi, genellikle elektrik üretim ve iletim maliyetlerinin artmasına ve sonunda bu maliyetin tüketicilere yansıtılmasına neden olur.

Entropi

Termodinamikte bir sistemin düzensizlik veya rastgelelik derecesinin ölçüsüdür. Toprak-bitki sistemleri gibi açık sistemler, çevreleriyle enerji ve madde alışverişinde bulunur ve bu nedenle termodinamik olarak açık sistemlerdir. Bu sistemler, denge dışı termodinamikle tanımlanan ve minimum entropi üretimi ile karakterize edilen bir kararlı duruma doğru eğilim gösterirler.

Entropi Üretiminin Minimum Prensibi ve Sürdürülebilirlik

Minimum entropi üretimi prensibi, doğal ve tarımsal ekosistemlerin davranışını anlamada önemli bir kavramdır. Entropiyi artıran süreçler, büyük ve karmaşık moleküllerin (örneğin CO2, NH3 ve H2O gibi) küçük moleküllere ayrışmasıdır. Buna karşılık, fotosentez gibi küçük molekülleri büyük ve düzenli yapılar haline getiren süreçler entropiyi azaltır. Bu düzenleme süreçleri, güneşten gelen ısı enerjisinin kullanılmasıyla mümkündür ve sistemin biyolojik potansiyeli ile tanımlanan kendi kendini organize etme kapasitesine bağlıdır.

Aşırı miktarda olduğunda bazı küçük moleküller çevre için zararlı olabilir. Bu teorik değerlendirmeler, minimum entropi üretiminin sürdürülebilirlik için bir kriter olması gerektiğini gösterir. 

Ekoloji

Ekolojik Ayak İzi

Mevcut teknoloji ve kaynak yönetimiyle bir bireyin, topluluğun ya da faaliyetin tükettiği kaynakları üretmek ve yarattığı atığı bertaraf etmek için gereken biyolojik olarak verimli toprak ve su alanıdır. Ekolojik Ayak İzi “küresel hektar” (kha) ile ifade edilir. Buna altyapı ile atık karbondioksitin (CO2) emilimini sağlayacak bitki örtüsü için gerekli alanlar da dâhildir.

Biyolojik Kapasite

Bir coğrafi bölgenin yenilenebilir doğal kaynakları üretme kapasitesinin göstergesidir. Bir yerin biyolojik kapasitesini iki etmen belirler: sınırları dahilindeki tarım arazisi, otlak, balıkçılık sahası ve ormanın yüzölçümü ve bu toprağın ya da suyun ne kadar üretken olduğu. Biyolojik kapasite de Ekolojik Ayak İzi gibi alan cinsinden hesaplanır ve “küresel hektar” (kha) ile ifade edilir.

Küresel Hektar (kha)

Ekolojik Ayak İzi ve biyolojik kapasitenin ölçü birimi olan küresel hektar, dünyanın ortalama verimliliği üzerinden 1 hektar arazinin üretim kapasitesini temsil eder. Böylece belirli bir süre içerisinde farklı arazi türlerinden elde edilen toplam kaynak miktarı ve bu kaynaklara yönelik talep ortak bir birime indirgenmiş sayısal değerle ifade edilir.

Tüketimin Ekolojik Ayak İzi

Doğal kaynakları sağlayan coğrafyadan bağımsız olarak, bir kişi ya da bir topluluk tarafından tüketilen ürünlerin üretimi için kullanılan yenilenebilir doğal kaynakları ifade eder. Kişi başına düşen tüketim Ayak izinin küresel ölçekte kişi başına düşen biyolojik kapasiteyi aşması, bir birey ya da bölgede yaşayan insanların tüketim biçiminin, tüm dünyadaki insanlar tarafından tekrarlanırsa uzun süre devam ettirilemeyeceği anlamına gelir.

Üretimin Ekolojik Ayak İzi

Bir ülkeden ya da bir coğrafi bölgeden sağlanan biyolojik kapasitenin kullanımını ifade eder. Bu göstergenin, aynı alan içindeki mevcut biyolojik kapasite ile kolayca karşılaştırılmasıyla yerel/ulusal/küresel bir sürdürülebilirlik ölçütü elde etmek mümkündür: Bir yerdeki üretimin Ayak izinin, biyolojik kapasiteyi aşması, oradaki doğal kaynakların sürdürülebilir olmayan biçimde kullanıldığı anlamına gelir.

Ekolojik Ayak İzi Bileşenleri

1- Karbon tutma ayak izi
2- Tarım arazisi ayak izi
3- Orman ayak izi
4- Yapılaşmış alan ayak izi
5- Balıkçılık sahası ayak izi

Ekolojik Borç 

Ekolojik borç kavramı, 1990'ların başında artan çevresel farkındalık, Batı'daki tarihsel sömürgeci adaletsizliklerin kabulü ve borç krizinden kaynaklanan kaygıların yönlendirdiği taban hareketleri kapsamında ortaya çıkmıştır.

Ekolojik borç; biyofiziksel muhasebe sistemleri, ekolojik ekonomi, çevresel adalet, insan hakları, tarihsel adaletsizlikler ve ekoloji odaklı dünya sistemi analizi gibi çeşitli teorik çerçevelere dayanır.

Bu temellerden hareketle ekolojik borç, çevresel etkinin bir ölçüsü, yasal bir araç ve adil kaynak dağıtımı ilkesi olarak kullanılır. Hem teorik hem de pratik olarak çevresel adalet hareketinin hedeflerini ilerletmek için önemli bir potansiyel sunar.

Ekolojik Denge

İnsan ve diğer canlıların varlık ve gelişmelerini doğal yapılarına uygun bir şekilde sürdürebilmeleri için gerekli olan şartların bütünündür.

Enerji Verimliliği

Bir sistem yada cihazın aynı görevi yerine getirmek ve aynı sonucu üretmek için daha az enerji kullanılmasıdır. Daha yüksek enerji verimliliği daha düşük enerji tüketimi anlamına gelir. Enerji verimliliğine teşvik motivasyonu enerji kaynaklarının korunması, sera gazı emisyonlarının azaltılması, ekonomik tasarrufu sağlamak, alt yapı gelişimi ve modernizasyonu olarak özetlenebilir. Enerji verimliliğine sadece maliyet tasarrufu odaklı değil, sosyal ve çevresel kazanım perspektifinde bakmak sürdürülebilir bir bakış açısı olacaktır. Sektörlerde enerji verimliliği; enerjinin tasarım unsuru olması, farkındalığın artması, yenilebilir enerji kaynaklarının tercihi, yüksek verimli ekipman tedariki ve otomasyon sistemlerinin etkinleştirilmesi ile yönetebilir.

Emisyon

Karbon Ayak İzi

Bireylerin ve kurumların sürdürdüğü faaliyetler sonucunda atmosfere salınan sera gazlarının karbondioksit cinsinden karşılığıdır. İnsanların yaşamsal faaliyetlerini sürdürmeleri için ısınma, pişirme, ulaşım gibi fosil yakıt temelli faaliyetlerin sera gazı salımına neden olmaktadır. Doğrudan salımların yanı sıra dolaylı salımlar da karbon ayak izinde önemli bir yer tutabilir. Bir ürünün üretilmesinden, taşımacılıkta dahil, bertaraf edilmesine kadar izlenen tüm süreçler karbon ayak izinin bir parçasıdır. Bankamız karbon ayak izi hesaplamalarına ilişkin detaylı bilgilere CDP İklim Değişikliği Raporumuzda yer verilmiştir.

Kurumsal Karbon Ayak İzi

Kurumların yıllık faaliyetlerine bağlı emisyonları gösteren kavram olup 3 temel parçadan oluşur.

Kapsam 1 (scope-1): Kurumların faaliyetleri için (ısınma veya üretim prosesi için) kullandıkları fosil yakıtlar ve kurumun sahip olduğu araçların kullandığı fosil yakıtların yaratmış olduğu emisyonlar Scope-1 altında değerlendirilmektedir. Bu kapsam kurumların doğrudan neden olduğu emisyonlardır.

Kapsam 2 (scope-2): Kurumların tükettiği elektrik enerjisinin neden olduğu emisyonlar, kurumun başka bir kurumdan satın aldığı buhar, soğutma veya sıcak suya bağlı emisyonlar Scope-2 altında değerlendirilmektedir. Bu kapsam kurumların dolaylı olarak neden olduğu emisyonlardır.

Kapsam 3 (scope-3): Kurumların kullandıkları ürünlere göre aldıkları taşeron faaliyetlerine, kurumun kiralık araçlarının kullandığı yakıtlara, kurum çalışanlarının iş amaçlı kara, deniz ve hava ulaşımlarına bağlı tüm emisyonları Scope-3 altında değerlendirilmektedir.  Bu kapsam diğer tüm dolaylı emisyonları içerir.

Karbon Ayak İzi Doğrulanması

Karbon ayak izi = Yakıt Tüketimi x Emisyon Faktörü

Sera gazı envanterindeki emisyonları ölçmek ve doğrulamak için net yönergeler ve gereksinimler ISO 14064 standardı kapsamında sağlanır. ISO 14064-1, bir şirketin sera gazı emisyonlarının hesaplanmasının, yani kurumsal karbon ayak izinin (CCF) oluşturulmasının temelidir. Standart, bir şirket içindeki sera gazı envanterlerinin planlanması, geliştirilmesi ve raporlanması için ilkeler ve gereklilikler hakkında bilgi sağlar. ISO 14064-2, sera gazlarının giderilmesini veya emisyonların azaltılmasını proje düzeyinde kaydetmek için kullanılabilecek bir kılavuzdur. ISO 14064-3, CO2 hesaplaması ve doğrulanması için temel oluşturur. Başarılı doğrulamadan sonra DQS, emisyonları dengelemek için ilgili gereksinimlerin karşılandığını onaylama konusunda bu Standard temel alınır.

Karbon Ayak İzi Azaltımı

  • Temiz enerjiye teşvikin artırılması için hidroelektrik enerji dışındaki yenilenebilir enerji kaynaklarının etkin kullanımını daha güçlü bir şekilde destekleyen yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Fosil yakıtların enerji üretimindeki payını azaltmak ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmek gerekir.
  • Sürdürülebilir arazi kullanımı ve tarım ile doğal yutaklar oluşturulmalıdır.
  • Alternatif ulaşım araçları, elektrikli araçlar, bağlantılı ve otomatik taşımacılık ve alternatif yakıtlar ile ulaşım ve taşımacılık sektörleri karbondan arındırılmalıdır.
  • Elektrik üretiminde fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılmasının yanı sıra enerji verimliliğinin artırılması ve başka yöntemlerle elektrik talebinin daha düşük seviyelere çekilmesi Karbon Ayak İzi’ni olumlu etkileyecektir.
  • Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği projelerine yönelik teşvikler, petrol fiyatlarındaki artış öngörüleri dikkate alınarak güncellenmelidir.
  • Çevreye ve doğaya zarar vermeyen üretim döngüleriyle sürdürülebilir çalışma stratejileri oluşturulmalıdır.
  • Karbon stratejisini azaltacak stratejiler oluşturulmalı ve temiz enerji ile öz tüketim yapılmalıdır.

Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)

ETS başta CO2 olmak üzere küresel ısınmaya sebep olan sera gazı emisyonunun azaltılmasını hedeflemek için kurulmuş bir mekanizma olup sistemin işleyişi ticareti yapılabilen karbon tahsisatları (izinleri, sertifikaları, ödenekleri) üretilerek bu tahsisatların bunun için oluşturulmuş bir ticaret platformunda alınıp satılması ve bu yolla kirleticilerin emisyonlarını azaltmaları yönünde bir teşvik sağlanmasına dayanır.

Enerji Dönüşümü Hızlandırıcı Çerçevesi (Energy Transition Accelerator Framework, ETA)

ABD Dışişleri Bakanlığı, Bezos Dünya Fonu ve Rockefeller Vakfı, gelişmekte olan ve yükselen ekonomilerde iddialı adil enerji dönüşüm stratejilerini desteklemek için özel sermayeyi harekete geçirmeyi amaçlayan yenilikçi bir karbon finansman platformu olan Enerji Dönüşüm Hızlandırıcı’nın (ETA) temel çerçevesini sundu. ETA, gelişmekte olan ve yükselen ekonomilerde fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçişi hızlandırarak daha hızlı ve daha derin sera gazı azaltımları sağlamak amacıyla hükümetleri ve özel sektör paydaşlarını yüksek bütünlüklü karbon kredilendirmesi kullanarak bir araya getirmeyi hedefler. ETA’nın, 2035 yılına kadar 72 milyar dolardan 207 milyar dolara kadar geçiş finansmanı sağlaması planlanır. ETA, katılımcı ülkeleri temiz enerjiyi konuşlandırmak ve kullanmak, fosil yakıt varlıklarını emekliye ayırmak, depolama kapasitesini, iletimi ve dağıtımı geliştirmek ve ihtiyaç duyulan politika değişikliklerini yapmak da dahil olmak üzere teşvik eder ve enerji sektörü ölçeğinde bir kredilendirme yaklaşımının öncülüğünü üstlenir.

Eko-İnovasyon

Eko-inovasyon, çevresel etkileri azaltarak ve kaynak kullanımını etkinleştirerek döngüsel ekonomiye geçişi destekler ve Avrupa Yeşil Mutabakatı hedeflerine ulaşmada önemli bir rol oynar. Şirketlerde eko-inovasyon, maliyetleri düşürür, büyüme fırsatlarını artırır ve müşteri itibarını güçlendirir; ekonomiye ve topluma olumlu etkiler sağlar ve çevreyi koruma konusunda etkili bir araçtır.

Etik Tedarik

Etik tedarik, bir organizasyonun etik ve sürdürülebilirlik hedefleriyle ilgili çok çeşitli konuların dikkate alınmasını ifade eder. Etik tedarik, bir şirketin davranış kuralları ve çevresel, sosyal ve yasal konulara olan bağlılığını temsil ederken, tedarik zinciri boyunca etik olmayan uygulamaları proaktif bir şekilde ortadan kaldırmasına rehberlik eden bir dizi ilkeyi içerir. Kavram, şirketlerin toplumsal yükümlülüklerini, beklentilerini ve sosyal sorumluluklarını anlamalarını gerektirir. Bu yaklaşım, satın alma yapan ve satış gerçekleştiren şirketlerin yanı sıra toplumun geneline net faydalar sağlarken, bir hizmetin veya malın satış fiyatından önce çevreyi ve sosyoekonomik faktörleri göz önünde bulundurur. Bu süreçte işçi refahı, iş güvenliği ve sağlığı, örgütlenme özgürlüğü, adil ücretler ve insani çalışma süreleri gibi konular öne çıkar. Yaklaşım, çevre üzerinde olumsuz etkisi olan üretim biçimleri, rüşvet, yolsuzluk, modern kölelik, insan kaçakçılığı, çocuk işçiliği ve ayrımcılık gibi uygulamaların tedarik zinciri içerisinde yer almasını reddeder. Şirketler için etik tedarikin temelinde güven yatar. Bir şirket etik olmayan uygulamalar nedeniyle güven kaybettiğinde, bu durum kamuoyu algısını ve müşteri ilişkilerini zedeler. Boykotlar ve medyada yer alacak olumsuz haberler yoluyla hem kısa hem de uzun vadede kârlılığı azalabilir.

Ekosistem Hizmetleri için Ödemeler

Ekosistem Hizmetleri için Ödemeler (Payments for Ecosystem Services), doğayı korumaya yönelik bilimsel bir yaklaşımdır. Doğa koruma çalışmalarını finanse etmek için giderek daha fazla kullanılan, piyasa temelli bir araç olarak tanımlanır. Bu kapsamdaki programlar, doğal kaynak yönetimi için ayrılan fonların azalmasıyla birlikte koruma çalışmaları için sürdürülebilir finansman kaynakları olarak ortaya çıkmıştır. Ormanların, verimli toprakların ve diğer doğal ekosistemlerin sağladığı faydalar için ödemeler düzenlemek, bunların değerini kabul etmenin ve bu faydaların gelecekte de devam etmesini sağlamanın bir yoludur. Dünya genelinde, çevresel koruma, insanlar ve doğa için hayati önem taşıyan ekosistem hizmetlerinin akışını güvence altına almak açısından kritik öneme sahiptir. Yaklaşım, doğal kaynakların diğer kullanıcılarına zarar vermeyi önleyen çevre dostu uygulamalar yoluyla doğal ekosistemlerin korunmasını teşvik eder. Yöntem yanı sıra kırsal alanları ve kırsal yaşam tarzlarını da iyileştirir.

ESG (Environmental, Social, and Governance)

Şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim uygulamalarının etkilerini bu değerlendirme kriterlerine göre ilerlemesinin incelenmesini ifade eder. Sermaye piyasaları, kuruluşları değerlendirmek ve gelecekteki finansal performansı belirlemek için ESG’yi kullanır.

Çevresel kriterler:  Biyoçeşitlilik ve iklim krizini, enerji kaynaklarının kullanımını, atık yönetimini, emisyon salınımını, atıksu tüketimini ve bertaraf yöntemlerini, doğal kaynakların korunmaya yönelik çabalarını içerir.

Sosyal Kriterler: Yönetim ve çalışan ilişkilerine odaklanan; Sürdürülebilir tedarik zincirini, çalışma standartlarını, insan hakları ve etik ilkelerini, sağlık ve güvenlik kriterlerini, çalışan bağlılığı ve memnuniyetini, tüketici ve müşterilerin doğru bilgilendirilmesini, paydaş ilişkileri gibi sosyal ilişkileri kapsar.

Yönetişim: Kurumsal şeffaflık, hesap verebilirlik, kapsayıcılık ve uyumluluk kültürleri, hissedarlar, yatırımcılar ve müşteriler gibi paydaşlarla olan ilişkilerini kapsar. Sürdürülebilir yönetişim-tedarik yönetişimi-paydaş yönetişimi olarak kriterlendirilebilir.

Eşitlik

Sosyal sürdürülebilirlik ilkelerinden biri olan eşitlik; toplumun tüm üyelerine, özellikle de toplumun en yoksul ve en savunmasız üyelerine eşit fırsatlar ve sonuçlar sağlamasıdır.

Finansal Kapsayıcılık

Finansal kapsayıcılık genel olarak toplumun tüm kesimlerinin, özellikle düşük gelir grubundaki dezavantajlı bireylerin ihtiyaç duyduğu finansal ürün ve hizmetlere adil, şeffaf, hızlı ve uygun bir maliyetle erişim sağlama süreci olarak tanımlanabilir.

Fosil Yakıt

Fosil yakıt; kömür, kömür ürünleri, doğal gaz, ham petrol ve petrol ürünleri gibi yenilenemeyen enerji kaynakları için kullanılan genel bir terimdir. Bu yakıtlar jeolojik geçmişte, örneğin milyonlarca yıl önceki organizmaların oksijensiz ortamda çözülmesiyle oluşur. Fosil yakıtlar, endüstriyel işlemlerle de üretilebilir. Petrol rafinerisinde ham petrolün benzine dönüştürülmesi buna bir örnektir. On yıllardır fosil yakıtlar insanlığın enerji ihtiyacının büyük kısmını karşıladı ancak karbon bazlı olan fosil yakıtlar yakıldıklarında atmosfere karbon salar. Tüm insan kaynaklı karbondioksit ve sera gazı emisyonlarının yaklaşık %80'inin fosil yakıtların yakılmasından kaynaklandığı tahmin ediliyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, mevcut fosil yakıt altyapısının, 1,5 derece için kalan karbon bütçesini tek başına tüketebileceğini ortaya koyarken, bahsi geçen hedefin yakalanması için, dünyanın yıllık karbondioksit emisyonlarını 2030'a kadar %48 azaltmasını ve 2050'de net sıfıra ulaşmasını, metan emisyonlarını 2030'a kadar üçte bir oranında azaltmasını ve 2050'ye kadar neredeyse yarıya indirmesini tavsiye ediyor.

Finansal Sağlık

Kişilerin veya kuruluşların mevcut finansal yükümlülüklerini sorunsuz bir şekilde yönetebildiği ve finansal geleceklerine güvendiği durumdur. Kısa vadeli finansmana erişimi, dayanıklılık, gelecekteki hedeflere ulaşmak, güven ve mali kontrolün elde tutulması konuları finansal sağlıkta önemli yer alır.

Finansal Okuryazarlık

Finansal okuryazarlık, bireylerin gelirlerini, birikim ve yatırımlarını mantıklı bir şekilde değerlendirerek, sahip oldukları bütçeleri doğrultusunda yönetebilme yeteneği ve bu yetenekleri amaçları ve planları doğrultusunda kullanabilmeleridir.

Gizli Ön Yargı

Kalıp yargıların bireyler üzerindeki etkileri, davranışlara ayrımcılık olarak yansıyabilmektedir. Çocukluktan itibaren gözlemlenen ve ailede/okulda karşılaşılan kalıp yargılar, kişilere doğal veya normal gelir. Dünya tarihi incelendiğinde, farklı dönem ve kültürlerde kadınlar ve erkekler için “normal” veya “uygun” görülen roller ve beklentilerin zaman içinde değişebildiği görülmektedir. Kişilerin bu rol ve beklentileri üstüne düşünmeksizin doğru ve doğal kabul etmesi, akademik alan yazında “gizli ön yargı” olarak adlandırılmaktadır.

Cinsiyet Ayrımcılığı:  Cinsiyet ayrımcılığı, toplumsal algıların ve kalıp yargıların hem bir sonucu olarak ortaya çıkmakta hem de bu ayrımları pekiştirmektedir. Örneğin kadınların “ev içi sorumlulukları” nedeniyle, şehir değişikliği veya seyahat gerektiren pozisyonlarda düşünülmemesi gibi iyi niyetlerle ortaya konan tutumlar, kadınların çalışma hayatına katılımını olumsuz etkilemektedir. Bir kişinin cinsiyeti nedeniyle bir işi daha iyi yapabileceğinin veya yapamayacağının varsayılması “cinsiyet ayrımcılığı” veya “cinsiyetçilik” olarak adlandırılır. Cinsiyete dayalı ayrımcılık, çoğunlukla başka ayrımcılık biçimleriyle kesişir: Etnik kimlik, sınıf, eğitim, gelir durumu, şehirlilik, yaş gibi farklı kategorilerle birlikte işlediği durumlarda daha da keskinleşebilir.

Gıda Güvencesi

Gıda güvencesi, herkesin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya her zaman ulaşabilmesini ifade eder. Bu, gıdanın fiziksel olarak bulunması, ekonomik ve fiziksel erişimin olması, besleyici olması ve zaman içinde istikrarlı bir şekilde sağlanabilmesi gibi dört temel unsura dayanır.

Gıda Güvenliği

Gıda güvenliği, gıda kaynaklı hastalıklara yakalanma riskini en aza indirecek şekilde gıdaların işlenmesi, hazırlanması ve depolanması anlamına gelir. Yaşamı sürdürmek ve sağlıklı olmak için yeterli miktarda güvenli ve besleyici gıdaya erişim çok önemlidir. Zararlı bakteri, virüs, parazit veya kimyasal maddeler içeren güvenli olmayan gıdalar, diyareden (ishal) kansere kadar 200'den fazla hastalığa neden olur. En çok bebekleri, küçük çocukları, yaşlıları ve hastaları etkilerken yeni hastalıkların ve yetersiz beslenmenin önünü açar. Dünyada tahmini olarak 600 milyon kişi, yani her 10 kişiden 1'i kirli gıda tükettikten sonra hastalanırken, her yıl 420 bin kişi yaşamını yitiriyor. Yanı sıra ciddi ekonomik etkileri de bulunur. Düşük ve orta gelirli ülkeler, güvenli olmayan gıdadan kaynaklanan verimlilik ve tıbbi harcamalar nedeniyle her yıl 110 milyar ABD doları kaybeder. Gıda güvenliğini ve daha sürdürülebilir gıda sistemlerini sağlamak için hükümetler, gıda üreticileri ve tüketiciler arasında güçlü bir işbirliğine ihtiyaç bulunur.

Gıda Egemenliği

Gıda egemenliği, halkların kendi gıda ve tarım sistemlerini tanımlama ve ekolojik olarak sürdürülebilir yöntemlerle üretilmiş, sağlıklı ve kültürel açıdan uygun gıdaya sahip olma hakkıdır. Kavram, 1996 yılında İtalya’da köylülerin ve taşra zanaatkarlarının küresel hareketi olan La Via Campesina tarafından ortaya atılmış ve o tarihten bu yana dünya çapında binlerce organizasyon ve toplumsal hareket tarafından benimsenmiştir. Gıdayı üreten, dağıtan ve tüketen insanların aynı zamanda gıda üretim ve dağıtım mekanizmalarını ve politikalarını da kontrol ettiği bir gıda sistemini temsil eder. Hem kırsal hem de kentsel alanlarda toplumun çeşitli kesimlerinin üretimine ve dağıtımına dayanır. Kavram, kadınların gıda üretiminde oynadıkları merkezi rolü; küçük ölçekli üreticilerin onurlu yaşam koşullarına ve adil ücrete sahip olma hakkını; işçilerin insan onuruna yakışır çalışma koşullarına ve yaşanabilir ücretlere sahip olma hakkını ve işçi sınıflarının yeterli miktarda ve adil fiyatlarla sağlıklı ve kültürel olarak uygun gıdaya erişim hakkını tanır ve destekler.

Gezegensel Sınırlar

Gezegensel Sınırlar, Dünya'daki yaşam destek sistemlerinin işleyişini ve nihayetinde Dünya sisteminin istikrarını ve dayanıklılığını düzenleyen dokuz biyofiziksel sistem ve süreç olarak tanımlanır. Gezegensel Sınırlar; stratosferik ozon incelmesi, biyoçeşitlilik bütünlüğünün bozulması, kimyasal kirlilik ve alışılmışın dışında maddelerin gezegen döngülerine karışması, iklim değişikliği, okyanusların asidifikasyonu, temiz su kaynaklarının tüketilmesi ve küresel su döngüsünün bozulması, insan faaliyetlerinden kaynaklı arazi bozunumu/değişimi, biyosfere ve okyanuslara azot ve fosfor taşınımının bozulması ve atmosferik aerosollerin birikiminin iklim sistemine etkisinden oluşur. Johan Rockström ve Will Steffen’in liderlik ettiği bir grup akademisyen tarafından 2009’da ilk kez tanıtılan bu dokuz madde o dönemden bu yana incelenir ve bilimsel olarak tanımlanmış sınırlar içinde sürdürülebilir yönetimin, insanlığa, Dünya sistemini koruma şansı verdiğini öne sürer. Terim, hem bir kontrol değişkeni için nicel güvenli sınır seviyesini hem de altta yatan sistemi veya süreci tanımlamak için sıklıkla birbirinin yerine kullanılır. Örneğin, iklim değişikliği bir Gezegensel Sınır (süreç) iken, 350 ppm iklim değişikliği için güvenli Gezegensel Sınırdır (seviye). Sınır seviyeler, toplu olarak Dünya sisteminin güvenli çalışma alanını tanımlar.

Gayri Safi Mutluluk Endeksi

Gayri Safi Mutluluk (GSM), Bhutan'ın Dördüncü Kralı Jigme Singye Wangchuck tarafından 1970'lerde ortaya atılan bir terimdir. Kavram, sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik büyüme anlayışına bütüncül bir yaklaşım getirmesi ve refahın ekonomik olmayan yönlerine eşit önem vermesi gerektiğini ima eder. GSM kavramı sıklıkla dört temel unsur üzerinden açıklanır. Bunlar; iyi yönetişim, sürdürülebilir sosyoekonomik kalkınma, kültürel koruma ve çevre korumadır. Sonrasında, kavramın yaygın olarak anlaşılmasını sağlamak ve değerlerinin tamamını yansıtmak amacıyla yaşam standartlarından zaman kullanımına, eğitimden kültürel çeşitliliğine 9 farklı boyutta 33 göstergeyi kapsar hale geldi. Kavrama dair endeks, Alkire-Foster yöntemi olarak bilinen çok boyutlu bir metodolojiye dayanarak oluşturulmuştur. Endeks, eşitliği ve çoğulculuğu yansıtmak ve politikayı şekillendirmek için bir gösterge tablosunun ötesine geçer. Eşitlik açısından her bir kişinin 33 GSM göstergesinin her birinde yeterliliğe ulaşıp ulaşmadığını ölçer. Birey, 33 göstergenin en az %66'sında yeterliliğe sahipse mutlu kabul edilir.

Geri Besleme Döngüsü

İklim geri besleme döngüleri, iklimdeki bir değişikliğin daha fazla değişikliği tetiklemesiyle, zaman geçtikçe kendini güçlendiren bir zincirleme reaksiyon şeklinde gerçekleşir. Geri besleme döngüleri iki çeşittir: Pozitif ve negatif. Negatif geri besleme döngüsü, değişimin etkisini azaltır ve dengenin korunmasına yardımcı olur. Pozitif geri besleme döngüsü ise değişimin etkisini artırır ve istikrarsızlığa yol açar. Pozitif geri besleme döngüleri, gezegenimizin iklim sistemlerindeki değişikliklerin şiddetli ve geri döndürülemez hale geldiği devrilme noktalarını tetikleyebilir. Bilim insanları şu anda küresel ısınmayı tetikleyen bazı ciddi geri besleme döngülerinin yaşandığı konusunda uyarıda bulunuyor. Örneğin, yangınlar ormanları yakıp kül ederken ormanların bu zamana kadar tuttuğu sera gazlarını serbest bırakarak daha fazla ısınmaya ve daha fazla orman yangınına yol açar. Diğer geri besleme döngüleri örnekleri arasında donmuş toprağın çözülmesi, ormanların kuruması, böcek salgınları ve okyanusların ısınması yer alır.

Green Washing

‘’Yeşil Aklama’’ bir kuruluşun çevreye duyarlı mal ve/veya hizmet temin ettiği noktasında yanıltıcı beyanlar ile kamuoyunda dezenformasyon yaratmasıdır.

Tespit Etmek İçin Nelere Dikkat Edilmeli?

  • Buzzword kullanımına dikkat etmek; Doğal”, “sürdürülebilir” ve “eko” gibi ifadeler gerçekten sürdürülebilir olup olmadığına ilişkin kesin bir bilgi edinmek.
  • Araştırma yapmak
  • Doğru kaynaklara dayanması; ürün veya hizmet alacağınız markanın sertifikalarının hangi kurumlarca verildiğini ve geçerliliğini incelemek
  • Ürünün kat ettiği mesafeyi göz önünde bulundurmak

Hesap Verebilirlik

Bir kişi, kuruluş veya yetkilinin faaliyetlerinin, kararlarının ve sonuçlarının izlenebilir, değerlendirilebilir ve sorumluluk ilkelerine uygun olması anlamına gelir. Hesap verebilirlik, toplumsal, siyasi, idari ve ekonomik alanlarda önemli bir kavramdır. Finansal hesap verebilirlik, bir organizasyonun mali durumunu ve performansını izlemek ve raporlamak anlamına gelir. Yasal hesap verebilirlik, hukuki düzenlemelere uyumu ifade eder. Sosyal hesap verebilirlik, bir kuruluşun toplumun ihtiyaçlarına ve beklentilerine nasıl yanıt verdiğini değerlendirir.

Hijyen Faktörü

Hijyen faktörü kuramı, ünlü yönetim kuramcısı Frederick Herzberg'e atfedilir. Hijyen faktörü basitçe işin çalışma koşulları ile ilgili olan ve çalışanları tatmin etmeyen, ancak varlığı eksikliği durumunda memnuniyetsizliğe neden olan unsurlardır. Bu unsurlar, çalışma ortamının fiziksel ve organizasyonel yönlerini kapsar. Örneğin, maaş, iş güvenliği, iş arkadaşlarıyla ilişkiler, çalışma koşulları gibi faktörler hijyen faktörlerine örnek olarak gösterilebilir. 

Hijyen faktörleri, çalışanın işini yapma konusundaki temel beklentilerini karşılamazsa, memnuniyetsizlik ve motivasyon eksikliği gibi olumsuz sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, hijyen faktörlerinin varlığı çalışanlar için memnuniyet yaratmaz, ancak yokluğu mutsuzluğa yol açabilir.

İklim Uyumu

İklim değişikliğine uyum, mevcut veya beklenen iklim etkilerine yanıt olarak ekolojik, sosyal veya ekonomik sistemlerde yapılan düzenleme çalışmalarını ifade eder. İklim değişikliğinin geldiği noktada ülkelerin ve toplumların iklim değişikliğinin mevcut ve gelecekteki etkilerine yanıt vermek için uyum çözümleri geliştirmeleri ve bu doğrultuda harekete geçmeleri hayati önem kazanmış durumda. Uyum eylemleri, bir topluluğun, şirketin, kuruluşun, ülkenin veya bölgenin kendine özgü bağlamı dikkate alındığında birçok biçim alabilir. Herkese uyan tek bir çözüm yoktur; sele karşı altyapıları yenilemek; siklonlar için erken uyarı sistemleri kurmak; kuraklığa dayanıklı ürünlere geliştirmek; iletişim sistemlerini, iş operasyonlarını ve hükümet politikalarını yeniden tasarlamak uyum eylemleri içinde sayılabilir. Başarılı bir uyum yalnızca hükümetlere değil aynı zamanda yerel topluluklar, ulusal, bölgesel, çok taraflı ve uluslararası örgütler, kamu ve özel sektörler, sivil toplum ve diğer ilgili aktörler de dahil olmak üzere paydaşların aktif ve sürdürülebilir katılımına ve bilginin etkili bir şekilde yönetilmesine de bağlıdır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Paris Anlaşması’nın Tarafları, uyumun yerel, alt ulusal, ulusal, bölgesel ve uluslararası boyutları olan, herkesin karşı karşıya olduğu küresel bir zorluk olduğunu kabul eder. Uyum; insanları, geçim kaynaklarını ve ekosistemleri korumak için iklim değişikliğine karşı uzun vadeli küresel yanıtın kritik bir bileşenidir.

İklim Güvenliği

İklim güvenliği, iklim krizinin barış ve güvenlik üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini ifade eder. Burada iklim değişikliği, tehdit çarpanı olarak, temel kırılganlıkları daha da kötüleştirir. İklim değişikliğinin sonuçları, insan güvenliğinin tüm alanlarını (ekonomi, gıda, sağlık, çevre, kişisel, toplumsal ve siyasi) etkiler ve çatışma önleme, barışı sürdürme ve sürdürülebilir kalkınma çabalarını baltalar. Bu durum, göçmenler, kadınlar ve kız çocukları, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler ve yerli halklar da dahil olmak üzere halihazırda kırılgan olan topluluklar üzerinde orantısız bir etkiye sahiptir. Küresel ısınma ve aşırı hava olayları, mevcut ulusal kalkınma ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalan hükümetler üzerinde de ek baskı oluşturur, sosyoekonomik kırılganlığı derinleştirir. Kırılgan ve çatışmalardan etkilenen devletlerde, bu dinamikler gerilimleri daha da artırır. Yanı sıra enerji, su ve tarımsal varlıkların aktif olarak tahrip edilmesi yoluyla veya azaltım ve uyum politikalarının geciktirilmesi veya engellenmesi yoluyla iklim eylemini sekteye uğratabilir veya engelleyebilir. Tüm bu nedenlerden iklim değişikliğine yönelik yanıtlar, çatışma önleme ve barış inşası eylemleriyle uyumlu olmalıdır.

İklim Finansmanı

İklim finansmanı, iklim değişikliğini ele alacak azaltım ve uyum eylemlerini desteklemeyi amaçlayan, kamu, özel ve alternatif finansman kaynaklarından alınan yerel, ulusal veya ulusötesi finansmanı ifade eder. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Paris Anlaşması, daha fazla mali kaynağa sahip olan Sözleşme Taraflarının, daha az imkâna sahip ve daha savunmasız olanlara mali yardımda bulunmasını öngörür. Sözleşmede yer alan “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluk ve göreceli kabiliyetler” ilkesine uygun olarak, gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerini hayata geçirmelerine yardımcı olmak amacıyla mali destek sağlarlar. Paris Anlaşması, gelişmiş ülkelerin yükümlülüklerini teyit ederken, aynı zamanda ilk kez diğer gönüllü katkıları da teşvik eder. Ancak yine de gelişmiş ülkelerin, ülke odaklı stratejileri desteklemek ve gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve önceliklerini dikkate alarak ve kamu fonlarının öneminin farkında olarak, çok çeşitli kaynak, araç ve kanallardan iklim finansmanının harekete geçirilmesinde öncülük etmeye devam etmesi gerekiyor. 2024’ün Kasım ayında Azerbaycan’da düzenlenen COP29’da gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yılda 300 milyar dolarlık finansman sağlaması üzerinde anlaşıldı. Bu rakamın 2035’e kadar yılda 1,3 trilyon dolara çıkarılması için çaba gösterilecek.

İçerme ve Katılım

İçerme, toplumun tüm bireylerinin, grupların ve toplulukların eşit ve aktif bir şekilde katılımını teşvik eden bir ilkedir. Farklı sosyal, kültürel, ekonomik ve diğer özelliklere sahip olan herkesin toplumun bir parçası olarak kabul edilmesini ve değer verilmesini amaçlar. İçerme, herkesin farklı bakış açılarının ve deneyimlerin toplumsal gelişim için zenginlik olduğunu vurgular. Katılım, ise; insanların kendi yaşamlarını etkileyen konulara müdahil olma, karar alma süreçlerine katılma ve toplumsal değişim yaratma fırsatına sahip olması demektir. Bu, toplumsal hareketlilik, sivil toplum örgütlerine üyelik, kamu hizmetlerine katılım, toplumsal sorunlara duyarlılık ve etkileşim gibi çeşitli şekillerde gerçekleşebilir.

İnsani Gelişme Endeksi

İnsani gelişmenin temel boyutlarındaki ortalama başarıyı özetleyen bir ölçüttür: uzun ve sağlıklı bir yaşam, bilgi sahibi olma ve makul bir yaşam standardına sahip olma. İGE, bu üç boyut için normalize edilmiş indekslerin geometrik ortalamasıdır. Sağlık Boyutu: Doğumda beklenen yaşam süresi ile değerlendirilir. Eğitim Boyutu: 25 yaş ve üzeri yetişkinler için ortalama öğrenim yılı ve okul çağındaki çocuklar için beklenen öğrenim yılı ile ölçülür. Yaşam Standardı Boyutu: Kişi başına düşen gayrisafi milli gelir ile ölçülür. İGE, insani gelişmenin yalnızca bir kısmını basitleştirerek ele alır ve eşitsizlikler, yoksulluk, insan güvenliği, güçlendirme gibi konuları yansıtmaz.

İklim Mühendisliği

İklim mühendisliği, insan kaynaklı iklim değişikliğiyle mücadele etmek için yapay bulutlar oluşturma veya okyanusların karbon tutma kapasitesini artırma gibi teknolojik müdahaleleri kullanmayı önerir. Ancak bu müdahalelerin öngörülemeyen sonuçları ve karbon salımına bağımlılığı artırma potansiyeli nedeniyle eleştirilir. İklim savunucuları, iklim mühendisliğine bel bağlamanın gerçek çözümleri gölgede bırakabileceği ve geri dönüşü olmayan zararlara yol açabileceği konusunda uyarıda bulunuyor.

İleri Dönüşüm

İleri dönüşüm, atık malzemeleri daha yüksek kaliteli ve çevre dostu yeni ürünlere dönüştürerek atık sorununa çözüm sunar. Geri dönüşümden farklı olarak, ileri dönüşümde atıklar daha değerli ürünlere dönüştürülür, örneğin plastik şişelerden ayakkabılar veya geri kazanılmış ahşaptan mobilyalar yapılabilir. Bu sayede hem atık miktarı azalır hem de kaynaklar daha verimli kullanılır.

İnsan Hakları

Uygarlık seviyesinde, din, dil, ırk ve cinsiyet ayrımı olmaksızın insanın doğuştan var olduğu kabul edilen ve devlet karşısında korunması gereken haklardır.

İş Sürdürülebilirliği

Bir organizasyonun faaliyetlerini sürdürebilirlik ilkelerine uygun olarak yürütmesi ve ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini dikkate alarak sorumluluklarını yerine getirmesi anlamına gelir. İş sürdürülebilirliği, uzun vadeli başarıyı sağlamak, topluma ve çevreye katkıda bulunmak ve olumsuz etkileri azaltmak için önemlidir.

İklim Adaleti

Küresel ısınmayı, sadece çevresel veya fiziksel bir konu olarak değil, aynı zamanda etik ve politik bir mesele olarak ele almayı sağlar. Bu kavram gelişmiş ülkelerin daha fazla sera gazı salınımı etkisine karşı, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen az gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların bu etkilerle başa çıkma kapasitesinin daha düşük olmasına dikkat çeker. İklim adaleti, sorumluluğun adil paylaşılmasını ve dezavantajlı toplulukların korunmasını vurgular. İklim adaletinin sağlanamaması; sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesine, küresel çapta ortak çözümlerin bulunamamasına, uluslararası iş birliğin zayıflamasına yo açar. Adaletli bir iklim politikası gelecek nesillere sürdürülebilir ve daha adil bir dünya taahhüt edecektir.

İklim Aşımı

Paris Anlaşması uyarınca, ülkelerin küresel ısınmayı 2 derecenin oldukça altında tutarak ve 1,5 derecede sınırlama çabalarını sürdürerek tehlikeli iklim değişikliğinden kaçınmak için emisyon azaltımı gibi gerekli önlemleri almaları beklenir. Ancak en iyimser senaryolar bile, bu hedeflerin geçici ve kalıcı olarak aşılma olasılığının güçlü olduğunu gösteriyor. ​İklim aşımı (climate overshoot) ise, küresel ısınmanın 1,5 derece sınırını geçtiği ve ardından tekrar bu seviyenin altına düştüğü dönemi ifade eder. Daha önceleri, bu dönemin muhtemelen bu yüzyılın ortalarında gerçekleşmesi beklenirken yeni veriler çok daha erken gerçekleşebileceğine dair endişe verici işaretleri ortaya koyuyor. Örneğin Dünya Meteoroloji Örgütü’nün Mayıs 2025 raporunda, 2025-2029 yılları arasındaki beş yıllık ortalama ısınmanın 1,5 derecenin üzerinde olma olasılığı %70 olarak hesaplanıyor. İklim aşımı dönemi ne denli uzun sürerse, dünyanın o kadar tehlikeli hale geleceği tahmin ediliyor. Küresel sıcaklık artışlarının uzun süre devam etmesi, özellikle kurak bölgelerde, kıyı bölgelerinde ve diğer hassas yerlerde doğal ekosistemler, biyoçeşitlilik ve insan toplulukları üzerinde yıkıcı ve geri dönüşü olmayan etkilere yol açabilir. Kısa sürede emisyonlarda ciddi kesintiler yapmak, iklim aşımının süresini ve etkilerini sınırlamak açısından son derece önemlidir.

İklim Krizi

Sera gazlarının (karbondioksit (CO2), su buharı (H2O), nitröz oksit (N2O), metan (CH4) ve ozon (O3), hidroflorokarbonlar (HFCs) gibi gazlar ve bileşiklerin) atmosferdeki yoğunluğunun artması sonucu mevsim ve iklim değişikliği, yangınlar, seller, biyoçesitlilik kaybı gibi sayısız yıkıcı etkinin yol açtığı çevre krizlerinin tamamıdır.

İklim Pozitif (Karbon negatif)

Çevresel faydayı bir adım öteye taşıyarak kurumların veya şirketlerin, üretiminden sorumlu olduğu karbon miktarından daha fazlasını atmosferden azaltmaya yönelik çalışmalar yapmasıdır. Temelde amaç, 2030 itibarıyla doğanın yok edilmesini durdurmak ve süreci tersine çevirmek, 2050 itibarıyla da dirençli bir biyosferin tamamen iyileşmesini sağlamak.

İklim Nötr

Bir kuruluşun neden olabileceği tüm olumsuz çevresel etkiler ortadan kaldırılırken bir yandan da meydana getirildiği sera gazlarını sıfır noktasına taşımasıdır. Karbondioksit emisyonlarını, karbon dengeleme yoluyla etkisizleştirme, sera gazı emisyonlarını azaltma veya önleme veya başka yerlerdeki emisyon yoğunluğunu telafi etmek yoluyla karbondioksitin atmosfere yayılımını engelleme yolu ile yayılan toplam sera gazı miktarı önlenen veya kaldırılan toplam miktara eşitlenerek sera gazı emisyonları nötrlenir.

İklim Değişikliği Fırsatları

İklim değişikliği bize bazı fırsatlar yaratır, bunların bir kısmını örnekleyecek olursak;

  • Düşük karbonlu ekonomiye geçişe yönelik yeni ürün ve hizmetlerle büyüme ve inovasyon
  • Enerji ve kaynak etkinliği sağlanmasıyla düsen maliyetler
  • Çalışanlar, müşteriler ve diğer paydaşlar nezdinde artan itibar
  • Faaliyet kesintilerine karsı gelişen dayanıklılık

İklim Değişikliği Riskleri

İklim değişikliği ile gelen risklerin bir kısmını örnekleyecek olursak;

  • Varlıkların zarar görmesi, kullanım ömrü ve değerinin azalması
  • Ürün ve hizmetlerde artan maliyetler, hammadde tedarikinde sorunlar, tüketicilerin değişen tercihlerine bağlı olarak azalan talep
  • Sıkılaşan düzenlemeler nedeniyle cezai yaptırımlar, artan karşılık oranı ve yükümlülükler
  • Kredilerde ve finansal varlıklarda beklenen kayıp oranlarının artması

İklim Yönetişimi

İklimle ilgili risklerin ve fırsatların iç süreçlere gerektiği şekilde entegre edilmesi ve iklim değişikliğinin ortaya çıkardığı sorunlarla mücadele ederken hesap verebilirlik, idari ve kurumsal güçlü yapı ilkelerini esas alarak etkili yönetişim mekanizmaları kurmaktır.

İnovasyon

İnovasyon, yeni fikirlerin, yöntemlerin veya ürünlerin yaratılması ve bunların değerli ve etkili sonuçlar doğuracak şekilde hayata geçirilmesi sürecidir. İnovasyon süreci, yaratıcılığı teşvik eder, verimliliği artırır ve daha önce karşılanmamış ihtiyaçları giderir. Teknolojik gelişmelerle sınırlı olmayan inovasyon, problem çözme tekniklerinden iş süreçlerine, örgütsel yeniliklerden iş modellerine kadar geniş bir yelpazede yenilikçi yaklaşımlar sunar. İnovasyonun temelinde, mevcut durumları sorgulama, alışılmışın dışına çıkma ve ilerleme sağlama amacıyla hesaplanmış riskler alarak devrim niteliğinde sonuçlar elde etme arzusu yatar. Merak, yaratıcılık ve sürekli iyileştirme isteği gibi çeşitli dinamiklerle beslenen inovasyon, değişimi benimseyen, fikir üretimini destekleyen ve deneylere açık bir zihniyet gerektirir. İş dünyasından bilime, teknolojiden sosyal sektörlere ve kamu hizmetlerine kadar birçok alanda karşımıza çıkar. Ekonomik büyüme, sosyal ilerleme ve yaşam kalitesinde iyileşmeler sağlayarak sürdürülebilir kalkınmanın kapılarını aralar.

Karbondioksit Salımı

Karbon salımı /emisyonu, insani veya endüstriyel kaynaklı tüketimler sonucu oluşturulan karbonun atmosfere salınmasını ifade etmektedir. Kontrolsüz sanayileşme, artan enerji talebi, kontrolsüz şehirleşme, fosil yakıt kullanımı ve yoğun hayvancılık faaliyetleri aşırı karbon salımına sebebiyet vermektedir.

Kyoto Protokolü

Kyoto Protokolü, iklim değişikliğine karşı mücadelede önemli bir adım olarak 1997 yılında kabul edilmiş ve 2005 yılında ise yürürlüğe girmiştir. Kyoto Protokolü, sanayileşmiş ülkelerin sera gazı emisyonlarını, üzerinde mutabık kalınan ülke bazlı hedeflere uygun olarak sınırlama ve azaltma yükümlülüğünü getirerek, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ni işler hale getirir. Sözleşme’nin kendisi ise söz konusu ülkelerden sadece azaltım konusunda politika ve önlemler benimsemelerini ve periyodik olarak rapor vermelerini talep eder. Kyoto Protokolü, Sözleşme’nin ilke ve hükümlerine dayanır ve eklere dayalı bir yapıyı takip eder. Protokol, Ek B'sinde 37 sanayileşmiş ülke ve Avrupa Birliği için bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri belirler. Protokolün 2008-2012 yılları arasındaki ilk taahhüt döneminde, 1990 seviyelerine kıyasla ortalama %5'lik bir emisyon azaltım yükümlülüğü bulunur. Kyoto Protokolü’nün II. Taahhüt Dönemi ise 2013-2020’yi kapsar. Yürürlüğe girebilmesi için, 144 taraf ülke tarafından kabul edilmesi gereken Kyoto Protokolü’nün Doha Değişikliği olarak da bilinen II. Taahhüt Dönemi, 31 Aralık 2020’de yürürlüğe girmiştir. 2020 sonrası iklim rejimini düzenleyen Paris Anlaşması’nın devreye girmesi nedeniyle, II. Taahhüt Dönemi sadece usulen kabul edilmiştir. Bu, Sözleşme’nin ilk uygulama aracı olan Kyoto Protokolü’nün işlevini tamamladığı anlamına gelir.

Karbon ayak izi

Karbon ayak izi, bir birey, kuruluş, faaliyet, ürün, şehir ya da ülkenin, herhangi bir zaman aralığında doğrudan veya dolaylı olarak neden olduğu toplam sera gazı emisyonlarıdır. Karbon ayak izi birim karbondioksit cinsinden ölçülür ve “kg” ya da “ton karbondioksit” ile ifade edilir. Doğrudan ayak izi ve dolaylı ayak izi olarak ikiye ayrılır. Doğrudan ayak izi konutlarda ve iş yerlerinde aydınlanma ve ısınma gibi gereksinimler için kullanılan enerji ile ulaşımda kullanılan fosil yakıt kaynaklı emisyonları kapsar. Dolaylı ayak izi ise kullanılan ürünler için hammaddenin çıkarılmasından ve üretiminden, tüketiciler tarafından bertarafına kadar tüm yaşam döngüsü boyunca oluşan toplam sera gazı emisyon miktarıdır. Karbon ayak izi ve ekolojik ayak izi gibi kavramlar son yıllarda önemli bir ivme kazanırken, burada iklim değişikliği gündeminin aciliyetine işaret edilebilir. Karbon ayak izi, emisyona neden olan bireylerin, kuruluşların, şehirlerin, ülkelerin, ürün ve hizmetlerin iklim değişikliğine katkısını ölçmek için değerli bir araçtır. Örneğin, karbon ayak izini hesaplayan bir sektör, başlıca emisyon kaynaklarını daha iyi ortaya koyarken, emisyonlarını da en aza indirmenin yollarını bulabilir. Bireyler de benzer şekilde emisyonlarını azaltacak tercihlere yönelerek iklim değişikliği ile mücadeleye katkı sunabilir.

Karbon Bütçesi

Karbon bütçesi, belirli bir sıcaklık eşiğinde kalmak için belirli bir zaman diliminde izin verilen toplam karbondioksit (CO2) emisyonu miktarıdır. Bu, insan faaliyetlerinin, Paris Anlaşması’nda kabul edilen sıcaklık hedefleri (küresel sıcaklık ortalamasındaki artışın, sanayi devrimi öncesine göre 2 derecede ve mümkünse 1,5 derecede sınırlandırma) doğrultusunda ne kadar karbon salabileceğine dair bütçe anlamına gelir. Fosil yakıtlardan kaynaklanan insan kaynaklı emisyonlar azaltılmadıkça ve ormansızlaşma gibi karbon yutak alanlarının tahribi devam ettikçe, 1,5 derece için ayrılan bütçe hızla azalıyor. 2006 yılından itibaren dünyanın ne kadarlık bir karbon bütçesi kaldığını hesaplayan Küresel Karbon Bütçesi Projesi (Global Carbon Budget Project) ekibinin 2024 tarihli çalışması fosil yakıt kaynaklı CO2 emisyonlarının 37,4 milyar tona, arazi kullanım değişikliğinden kaynaklanan emisyonların ise 4,2 milyar tona ulaştığını ortaya koydu.

Karbonsuzlaştırma

Karbonsuzlaştırma, enerji üretiminden inşaat, imalat ve ulaşım faaliyetlerine kadar ekonominin tüm alanlarında iklim değişikliğine neden olan petrol, gaz ve kömür gibi fosil yakıt kaynaklı karbon emisyonlarını sistematik olarak azaltma sürecidir. Söz konusu olan fosil yakıtlardan uzaklaşmak ve sistemleri düşük karbonlu enerji kaynakları ve daha sürdürülebilir alternatifler etrafında yeniden şekillendirmektir. Rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir ve temiz enerji kaynaklarıyla ve daha az enerji üreterek aynı sonuca ulaşmayı hedefleyen enerji verimliliği politikalarıyla düşük karbonlu bir ekonomiye doğru geçiş hedeflenir. Bu bağlamda küresel ısınmayı sınırlama ve iklim değişikliğine dirençli bir Dünya inşa etme çabalarının temel taşı olma özelliğine sahiptir. Ancak bu alandaki eylemler şu an için yeterli değil. Dünya, 2024’te ilk kez Paris Anlaşması’nda kabul edilen 1,5 derece eşiğini tüm yıl boyunca aştı. 2024 Küresel Karbon Bütçesi çalışması da, dünyanın küresel ısınma artışını sanayi öncesi döneme göre 1,5 derece ile sınırlama şansının %50 olduğunu, bu hedefe ulaşmak için atmosfere yalnızca 235 gigaton karbondioksit salınabileceğini öngörüyor. Mevcut fosil yakıt tüketimi ile bu sınıra altı yıldan kısa bir sürede ulaşılabilir. İklim değişikliğini yavaşlatmak ve küresel ısınma hedeflerine ulaşmak için emisyonların acilen azaltılması gerekiyor.

Kayıp ve Zarar

Kayıp ve zarar, iklim değişikliğinin azaltılması ve uyum çabalarına rağmen ortaya çıkan olumsuz etkileri ifade eder. Azaltım, iklim değişikliğinin nedenlerini (sera gazı emisyonlarının azaltılması gibi) ele alırken, uyum etkilere (taşkınları önlemek için deniz duvarları inşa etmek gibi) odaklanır. Kayıp ve zarar ise iklim krizinin kaçınılmaz ve geri döndürülemez sonuçlarıyla ilgilidir. Bilimsel bulgular, özellikle daha savunmasız gelişmekte olan ülkelerde ve küçük ada devletlerinde iklim değişikliğinin daha büyük kayıp ve zararlara yol açtığını gösteriyor. 2023 yılında yapılan bir analizde, 2000-2019 yılları arasında dünyanın iklim değişikliğinden dolayı en az 2,8 trilyon dolar kayıp ve zarar yaşadığı, bunun da saat başına yaklaşık 16 milyon dolara denk geldiği tespit edildi. “Kayıp ve zarar” terimi resmen, 2013’te Varşova’da gerçekleştirilen 19. Taraflar Konferansı’nda (COP19) tanındı ve Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması kuruldu. 2023’te ise Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen COP28’de ülkeler, iklim değişikliğinden etkilenen ülkelere mali yardım sağlayacak Kayıp ve Zarar Fonu'nun faaliyete geçirilmesi konusunda anlaştı. Dünya Bankası, Fon sekretaryasına ev sahipliği yapmak ve Fonu 4 yıllık bir ara dönem için finansal aracı fon (FAF) olarak faaliyete geçirmek üzere görev aldı.

Karbon Nötr

IPCC, iklim krizinin etkilerini sınırlamak için dünyanın 2050 yılına kadar karbon nötr olmasını önerirken, birçok ülke bu hedefi benimsemiştir. Ancak mevcut emisyon azaltım taahhütleri yetersiz kalmakta ve dünya 1,5 derece hedefinin oldukça üstünde bir ısınmaya doğru ilerlemektedir. Bu terimle ilgili daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Karbon Ticareti ve Fiyatlandırma

Karbon fiyatlandırması, sera gazı salımlarının azaltılmasını teşvik etmek amacıyla karbon ticaretini veya karbon vergisini kullanarak bu salımlara bir maliyet yükleyen bir mekanizmadır. Bu yöntem, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak ve düşük karbonlu bir ekonomiye geçişi desteklemek için önemli bir araç olarak kabul edilir. Dünya Bankası'nın raporuna göre, karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirler 2023'te ilk kez 100 milyar doları aşarak bu mekanizmanın giderek yaygınlaştığını gösteriyor.

Kayıp ve Zarar

Kayıp ve zarar, iklim değişikliğinin azaltılması ve uyum çabalarına rağmen ortaya çıkan olumsuz etkileri ifade eder. Azaltım, iklim değişikliğinin nedenlerini (sera gazı emisyonlarının azaltılması gibi) ele alırken, uyum etkilere (taşkınları önlemek için deniz duvarları inşa etmek gibi) odaklanır. Kayıp ve zarar ise iklim krizinin kaçınılmaz ve geri döndürülemez sonuçlarıyla ilgilidir. Bilimsel bulgular, özellikle daha savunmasız gelişmekte olan ülkelerde ve küçük ada devletlerinde iklim değişikliğinin daha büyük kayıp ve zararlara yol açtığını gösteriyor. 2023 yılında yapılan bir analizde, 2000-2019 yılları arasında dünyanın iklim değişikliğinden dolayı en az 2,8 trilyon dolar kayıp ve zarar yaşadığı, bunun da saat başına yaklaşık 16 milyon dolara denk geldiği tespit edildi. “Kayıp ve zarar” terimi resmen, 2013’te Varşova’da gerçekleştirilen 19. Taraflar Konferansı’nda (COP19) tanındı ve Varşova Uluslararası Kayıp ve Zarar Mekanizması kuruldu. 2023’te ise Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen COP28’de ülkeler, iklim değişikliğinden etkilenen ülkelere mali yardım sağlayacak Kayıp ve Zarar Fonu'nun faaliyete geçirilmesi konusunda anlaştı. Dünya Bankası, Fon sekretaryasına ev sahipliği yapmak ve Fonu 4 yıllık bir ara dönem için finansal aracı fon (FAF) olarak faaliyete geçirmek üzere görev aldı.

Keeling Eğrisi

Charles David Keeling, atmosferdeki karbondioksit miktarını hassas bir şekilde ölçen bir alet geliştirerek ve Hawaii'deki Mauna Loa volkanında uzun süreli ölçümler yaparak iklim bilimine önemli katkılarda bulunmuş bir bilim insanıdır. Keeling'in çalışmaları, atmosferdeki karbondioksit oranının mevsimsel değişimlerini ve Sanayi Devrimi'nden bu yana sürekli olarak arttığını ortaya koymuştur. Bu artış, "Keeling Eğrisi" olarak bilinen grafikte açıkça görülmektedir ve günümüzde iklim değişikliğinin temel kanıtlarından biridir.

Kurumsal Sürdürülebilirlik

Kurumsal sürdürülebilirlik, şirketlerin sadece kar amacı gütmek yerine, çevresel, sosyal ve ekonomik etkilerini de dikkate alarak uzun vadeli değer yaratmayı hedefleyen bir yaklaşımdır. Bu anlayış, zamanla sadece devletlerin değil, özel sektörün de sorumluluk alması gereken bir alan haline gelmiştir. Şirketler, sürdürülebilirlik performanslarını raporlayarak ve şeffaf bir şekilde yöneterek bu alandaki ilerlemelerini kamuoyu ile paylaşabilirler.

Küresel Isınma

Küresel ısınma, gezegenin genel ortalama sıcaklığındaki artışı ifade eder. Doğal süreçler her zaman Dünya'nın sıcaklığını ve iklimini etkilemiştir ancak sanayi devrimiyle birlikte fosil yakıtların kullanımı gezegenin sıcaklığında olağanın dışında bir artışa neden olmuştur. Kömür, gaz ve petrolün yakılması ile açığa çıkan sera gazları atmosferdeki konsantrasyonunu artırmıştır. Gezegeni bir battaniye gibi saran sera gazları nedeniyle güneşten gelen ışınımların neden olduğu ısı atmosfer içinde hapsolur ve yüzey sıcaklıkları yükselir. Sıcaklık artışına neden olan temel sera gazları arasında karbondioksit, metan, nitröz oksit, kloroflorokarbonlar, hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, sülfürhekza florid ve su buharı bulunur. Avrupa Birliği'nin (AB) Copernicus uydu izleme sistemi, 2024’ün kayıtlara geçen en sıcak yıl olduğunu duyururken, aynı zamanda 1,5 derece eşiğinin aşıldığı ilk takvim yılı olduğunu da doğruladı. Bunun yanı sıra 2014-2024 arasındaki 10 yıl, en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçti. Bilim insanları, yeni sıcaklık rekorları ile karşılaşılmaması için fosil yakıtların yakılmasının bir an önce durdurulmasını ve karbon yutak alanlarının geliştirilmesini tavsiye ediyor.

Krutilla Kuralı

Krutilla Kuralı, çevreye etkisi olabilecek projelerin geleneksel maliyet-fayda analizine dair bir argüman sunar. Kuralı ortaya koyan çevre ekonomisti John Krutilla’nın amacı, çevreye daha fazla ağırlık vermektir. Krutilla, ünlü bir vakada, dağ manzaralarını hidroelektriğe karşı savunarak, zamanla daha üstün elektrik üretme teknolojilerinin gelişeceğini ileri sürmüştür. ​Yeni teknolojinin ortaya çıkma olasılığı, gelecekteki hidroelektriğin bugünkü değerini düşürecektir. Öte yandan, doğanın ve kültürel mirasın yeri doldurulamaz, arzları sabitlenmiştir ve gelecekte daha değerli olacaklardır. Krutilla Kuralı, uzun vadeli çevresel zararların geleneksel analizlerde çoğunlukla yüksek iskonto oranları nedeniyle değersizleştirildiğini savunur. Yüksek iskonto oranları, gelecekteki çevresel maliyetlerin/zararların bugünkü değerini adeta yok sayar. ​Krutilla'ya göre, dağ manzaraları veya mercan resifleri gibi çevresel güzellikler zamanla göreceli nadirliklerini artırır ve bu nedenle bugünkü değerleri sıfır veya çok düşük bir iskonto oranına sahip olmalıdır. ​Yaklaşım, çevre ekonomisi alanında önemli bir dönüm noktasıdır çünkü geleneksel fayda-maliyet analizinin aksine, doğal kaynakların eşsizliğini ve zamanla artan değerini dikkate alır.

Karbon Yutağı

Atmosfere salınan sera gazlarının bir kısmının doğal ya da insani yöntemler geri emilerek karbon yutakları sayesinde geri depolanmasıdır. Ormanlar en yaygın yutak türüdür ve atmosferdeki karbondioksit, karasal ekosistemlerde fotosentezle karbon alarak bitki örtüsü ve toprak bünyesinde biriktirilir.

Karbon Dengelemek

Karbon ofseti, başka yerlerde yapılan emisyonları telafi etmek için karbondioksit veya diğer sera gazlarının emisyonlarının azaltılması veya ortadan kaldırılmasını içeren bir süreçtir.

Karbon Fiyatlaması

Karbon fiyatlaması, emisyon maliyetlerini emisyonu yayan taraflara aktarmak için piyasa mekanizmalarını kullanan bir yaklaşımdır. Karbon vergisi ise, küresel ısınmaya neden olan fosil yakıtların (petrol, kömür, doğal gaz gibi) yanmasından kaynaklanan karbondioksit emisyonunu azaltmak amacıyla alınan bir emisyon vergisidir.

Kırılgan Gruplar

Kırılgan Gruplar

Mavi Altyapı

Mavi altyapı, kentsel alanlarda ekosistem hizmetlerine sahip çok işlevli su kütlesi ağını ifade eder. Göletler, nehirler, göller, kanallar, akarsular, sulak alanlar, haliçler ve diğer doğal veya mühendislik ürünü su yönetimi çözümleri bu ağa dahildir. Su kütleleri ve mühendislik çözümlerinin bir kombinasyonunu kullanarak, yeşil altyapıya benzer bir şekilde mavi altyapı, yaban hayatı için yaşam alanlarını iyileştiren ve toplulukların gelişmesini sağlayan sürdürülebilir ve dayanıklı bir çevre yaratmayı amaçlar. Mavi altyapı, kasaba, şehir ve bölge planlamalarına çeşitli avantajlar sağlar. Örneğin yoğun yağış ve sel baskınlarına eğilimli bölgelerde, yeşil altyapı ile beraber bu olaylara karşı doğal bir savunma işlevi görür. Sel duvarları gibi geleneksel betonarme yapılara tamamen güvenmek yerine, fazla suyu yavaşlatmak, emmek ve yönetmek için yağmur bahçeleri, yeşil çatılar ve geçirgen kaldırımlar gibi teknikler kullanır. Yanı sıra çeşitli yaşam alanlarını destekleyerek flora ve faunanın kentsel ortamlarda gelişmesini sağlar. Sulak alanlar gibi doğal unsurlardan yararlanarak, sağlıklı ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin korunmasına yardımcı olur.

Mavi Ekonomi

Mavi ekonomi terimi, ekonomik büyüme, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi ve istihdam için denizel kaynakların sürdürülebilir kullanımı ve deniz ekosistemlerinin sağlığının korunmasına yönelik faaliyetleri ifade eder. Sağlıklı bir deniz ekosistemi hem insanlık hem de gezegen için sürdürülebilir bir geleceğin anahtarıdır. Mavi ekonominin önemli bir zorluğu da sürdürülebilir balıkçılıktan ekosistem sağlığına ve kirliliğin önlenmesine kadar denizlerin sürdürülebilirliğinin birçok yönünü anlamak ve daha iyi yönetmektir. Mavi ekonomi, bu çerçevede çok sayıda çevresel, sosyal ve ekonomik faydayı ortaya çıkarır ve kaynakların sürdürülebilir kullanımını teşvik eder. Yıllık ekonomik büyüklüğünün 2,5 trilyon dolar olduğu tahmin edilen mavi ekonomi, gezegenin ekonomik, toplumsal ve ekolojik ihtiyaçlarını karşılamada temel bir bileşen haline gelme potansiyeline sahiptir. Mevcut ve gelecek nesiller için temel faydalar sağlar; temiz teknolojilere, yenilenebilir enerjiye ve döngüsel ekonomiye dayanır; ekosistemleri onarır, korur ve yaşamasını sağlar. Mavi ekonomi, okyanus kaynaklarının sürdürülebilir yönetimi için çeşitli ortaklıklar aracılığıyla ülkeler ve sektörler arası iş birliği gerektirir.

Metabolik Çatlak

Metabolik Çatlak terimi, Marx'ın, sınıflı toplumlarla, özellikle de kapitalizmle birlikte insan türü ile doğanın geri kalanı arasındaki ilişkinin kökten değişimini tanımladığı kavramdan türetilmiştir. Marx’a göre “metabolizma”, insanın da zorunlu olarak bir parçası olduğu doğanın tamamını ve onun birbirine bağımlı süreçlerini ifade eder. Bugün, kapitalizmin yol açtığı çevresel yıkıma duyduğumuz haklı tepkinin yanı sıra, insanlığın geleceğine dair daha geniş bir perspektif geliştirdiğimizde, "metabolik" yerine "ekolojik" terimini tercih edebiliriz.

Mikroplastik

Mikroplastikler, boyutu 1 nanometre ile 5 milimetre (mm) arasında olan herhangi bir plastik parçası olarak tanımlanır. 1972’de Sargasso Denizi yüzey suyunda ilk kez küçük plastik parçacıkları rapor edildi. Bu parçacıklar, 2004’te mikroplastik olarak tanımlanırken, Steering Committee of the National Oceanic and Atmospheric Administration (NOAA) Marine Debris Programı ise 5 mm’den küçük tüm plastikleri mikroplastik olarak kabul etti. Mikroplastiklerin iki temel kaynağı bulunuyor. Bazı plastikler küçük boyutlarda üretilir. Kozmetikte, kişisel bakım ürünlerinde ve temizlik maddelerinde kullanılmak üzere küçük daire biçiminde üretilen mikro boncuklar birincil mikroplastik olarak ifade edilir. Ancak mikroplastiklerin çoğu, plastik ambalajlar, paket servis kapları, polyester giysiler ve araç lastikleri gibi daha büyük plastik ürünlerin yavaş yavaş parçalanmasıyla ortaya çıkar. Bunlar ise ikincil mikroplastikler olarak tanımlanır. Mikroplastikler suda, toprakta ve havada bulunur. Bir çalışmaya göre, 2020 yılında 2,7 milyon ton mikroplastik çevreye sızarken, bu rakamın 2040 yılına kadar iki katına çıkması bekleniyor. Mikroplastikler aynı zamanda insan vücuduna sindirim ve solunum yoluyla girebilir. 2019 yılında yapılan bir araştırma, yetişkinlerin, bulundukları yere ve yaptıkları işe bağlı olarak yılda ortalama 39.000 ila 52.000 mikroplastik parçacığını istemsizce tüketebileceğini ortaya koydu. Mikroplastikler özellikle denizel ekosistemler için büyük bir tehdit oluştururken, insan sağlığı için de önemli bir risk unsuru olarak kabul ediliyor.

Müşterekler

Toplumun ortak kullanımında olan bu alanlar, tüm bireylerin erişebileceği kültürel ve doğal kaynakları kapsar. Hava, su ve yaşanabilir bir dünya gibi doğal unsurlar bu kapsama girer. Bu kaynaklar, özel veya kamu mülkiyetinde olsalar dahi, dolaylı olarak tüm topluma aittir. Herkesin kullanma hakkına sahip olduğu bu kaynaklar, nesilden nesile aktarılarak korunması gereken değerlerdir. Bu alanların sürdürülebilir kullanımı ve korunması, tüm insanlığın refahı elzemdir.

Malzeme Akış Analizi

Malzeme Akış Analizi, iyi tanımlanmış bir sistemdeki malzeme veya maddelerin akışlarını ve stoklarını ölçmek için kullanılan analitik bir yöntemdir. Analiz ayrıca, çeşitli sektörlerde ve ekosistemlerdeki kaynak ve malzeme akışlarını da ele alarak, geleneksel ekonomik izleme sistemlerinde fark edilmeyecek olan, ekonomideki doğal kaynakların ve diğer malzemelerin israfının tespit edilmesine yardımcı olur. Hammadde, enerji ve atık gibi kaynakların akışını rakama döken yöntem, kaynak verimliliği ve sürdürülebilirliği ile endüstriyel süreçlerde iyileştirme gerektiren alanlar hakkında güçlü fikirler verir. Analiz, malzemelerin girdilerini, çıktılarını ve stoklarını belirlemeye yardımcı olur ve bilinçli karar almaya katkıda bulunur. Şirketlerin kaynak kullanımını optimize etmelerine ve çevresel etkilerini azaltmalarını sağlar. Yöntem, daha sürdürülebilir ve döngüsel iş modelleri tasarlamak için değerli içgörüler sunar ve nihayetinde genel çevresel ve ekonomik performansı güçlendirici bir rol oynar.

Küresel Adalet

Dünya genelinde herkesin eşitlik, adil davranış, insan hakları ve hukuka uygunluk ilkesine göre muamele görmesi anlamına gelir. Küresel adalet, yoksulluk, eşitsizlik, ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri gibi sorunların çözümüne odaklanır ve tüm insanların adil bir şekilde yaşamasını hedefler.

Küresel Durum Değerlendirmesi (Global Stocktake)

Küresel Durum Değerlendirmesi, ülkelerin ve paydaşların Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmada toplu olarak kaydettikleri ilerlemeyi görmelerini sağlayan analiz sürecine verilen isimdir. Benzer şekilde Taraflar, hangi alanlarda daha hızlı eyleme geçilmesi gerektiğini de bu sayede kavrar. Değerlendirme süreci envanter çıkarma sürecine benzer. Bu, dünyanın iklim eylemi ve desteği konusunda nerede durduğunu incelemek, açıkları belirlemek ve iklim eylemini hızlandırmak için daha iyi bir yol haritası çizmek üzere birlikte çalışmak anlamına gelir. Her beş yılda bir yapılması planlanan değerlendirmesinin ilki 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28’de tamamlanmıştır. Metinde, küresel ortalama sıcaklık artışının sanayi öncesi döneme kıyasla 1,5 derecede sınırlanması amacıyla sera gazı emisyonlarının derin ve hızlı bir şekilde azaltılması gerekliliği vurgulanmıştır. Bu doğrultuda “fosil yakıtlardan uzaklaşma” kararı alınmış ancak net bir tarih belirtilmemiştir. Yanı sıra 2030’a kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin 2023’e kıyasla 3 katına, enerji verimliliğinin ise 2 katına çıkarılması kararlaştırılmıştır.

Küresel Uyum Hedefleri (Global Goal on Adaptation, GGA)

2015 yılında Paris Anlaşması, küresel sıcaklık artışını 1.5 derece ile sınırlamayı amaçlayan küresel azaltım hedefine paralel olarak Küresel Uyum Hedefi (GGA) kavramını ortaya koydu. Burada amaç, özellikle en savunmasız ülkelerin, ölümcül sellerden sıcak hava dalgalarına ve kuraklıklara kadar iklim değişikliğiyle bağlantılı aşırı hava olaylarına karşı dirençlerini ve hazırlıklarını güçlendirmek. İlerlemenin tek bir ölçüt kullanılarak takip edilebildiği azaltımın aksine, uyum daha karmaşık bir yaklaşım gerektirir. Bu zamana kadar ülkelerin ısınan iklime uyum sağlamak için gösterdikleri ortak çabaları izleyebilecek somut ve ölçülebilir göstergeler belirlenmedi. 2023 yılında Dubai’de düzenlenen COP28’de Taraflar, gıda, su ve sağlık gibi temel alanlarda eylemleri yönlendirecek hedefleri tanımlayan GGA için kapsamlı bir çerçeve üzerinde anlaştı. Taraflar ayrıca uyum konusunda ilerlemenin ölçülmesinde kullanılabilecek göstergelerin tanımlanması için de çalışmalar başlattı ve bu ölçülebilir hedefler için son tarih olarak 2025 belirlendi. İlk listelerde yaklaşık 9.000 adet potansiyel gösterge bulunuyordu. 16-26 Haziran 2025 tarihleri arasında Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen yıllık ara müzakerelerde, listedeki potansiyel gösterge sayısı 490’a indirildi. Ancak asıl hedef 100 göstergeden oluşan bir liste. Brezilya’nın ev sahipliğindeki COP30’da asıl listenin ortaya konması bekleniyor.

Nexus Yaklaşımı

Latincede “Nexus” terimi bir şeyleri bir araya getirme veya birbirine bağlama eylemini tanımlar. Çevresel kaynakların yönetimiyle bağlantılı olarak, nexus terimi ilk kez 1980'lerde, BM Üniversitesi'nin bir projesinde ortaya atılmıştır. Ancak Nexus yaklaşımının, uluslararası akademi ve siyasi çevrelerde gündeme gelmesi ancak 2011'de Bonn’da düzenlenen "Su, Enerji ve Gıda Güvencesi Nexus" konferansı ile mümkün olmuştur. Konferans, bu tür bir yaklaşımın, "sektörler ve ölçekler arasında yönetim ve idareyi" bütünleştirerek ve karşılıklı ödünleri azaltarak su, enerji ve gıda güvenliğinde iyileşmeler sağlayabileceğini ve genel olarak sürdürülebilirliği ve yeşil ekonomiye geçişi teşvik edebileceğini savunur. Bu doğrultuda gelişen Su-Enerji-Gıda-Ekosistem Nexus (The Water-Energy-Food-Ecosystem Nexus - WEFE Nexus) yaklaşımı, su, enerji ve gıda güvencesi ile bu güvencenin temelini oluşturan ekosistemlerin (su, toprak ve arazi) birbirine bağımlılığını vurgular. Yaklaşım, su, enerji ve tarım politikalarının doğasını anlayarak karşılıklı fayda sağlayan çözümler belirler. Yanı sıra, çevresel kaynakların birbiriyle olan ilişkilerini ve karşılıklı bağımlılıklarını, bunların mekansal ölçekleri arasındaki geçişlerini ve akışlarını inceler.

Net Sıfır

Net Sıfır, fosil yakıtları kullanma ve ormansızlaşma gibi insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı emisyonlarını mümkün olan en düşük seviyeye indirilmesini ve kalan sınırlı miktarın da denizler, ormanlar ve sağlıklı yeşil alanlar gibi doğal karbon yutak alanları tarafından tutumu sonucunda oluşan sera gazı emisyon dengesini ifade eder. Bilim, iklim değişikliğinin en kötü etkilerini önlemek ve yaşanabilir bir gezegeni korumak için küresel sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere göre 1,5 derecede sınırlandırmanın gerekliliğini açıkça gösterir. 2025 itibarıyla Dünya, 1850-1900 dönemine göre 1,3 derece daha sıcak ve emisyonlar artmaya devam ediyor. Paris Anlaşması’nda öngörüldüğü gibi küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında tutmak için emisyonların 2030 yılına kadar yarı yarıya azaltılması ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşılması gerek. Sıfır emisyonlu bir dünyaya geçiş, insanlığın karşılaştığı en büyük zorluklardan biri olarak işaret ediliyor. Bu da üretim ve tüketim biçimlerinde tam bir dönüşüm gerektiriyor. Enerji sektörü, günümüzde sera gazı emisyonlarının yaklaşık dörtte üçünün kaynağını oluşturuyor ve iklim değişikliğinin en kötü etkilerinin önlenmesinde anahtar rol oynuyor. Bu zamana kadar ülkeler, farklı sektörlerden şirketler ve organizasyonlar net sıfır hedefini açıkladı. QNB Türkiye de bu paydaşlar arasındaki yerini aldı ve 2050 net sıfır hedefini duyurdu.

Organik Tarım

Organik tarım, organik üretim yöntemlerinin kullanıldığı, çevreyi, yaban hayatını ve hayvan refahını en üst düzeyde korumayı hedefleyen bir tarımsal üretim biçimidir. Organik üretim, tarımsal ürünler ve hayvanlar için bütünsel üretim sistemlerini içerir ve çiftlik dışı girdilerden ziyade çiftlik içi üretim uygulamalarına vurgu yapar. Bahsi geçen üretim biçimi gübre, pestisitler, katkı maddeleri ve veteriner ilaçları gibi sentetik kimyasalların kullanımından kaçınılarak veya büyük ölçüde azaltılarak, mümkün olan her yerde kültürel, biyolojik ve mekanik yöntemlerin kullanılmasıyla hayat bulur. Organik üreticiler, çeşitli bitkileri dönüşümlü olarak ekmek ve biyolojik gübre girdileri kullanmak gibi yöntemlerle sağlıklı ve verimli bir toprak yapısı oluşturur. Organik tarım yapan çiftçiler topraktaki organik madde miktarını artırarak toprağın su emme yeteneğini geliştirir, kuraklık ve selin etkilerini azaltır. Toprağın organik maddesinin iyileştirilmesi, aynı zamanda sağlıklı ürünlerin yetiştirilmesi için ihtiyaç duyulan karbon ve diğer besin maddelerinin emilmesine ve depolanmasına da yardımcı olur; bu da böceklere ve hastalıklara daha iyi direnç göstermelerini sağlar.

Üçlü Bilanço Hesabı

Üçlü Bilanço Hesabı (Triple Bottom Line-TBL), üç “P” etrafında dönen bir sürdürülebilirlik çerçevesidir: İnsanlar (People), Gezegen (Planet) ve Kâr (Profit). İlk kez 1994 yılında John Elkington tarafından ortaya atılan kavram, şirketlerin bilançolarının yalnızca finansal sonuçlarla ölçülemeyeceğini ileri sürer. Bunun yerine, insanların ve gezegenin refahını da göz önünde bulundurmaları gerekir. Bu, TBL çerçevelerini benimseyen kuruluşların yalnızca hissedarlara değil, tüm paydaşlara karşı sorumlu olduğu anlamına gelir. Şirketler, yaklaşımın içerdiği 3 kategoriyi kullanarak çevresel sorumluluklarını kavramsallaştırabilir ve katkıda bulunabilecekleri olumsuz sosyal etkileri belirleyebilir. İlk öğede (insan), bir işletmenin tüm paydaşlar üzerindeki sosyal etkisi ele alınır. Bunlara müşteriler, işletmenin faaliyet gösterdiği daha geniş topluluklar, çalışanlar ve tedarik zinciri ortakları da dahildir. İkinci öğe (gezegen) ise, sağlayabileceği faydayı en üst seviyeye çıkarırken zararı ise en az seviyeye çekme hedefiyle bir şirketin doğal çevre ve ekolojik sistemler üzerindeki etkisini ifade eder. “Refah” olarak da adlandırılan üçüncü ve son öğe olan “kâr” ise, bir şirketin genel ekonomik etkisine odaklanır. Bu, genellikle yanlış yorumlanır ve geleneksel muhasebe tanımıyla sınırlanır. Ancak bu bağlamda kâr veya refah, toplumun elde ettiği ekonomik faydaları yansıtır.

Paris Anlaşması

İklim değişikliği ve olumsuz etkileriyle mücadele etmek için “Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi” kapsamındaki “Paris Anlaşması”, 12 Aralık 2015’te 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21) kabul edildi. Paris Anlaşması, 2020 sonrası süreçte, iklim değişikliği tehlikesine karşı küresel sosyoekonomik dayanıklılığın güçlendirilmesini hedeflemektedir.

Paris Anlaşması’nın uzun dönemli hedefi, endüstriyelleşme öncesi döneme kıyasen küresel sıcaklık artışının 2°C’nin olabildiğince altında (mümkünse 1.5 derece seviyesinde) tutulmasıdır. Bu hedef fosil yakıt (petrol, kömür) kullanımının tedricen azaltılarak, yenilenebilir enerjiye yönelinmesini gerektirmektedir.

Anlaşma, tarafların iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve "düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma yolunda tutarlı bir finansman akışı" sağlamayı hedefliyor.

Paydaş İlişkileri

Paydaş ilişkileri, paydaşların ihtiyaçlarını anlama, beklentilerini karşılama, iletişim ve işbirliği içinde çalışma sürecine dahil etme sürecini içerir. İyi yönetilen paydaş ilişkileri, karşılıklı güven, şeffaflık ve uzun vadeli sürdürülebilirlik açısından önemlidir. Bir organizasyon veya proje, paydaşların çıkarlarını dikkate alarak, onlarla etkileşimde bulunarak ve onların geri bildirimini değerlendirerek daha iyi sonuçlar elde etme ve daha iyi bir itibar oluşturma potansiyeline sahip olduğundan paydaşların beklentilerini karşılar.

Permakültür

Permakültür, doğal ekosistemlerde gözlemlenen kalıpları ve özellikleri benimseyen bir arazi yönetimi ve yerleşim tasarımı yaklaşımıdır. Modelin babası olarak bilinen Bill Mollison, “permanent” (sürekli, süreğen) ve agriculture (tarım) kelimelerini bir araya getirerek “permakültür” kavramını ortaya atmıştır. Kavram, tarımsal üretimin doğanın karşısında, ona karşı veya ona rağmen değil, onunla beraber, onunla uyumlu hareket ederek gerçekleştirilmesini savunur. Yanı sıra üretim sistemlerinin sadece tek bir ürünün peşinden koşmak yerine birbirleri ile etkileşime giren çok sayıda ürünü aynı anda üretebilecek şekilde, doğadan ilham alınarak tasarlanmasını önerir. Permakültür yaklaşımı üç temel etik ilke üzerine inşa edilmiştir. Birincisi, dünyayı gözetmektir. Bu, tüm yaşam sistemlerinin devam etmesi ve çoğalması için gerekli koşulların sağlanması anlamına gelir. İkincisi ise, insanları gözetmektir: İnsanların varoluşları için gerekli kaynaklara erişebilmelerini sağlamak. Üçüncü etik ilke ise nüfus ve tüketime sınır koymaktır. Buna göre, insanlık kendi ihtiyaçlarını yöneterek, ilk iki ilkeyi desteklemek için kaynak ayırabilir.

Paylaşım Ekonomisi

Paylaşım ekonomisi, kullanılmayan ürün ve hizmetlerin ihtiyaç sahipleriyle buluşturulduğu, kişiden kişiye bir ekonomik modeldir. Bu model, kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayarak sürdürülebilirliğe ve toplumsal gelişime katkıda bulunur. Özellikle ulaşım gibi sektörlerde kaynak kullanımını azaltarak ve tüketim alışkanlıklarını değiştirerek olumlu çevresel etkiler yaratabilir.

Pozitif Ayrımcılık

Toplumsal yaşamda ve iş hayatında kadınlar, çocuklar, engelliler, yaşlılar gibi kırılgan gruplara ayrıcalık tanıma.

Sera Etkisi

Dünya atmosferindeki gazların, güneşin ısısını hapsetmesi sonucu ortaya çıkan bir süreçtir.

Sosyal Etki

Sosyal etki, işletmelerin ve kuruluşların toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliği azaltmak için bilinçli olarak gerçekleştirdiği faaliyetleri ifade eder. Sosyal etki çalışmaları, sadece anlık ihtiyaçları karşılamakla kalmaz, aynı zamanda bireylerin içinde bulunduğu koşulları kökten değiştirmeyi hedefler. Bu etki, beceri gelişimi, çevresel etki, ilişki haritalaması ve paydaş memnuniyeti gibi farklı yöntemlerle ölçülebilir.

Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD)

Stratejik Çevresel Değerlendirme (SÇD), plan, program ve politikaların çevresel etkilerini değerlendirerek olumsuz etkileri en aza indirmeyi amaçlayan bir araçtır. SÇD, ÇED'den farklı olarak daha geniş bir perspektiften, politika ve planlama aşamasında devreye girer ve büyük ölçekli projelerin kümülatif etkilerini değerlendirir. Türkiye'de 2017 yılında yürürlüğe giren SÇD Yönetmeliği, sürdürülebilir kalkınmayı desteklemek ve çevresel tahribatı önlemek amacıyla ÇED sürecini tamamlar niteliktedir.

Sürdürülebilirlik Endeksleri

Sürdürülebilirlik endekslerine girebilmek için şirketlerin şeffaf ve hesap verebilir olması, yani sürdürülebilirlik raporlamaları yapması önemlidir. Bu raporlar, şirketlerin çevresel ve sosyal etkilerini, önceliklerini ve gelecek planlarını içerir. Dünya genelinde Dow Jones Sürdürülebilirlik Endeksi ve FTSE4Good gibi endeksler, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını değerlendirir. Türkiye'de ise BIST Sürdürülebilirlik Endeksi, bu alanda öncü şirketleri belirlemektedir.

Sürdürülebilir Gastronomi

Sürdürülebilir gastronomi, gıda maddelerinin nasıl ve hangi çevresel şart ve sosyal koşullarda üretildiğini; nereden geldiğini, pazarlara ve nihayetinde tabaklara nasıl ulaştığını dikkate alan bir mutfak yaklaşımını ifade eder. Amacı, çevresel etkiyi azaltmak, biyolojik çeşitliliği korumak, çevre ve halk sağlığını teşvik etmek ve daha adil yerel ekonomiler oluşturmaktır. Bu mutfak yaklaşımının özünde çevreye, insanların sağlığına ve toplumsal refaha saygı bulunur. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’ne (FAO) göre, sürdürülebilir bir beslenme şekli, hem mevcut hem de gelecek nesiller için sağlıklı, uygun fiyatlı, güvenli, kültürel olarak kabul edilebilir ve çevreye düşük etki eden bir beslenme şekli olmalıdır. Sürdürülebilir gastronomi ise bunu sağlayabilecek yollardan biridir. FAO, her yıl 18 Haziran’ı Sürdürülebilir Gastronomi günü olarak kutlar. Bu günde, gıda konusunda üreticiden tüketiciye herkesin sürdürülebilir seçimler yapması gerektiğinin altı çizilir.

Sistem Yaklaşımı

Sistem yaklaşımı (Systems Thinking), sorunlara/karmaşıklıklara sistemler olarak yaklaşma yöntemidir. Sadece acil bir sorunun nasıl çözüleceğini düşünmek yerine, tüm parçaların bir araya gelerek bütünü nasıl oluşturduğu göz önüne alınır. Çevresel, sosyal ve ekonomik bileşenleri birbirinden bağımsız parçalar olarak değil, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir bütünün parçaları olarak görür. Geleneksel doğrusal yaklaşım “sorun-çözüm” odaklıyken, sistem düşüncesi olaylar arasındaki geri besleme döngülerini ve nedensellikleri inceler. ​Örneğin, sadece karbon emisyonunu azaltmaya odaklanmak yerine; bu değişimin tedarik zincirleri, yerel topluluklar ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkilerini bir bütün olarak ele alır. Bu yaklaşım, bir alanda yapılan iyileştirmenin başka bir alanda beklenmedik olumsuz sonuçlar doğurmasını engeller. Karmaşık iklim krizi ve kaynak kıtlığı gibi sorunlar karşısında sistem yaklaşımı, semptomları tedavi etmek yerine kök nedenlere inme ve daha dirençli, uzun vadeli çözümler üretme imkanı tanır.

Sera Gazı Emisyonu

Sera gazları (Greenhouses gases), gezegenin atmosferine güneşten ulaşan ısı enerjisini emen ve dünya atmosferinde çok uzun süreler kalan bir gaz kategorisidir. Atmosferin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturmalarına rağmen (tüm hava moleküllerinin %1'inden azı), sera gazları önemli miktarda ısı enerjisi emer ve bunun bir kısmını yüzeye geri yayar. Bunlara “sera gazları” denmesinin nedeni, bir seranın güneş ışınlarını içeri hapsedip oluşan ısıyı içeride tutmasına benzer şekilde, dünya yüzeyine yakın bölgelerde ısıyı hapsetmeleridir. Ana sera gazları arasında karbondioksit, metan, nitrojen oksit ve florokarbonlar bulunur. İnsanlar başta fosil yakıt yakmak üzere atmosfere karbondioksit ve metan gibi daha fazla sera gazı ekleyerek, küresel ortalama sıcaklığın eşi görülmemiş bir hızda yükselmesine neden oluyorlar. Ülkelerin, 2015 tarihli Paris Anlaşması’nda sıcaklık artışını 1,5 derecede sınırlandırma taahhüdü vermelerine karşın, gerekli önlemler alınamadığı için 2025 sonu itibarıyla küresel sıcaklıklar sanayi öncesi döneme göre 1,4 derece artmıştır ve eğer böyle giderse 2030’dan önce bu hedef aşılacaktır. Küresel sıcaklık artışını durdurmanın yolu ise sera gazı emisyonlarını aşamalı olarak azaltmaktan geçer.

Su Kıtlığı

Su kıtlığı, dünya genelinde giderek artan bir çevresel ve insani kriz olarak karşımıza çıkıyor. Temiz ve yeterli tatlı su kaynaklarının talebi karşılayamaması, hem doğal ekosistemleri hem de insan yaşamını derinden etkiliyor. 

Su Kıtlığının Çarpıcı Gerçekleri

  • 2 milyardan fazla insan, yüksek su stresi yaşayan bölgelerde yaşıyor.
  • 1 milyardan fazla insan, temiz ve güvenli içme suyuna erişemiyor.
  • Her yıl 3,4 milyon insan, kirli su kullanımı nedeniyle hayatını kaybediyor.
  • Kadınlar ve çocuklar, her gün ortalama 6 kilometre mesafede su taşımak için saatler harcıyor.
  • Dünya genelindeki hastanelerin yarısında, temiz su eksikliğinden kaynaklanan hastalıklarla mücadele eden hastalar yatmaktadır.

Su kıtlığı, tarımdan sanayiye, sağlıktan toplumsal bütünlüğe kadar birçok alanı derinden etkiler. Tarım sektörü, toplam su kullanımının %80’inden fazlasını oluşturarak en fazla etkilenen sektörlerden biridir. Artan nüfus, yaşam standartlarının yükselmesi ve küresel sıcaklık artışları da su talebini artırmaktadır. Bu durum, kullanıcılar arasında çatışmalara neden olabileceği gibi doğal kaynakların aşırı kullanımını da beraberinde getirir.

Su kıtlığıyla mücadelede alternatif su kaynaklarının değerlendirilmesi hayati öneme sahiptir:

  • Yağmur suyu hasadı: Özellikle kırsal bölgelerde su teminini artırabilir.
  • Suyun geri dönüşümü: Tarımda geri dönüştürülmüş su kullanımı, doğal su kaynaklarını koruyabilir.
  • Tuzlu suyun işlenmesi: Tatlı su talebini karşılamak için bir alternatif olabilir.

Ayrıca, gönüllü ve zorunlu tasarruf tedbirleri, bölgesel su yönetim planları ve kullanıcıların su verimliliğini artıracak teşvikler, sürdürülebilir bir su yönetiminin temel unsurlarıdır.

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması

Karbon kaçağı riskini önlemek ve AB üreticilerinin karbon mevzuatları zayıf olan veya bu konuda herhangi bir düzenlemesi olmayan ülkelere yönelmesinin de önüne geçilmesini sağlayarak karbon maliyetlerini eşitlemeyi amaçlar.

Sosyal Adalet

Kaynakların adil bir şekilde dağıtılması, çevrenin korunması ve gelecek nesillerin ihtiyaçlarının gözetilmesidir. Sosyal adalet; toplumun tüm bireylerinin eşitlik, adalet ve insan onuruna saygı prensipleriyle yaşamasını ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakılmasını, gelir eşitsizliklerini azaltmayı, yoksulluğu önlemeyi ve ayrımcılığı ortadan kaldırmayı hedefler.

Sosyal Metabolizma

Toplumların, maddi varlıklarını (örneğin binalar, altyapılar, makineler, insanlar ve hayvanlar) inşa etmek, sürdürmek ve işletmek için gereken sürekli malzeme ve enerji akışına bağımlılığını ifade eder. Bu kavram, biyolojik metabolizmanın işlevsel bir eşdeğeri olarak görülebilir. Kullanılan kaynakların miktarı, bileşimim ve atıkları ile bu süreçte oluşturulan maddi stoklar, zaman ve mekân içinde büyük farklılıklar gösteren sosyo-ekonomik üretim ve tüketim sistemlerini yansıtır. Mevcut endüstriyel metabolizma, modern toplumların evrimi için bir ön koşuldur ve aynı zamanda birçok sürdürülebilirlik sorunuyla ilişkilidir. Sosyal metabolizma araştırmaları, toplumsal üretim ve tüketim sistemlerinin doğayla olan etkileşimlerini anlamaya yardımcı olur ve bu süreçlerin sürdürülebilirliğini artırmak için stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunur.

Sosyal Finansman

Sosyal finans, sosyal ve çevresel hedeflere ulaşmak için sosyal bir kazanç sağlayan özel sermayeyi harekete geçirme yaklaşımıdır. Sosyal açıdan sorumlu yatırım ve sosyal girişim kredisi unsurlarını içerdiği söylenebilir. Yatırımcılar arasında hayır kurumu, bireysel yatırımcılar ve kurumsal yatırımcılar yer alır. Sosyal finans araçlarının önemli örnekleri Sosyal Etki Tahvilleri ve Sosyal Etki Fonlarıdır. Sosyal yatırım modelleri hesap verebilir bir sosyal, kültürel veya çevresel amaç içindedir.

Sosyal İnovasyon

Sosyal inovasyon, bireylerin ve toplulukların refahını artırmak için yeni çözümler tasarlamak ve uygulamak anlamına gelir. Sosyal ekonomi ve sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülen pek çok girişim, sosyo-ekonomik ve çevresel sorunlara yenilikçi çözümler sunarak ekonomik gelişmeye katkı sağlamıştır. Sosyal yeniliğin tam potansiyelinden yararlanmak için, kamu, kâr amacı gütmeyen ve özel sektörü destekleyen bir politika çerçevesi şarttır.

Sosyal Kapsayıcılık

Toplumun tüm bireylerinin, farklı özelliklere, ihtiyaçlara ve kimliklere sahip olmalarına rağmen, eşitlik, adalet ve fırsatlara erişim konusunda eşit muamele görmesini sağlayarak yaşama aktif katılımını teşvik eden bir anlayıştır.

Sosyal Refah

Bir toplumun üyelerinin fiziksel, zihinsel ve sosyal olarak iyi yaşam koşullarına sahip olması durumudur. Sosyal refah, ihtiyaçlarını karşılayabilme, sağlık hizmetlerine erişebilme, eğitim alma, barınma ve güvenlik gibi temel unsurları içerir. Sosyal refah politikalarının amacı, toplumdaki eşitsizlikleri azaltmak, yoksulluğu önlemek ve sosyal adaleti sağlamaktır. Böylelikle toplumdaki genel refah seviyesi artarken, dezavantajlı grupların sosyal güvenlikleri de güçlendirilmiş olur.

Su

Su Ayak İzi

Su ayak izi, kullandığımız her bir mal ve hizmeti üretmek için kullanılan su miktarını ölçmektedir. Su ayak izi, bize belirli bir ülke ya da küresel olarak belirli bir nehir havzasında ya da bir akiferden ne kadar su tükendiğini gösterebilen sayısal veriler sunar.

Suyun Kimliği

Mavi su ayak izi

Bir malın ya da hizmetin üretim sürecinde doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılan yüzey veya yeraltı tatlı su kaynaklarının toplam miktarıdır. Bu kaynaklar özellikle tarım, sanayi ve evsel amaçlarla kullanılır.

Yeşil su ayak izi

Bir malın ya da hizmetin üretim sürecinde doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılan toplam yağmur suyu hacmidir. Bu kaynaklar özellikle tarım, bahçecilik ve ormancılık faaliyetlerinde kullanılır.

Gri su ayak izi

Belli bir su kalitesi kriterini sağlamak amacıyla su kaynaklarına (örneğin göl, akarsu, deniz suyu) doğrudan boşaltılan ya da dolaylı olarak karışan atık sulardaki kirletici derişiminin seyreltme yoluyla sınır değerlere düşürülmesi için gereken tatlı su miktarıdır.

Su Tasarrufu

Ülkemizde su tüketiminde ihtiyaçtan fazla su tüketimin önüne geçmek ve su ayak izini küçültmek oldukça önem taşımaktadır. Su havzalarının ve akarsuların korunması, kaynakların mevcut durumu, sıkıntılar, arz-talep dengesi, su kullanımında önceliklerin belirlenmesi, su verimliliği uygulanacak politikalar çok ciddi olarak belirlenmeli ve sürekli takip edilmelidir.

Dünyadaki suların %2,5’ini tatlı suların oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Ne var ki bu suların da yaklaşık 2/3’ü buzul halindedir. İnsanoğlu tatlı suların ancak %1’inden faydalanmaktadır. Bu oranın da yaklaşık %0,3’ü kullanılmaktadır. Diğer taraftan su kullanımının son 50 yılda 3 kat arttığı da bir gerçektir. Nüfusun artması, ekonomilerin büyümesi (önümüzdeki 10 yılda gelişmiş ülkelerde su tüketimi %18, gelişmekte olan ülkelerde de %50 oranında artış göstereceği) tahmin edilmektedir. Ayrıca, 2050 yılına kadar üretimde kullanılan suyun yaklaşık %400 artması beklenmektedir.)

QNB olarak su ayak izimizi hesaplarken yanıtladığımız sorular

1-    Temin edilen içme suyu kalitesi nedir?
2-    Su temininde hangi kaynaktan (yüzeysel su /yer altı suyu) hangi yüzde ile su çekiyoruz?
3-    Su tüketim hacimlerinin yıllara göre dağılımı raporlandığında aşağı inen bir grafik görülebilir mi?
4-    Su stresi olan alanlardan su çekilip çekilmediğini takip ediliyor mu?
5-    Temin ettiğimiz suyu ne kadar verimli kullanıyoruz?
6-    Atıksu deşarj noktalarını tespit ettik mi?
7-    Gerek kendi su ayak izimi azaltmak gerekse tedarik zincirimizdeki işletmeleri su tasarrufuna teşvik etmek için neler yapıyoruz?
8-    Atıksu kalitem ülke mevzuatlarında yer alan deşarj kriterlerini sağlıyor mu?
9-    Kurum olarak suya bağımlılığım hangi seviyede?

Sürdürülebilirlik Bağlantılı Finansman

Şirketlerin, finansal kurumların ve yatırımcıların sürdürülebilirlik ilkelerini finansal karar alma süreçlerine entegre etmesini sağlar. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik konularının finansal performansla birleştirilmesini ve sürdürülebilirlik risklerinin ve fırsatlarının değerlendirilmesini içerir. Sürdürülebilir bağlantılı finansmanı örneklemek gerekir ise; Yeşil Tahviller: Şirketler veya hükümetler tarafından çıkarılan yeşil tahviller, belirlenen çevresel projeleri finanse etmek amacıyla kullanılan tahvillerdir. Bu projeler arasında yenilenebilir enerji projeleri, enerji verimliliği projeleri ve atık yönetimi projeleri bulunabilir. Sosyal Bağlantılı Krediler: Şirketlerin veya finansal kuruluşların, sosyal projeleri finanse etmek için kullandığı kredilerdir. Örneğin, eğitim, sağlık, konut veya iş istihdamı gibi toplumsal fayda sağlayan projeler bu kapsamda değerlendirilebilir.  Sürdürülebilirlik Performansına Dayalı Kredi: Şirketlerin sürdürülebilirlik performansına bağlı olarak daha düşük faiz oranları veya diğer finansal avantajlarla kredi almasını sağlayan bir yaklaşımdır. Sürdürülebilirlik Riski Değerlendirmesi: Finansal kurumlar ve yatırımcılar, sürdürülebilirlik risklerini değerlendiren ve bu risklere dayalı olarak yatırım kararlarını şekillendiren analitik araçlar ve yöntemler kullanabilir.

Sürdürülebilir Gıda

Sürdürülebilir Tarım ve Gıda Sistemleri

Sosyal, çevresel, ekonomik etkenleri tehlikeye sokmadan gıda güvenliğinin sağlanması ve aynı zamanda da toplum için gıda ilkelerinin doğru bir şekilde yerine getirilebilmesidir. Gıdaya erişimimiz, satın alma alışkanlıklarımız ve kültürel etkiler yiyecek, ürün ve eylemlerin atmosfere bıraktığı sera gazı salımı ile dünyanın fazla ısınmasına neden olmaktadır.

Yeşil Beslenme

Yeşil gıdaların (bitkisel); protein içeriği yüksek beyaz et, deniz ürünleri, kırmızı et, süt ürünleri ve bu sınıfta yer alan gıdalara kıyasla karbon ayak izi daha düşük olduğundan sofralarımıza yeşili dahil ederek gıda tüketimimiz ve sonrasında oluşacak gıda kompostunun çevresel katkısı daha pozitif olacaktır. Bunun yansıra çiğ tüketimlerle hem karbon ayak izimizi azaltabilir hem de besin değeri yüksek bir beslenme sağlayabiliriz.

Gıda Kaybı

Gıda kayıpları, tedarik zincirinin çeşitli aşamalarında insan tüketimi için mevcut olan yenilebilir gıda miktarındaki azalmadır. Ürünlerin tüketiciye ulaşmadan bozulması, dökülmesi veya kaybolması gıda kaybının temel örnekleridir. Gıda ürünlerindeki sayısal kayıplara ek olarak, kalite açısından da bozulmaların yaşanması da ekonomik ve çevresel anlamda olumsuz bir etkidir. Gıda israfı, temel olarak gıda sisteminin dağıtım, hizmet sektörü ve hane halkı düzeyinde değerlendirmeye alınması gereken bir husustur.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ise ilk kez, 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu'nca hazırlanan Brundtland Raporu'nda "Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma" olarak tanımlanmıştır. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ise Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülke tarafından yoksulluğu ortadan kaldırmak, dünya gezegenini korumak ve tüm insanların barış ve refah içinde yaşamasını sağlamak üzere 2030 sonuna kadar ulaşılması için 17 amaç Ocak 2016'da yürürlüğe girdi.

1- Yoksulluğu her yer her yönü ile sona erdirmek.
2- Açlığı sona erdirmek, gıda güvenliğini sağlamak, herkesin sağlıklı ve besleyici yiyeceklere ulaşmasını sağlamak ve sürdürülebilir tarımı güçlendirmek.
3- Sağlıklı yaşam koşulları korumak ve her yaşta herkes için eşit yaşam ile sağlıklı olmayı benimsemek.
4- Tüm insanlar için kapsayıcı ve iyi eğitimin sağlanması ve hayat boyu eğitim olanaklarının desteklenmek.
5- Cinsiyet eşitliğini sağlamak ve tüm kadınları ve kız çocuklarının toplum içindeki yerlerini güçlü kılmak.
6- Herkes için temiz su, güvenli ve hijyenik altyapıya ile erişiminin sağlanması.
7- Herkes düşük maliyetli, güvenilir ve süründürülebilir temiz ve modern enerjiye ulaşımı sağlanmalı.
8- Devamlı, kapsayıcı ve sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemek, verimli ve uygun çalışma koşullarını oluşturmak.
9- Dayanıklı bir altyapı inşa etmek, kapsayıcı ve süründürülebilir sanayileşme ve inovasyonu desteklemek.
10- Ülkeler arası ve ülke içindeki kişiler arasında eşitsizliği azaltmak.
11- Şehirleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir hale getirmek.
12- Sürdürülebilir üretim ve tüketimin sağlanmasının yanında gıda atıkları ve israfın durdurulmasını sağlamak.
13- İklim değişikliği ve etkileriyle mücadele etmek için acil ve hızlı ulaşılabilir çözümler üretmek.
14- Okyanusları, denizleri ve sualtı yaşamını korumak ve sürdürülebilir kalkınma ekseninde kullanmak.
15- Ekosistemi korumak verilen zararları gidermek ve sürdürülebilir kullanım ortamlarını sağlamak ve içinde yaşayan canlı türlerini korumak, çölleşme ile savaşmak, toprak verimliliği ve bio 16- çeşitlilik kaybını durdurmak ve tersine çevirmek.
17- Sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde barış içerisinde ve kapsayıcı toplumları desteklemek, herkes için adalet sağlamak, her seviyede hesap verilebilirlik ilkesine sahip verimli ve kapsayıcı kurumlar oluşturmak.
18- Sürdürülebilir kalkınma için global destek ağının canlandırılması ve hedeflerin uygulanabilirliğinin güçlendirilmesini sağlamak.

https://www.kureselamaclar.org/

Sürdürülebilirlik Performansı

Bir organizasyonun ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini ölçme, izleme ve yönetme şeklidir. Performans, belirlenmiş hedeflerle karşılaştırılarak değerlendirilebilir.

Sürdürülebilirlik Stratejisi

Sürdürülebilirlik stratejisi, bir kurumun ekonomik, çevresel ve sosyal etkilerini dengeli bir şekilde yönetmeyi amaçlayan bir plan olup kurumun iklim risklerini uzun vadede başarılı yönetmek, çevresel kaynakları etkili bir şekilde kullanmak, toplumsal sorumluluklarına odaklanmak ve paydaşlar arasında olumlu ilişkiler kurmayı hedefler. Sürdürülebilirlik stratejisi; çevresel performansı, sosyal sorumluluğu, iş etiği ve şeffaflığı, yeşil teknolojiyi ve stakeholder ilişkileri bir plan çerçevesinde birleştirir. Sürdürülebilirlik Stratejilerinin hazırlanmasında; Piyasadaki ticari etmenleri ve faktörlerin tanımlanması, vizyonun belirlenmesi, amaçların tanımlanması, mevcut durumun tespiti ve boşluk Analizi adımlarının yer alması önemlidir.

Jevons Paradoksu

İngiliz ekonomist William Stanley Jevons, kendi adını taşıyan paradoksu ilk kez 1865 tarihli "Kömür Sorusu" adlı kitabında ortaya koyar. Jevons kitapta, daha verimli buhar motorlarının, birçok kişinin inandığı gibi, İngiliz fabrikalarında kömür kullanımını azaltmadığını, aksine, fosil yakıtların ucuzlaması ve daha fazla motor ve fabrika inşa edilmesiyle kullanımın arttığını belirtir. Bu, teknolojik gelişmelerin kaynak verimliliğini artırması durumunda, bahsi geçen kaynağın daha az değil, daha çok tüketilmesi anlamı taşır. Jevons kitabında, “Yakıtın ekonomik kullanımının, tüketimin azalması anlamına geldiğini varsaymak, tamamen bir fikir karmaşasıdır. Tam tersi ise gerçektir” der. Jevons, daha yüksek verimlilikle, her kömür parçasından daha az maliyetle daha fazla güç elde edileceğini savunur. Ona göre böylece kömür enerjisinin maliyeti düşer. Artık kömür kullanarak fabrikadaki makineler daha uzun süre, daha ucuza çalıştırılır. Daha düşük fiyatlar ise daha yüksek talep anlamına gelir. Bu çerçeveden bakıldığında paradoks, ülkelerin enerji tüketimi bağlamında önemli ipuçları sunar.

Toplumsal Cinsiyet

Bu kavram, bir toplumda kadın ve erkekler için uygun görülen roller, sorumluluklar, davranışlar, beklentiler, haklar, fırsatlar ve ayrıcalıkları tanımlamak için kullanılmaktadır. Toplumsal cinsiyet algısı sabit değil, değişkendir. Farklı toplumlarda ve kültürlerde kadın ve erkekler için uygun görülen farklı roller ve tutumlar vardır. Bu beklentiler zamanla da değişebilir. Toplumsal cinsiyet rolleri, aile, eğitim kurumları, din, kültür ve geleneklerle bireye aktarılır. Toplumsal olarak cinsiyet algılarının farklılık gösterdiğini söylemek, biyolojik farkları göz ardı etmek anlamına gelmez. Erkek Egemen: Erkeğin kadınların ve çocukların yaşamları üzerinde karar yetkisi olduğu toplumlar  “erkek egemen” toplum olarak adlandırılır. Bu toplumlarda ‘cinsiyetçiliğin’ kadınlar için bir dizi adaletsizliği ortaya çıkardığı görülür.

Toplumsal Hakkaniyet

Kaynakların ve fırsatların adil bir şekilde dağıtıldığı, toplum içinde herkesin ihtiyaçlarının karşılandığı bir durum. Toplumsal hakkaniyet, sosyal adaleti ve eşitliği sağlamak için kaynakların ve fırsatların dağılımında adaletli bir yaklaşımı vurgular.

Toplum Temelli Uyum

Toplum temelli uyum, iklim ve kalkınma eylemlerinde iklim değişikliğinin halihazırdaki ve gelecekteki etkilerine karşı en savunmasız toplulukları merkeze alan, katılımcı bir yaklaşıma dayalıdır. Kavramın temelinde uyum stratejilerinin kendi ihtiyaçlarını ve önceliklerini yansıtmasını sağlamak adına toplulukların karar alma süreçlerine katılımı, kapsamlı uyum çözümleri geliştirmek için yerel/geleneksel bilgiyi bilimsel verilerle birleştirme ve toplulukların iklimle ilgili zorlukları öngörme, planlama ve bunlara yanıt verme becerilerinin güçlendirilmesi yer alır. Süreç, iklim stresine karşı kırılganlıkların, bu kırılganlıkların altında yatan faktörlerin ve bunlara uyum sağlama kapasitelerinin değerlendirilmesiyle başlar. Genellikle dış aktörlerin teknik değerlendirmeleri toplulukların/katılımcıların kendi değerlendirmeleriyle birleştirilir. Sürecin uygulayıcıları, iklim değişikliği ve etkilerine hazırlık ve müdahale kapasitelerini güçlendirmek için yerel topluluklarla ortaklık kurar. Süreç, iklim değişikliğinin belirli etkilerinin ortaya çıkıp çıkmadığına bakılmaksızın, toplulukların genel kapasitesini geliştirmeyi amaçlar. İdeal olarak, yaklaşım, yerel halk için yapılan ve onlara dayatılan bir şey olmaktan ziyade, topluluk tarafından yönlendirilen bir süreci ifade eder.

Toplumsal Kapsayıcılık

Toplumun tüm kesimlerinin, cinsiyet, yaş, etnik köken, cinsel yönelim, engellilik gibi farklılıklar temelinde dışlanmadan katılım sağlayabilmesidir. Toplumsal kapsayıcılığın temel ilkeleri şunlardır: Eşitlik: Her bireyin temel insan haklarına saygı gösterilerek eşit muamele görmesi. Fırsat Eşitliği: Herkesin eğitim, iş imkanları, sağlık hizmetlerine erişim gibi temel hizmetlere eşit şekilde erişim hakkına sahip olması. Katılım: Herkesin toplumsal ve politik süreçlere etkin bir şekilde katılma fırsatına sahip olması ve kendi yaşamlarını etkileyen konulara müdahil olma hakkı. Hoşgörü ve Çeşitlilik: Farklı kültürlerin, kimliklerin ve görüşlerin kabul edilmesi ve değer verilmesi.

Toplumsal Yatırım

Bir kuruluşun veya organizasyonun yatırım planlamasında finansal getiri sağlamak yerine sosyal ve çevresel etkileri de gözeten bir yaklaşımı ifade eder. Bu tür yatırımlar genellikle eğitim, sağlık, yoksullukla mücadele, istihdam yaratma, çevre koruma, toplum gelişimi ve eşitsizlikle mücadele gibi alanlara odaklanır.

Yaşam Döngüsü Analizi

Yaşam döngüsü analizi (LCA), çevre politikaları ve endüstri için önemli bir araçtır. LCA, gelecekteki malzeme ve enerji akışlarını tahmin etmek için kullanılır. Analiz, ürünlerin hayat döngüsünü dikkate alarak 'daha yeşil' olanı seçmeyi sağlar. Bu, ürünün üretim sürecinden atıklarına kadar olan etkilerini değerlendirir. LCA'nın ilk adımı, malzeme ve enerji akışlarını, dönüşümlerini karşılaştırmaktır. 

Yeni Kolektif Sayısallaştırılmış Hedef (New Collective Quantified Goal on Climate Finance, NCQG)

İklim Finansmanına İlişkin Yeni Kolektif Sayısallaştırılmış Hedef (NCQG), Paris Anlaşması Taraflar Konferansı’nın 2025’ten önce yıllık 100 milyar ABD doları taban tutarı yerine belirlediği yeni küresel iklim finansmanı hedefidir. Taraflar, 2021 yılında, NCQG’nin amacının, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelere kıyasla 2 derecenin altında sınırlandırmayı, mümkünse 1,5 derecede tutmayı öngören Paris Anlaşması’nın 2. Maddesinin başarılmasına katkıda bulunmak olduğunu kabul etti. Yanı sıra bu hedef, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmak ve gıda üretimini tehdit etmeyecek şekilde iklim dayanıklılığını ve düşük sera gazı emisyonlu kalkınmayı teşvik eder. Son olarak finans akışlarını, düşük sera gazı emisyonu ve iklime dayanıklı kalkınma yolu ile tutarlı hale getirmek için de fırsat sunar. Bu kapsamda Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen 29. Taraflar Konferansı’nda (COP29) gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere her yıl 300 milyar dolar vermeyi taahhüt etti. Bununla beraber gelişmekte olan ülkelerin ihtiyacının 2035’e kadar her yıl 1,3 trilyon dolara ulaşacağı da kabul edildi. Aradaki 1 trilyon dolarlık farkın bu konuda hazırlanan yol haritası aracılığıyla kapatılması planlanıyor.

Yenilenebilir Enerji

Yenilenebilir enerji, sürekli yenilenen ve tükenmeyen doğal kaynakların kullanılmasıyla üretilir. Temiz enerji olarak da bilinen yenilenebilir enerji kaynakları arasında güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, hidroelektrik enerjisi, jeotermal enerji ve biyokütle gibi çeşitli kaynaklar yer alır. Bu enerji kaynakları yenilenebilir ve tükenmez olmasının yanı sıra neredeyse hiç sera gazı emisyonuna neden olmaz ve fosil yakıtların neden olduğu çevresel ve toplumsal etkileri en aza indirebilir. Fosil yakıtların enerji, ulaştırma ve ısıtma gibi farklı amaçlarla yakılmasının tetiklediği iklim değişikliği ile mücadelenin temel sac ayaklarından birini oluşturur. Yenilenebilir enerji kaynakları ithalat bağımlılığından kurtulmanın bir yolunu sunarak ülkelerin ekonomilerini çeşitlendirmelerine ve fosil yakıtların öngörülemeyen fiyat dalgalanmalarından korunmalarına olanak tanırken, kapsayıcı ekonomik büyümeyi, yeni işleri ve yoksulluğun azaltılmasını teşvik eder. Bunun yanı sıra dünyanın birçok yerinde en ucuz enerji üretme seçeneğini sunar. Bu avantajlarıyla beraber temiz enerji kaynaklarından üretilen elektrik miktarı da her sene artış gösteriyor. Yenilenebilir enerji üretimi, 2024 yılında bir önceki rekorun (%49) üzerine çıkarak 858 TWh arttı. Bu artıştaki en büyük pay, üst üste üçüncü yıl en büyük katkıyı sağlayan güneş enerjisinden geldi. Güneş enerjisi üretimi 474 TWh artarak toplam elektrik üretimindeki payını %6,9’a yükseltti.

Yavaş Şehir

Yavaş Şehir (Cittaslow) kavramı, 1999 yılında İtalya’nın Greve in Chianti kentinin eski belediye başkanı Paolo Saturnini’nin yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla kentlerin öz değerlerine odaklanması ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koyması fikri üzerine çıktı. Tüketim odaklı bir yaşamın insanlara mutluluk ve huzur getirmediği gerçeğinden hareketle, yeni yaşam biçimleri arayışının kentsel ölçekteki yansımaları Cittaslow hareketini doğurdu. Cittaslow hareketine ilk olarak İtalya’daki Bra, Orvieto, Positano ve Greve in Chianti kentleri katıldı. O günden bu yana Cittaslow 30 ülkede 260’tan fazla kasaba ve şehrin üye olduğu dünya çapında bir organizasyon halini aldı. Bu kasabaların ve kentlerin amacı, insanların yaşamaktan, çalışmaktan ve ziyaret etmekten keyif aldıkları, aynı zamanda iyi çevresel uygulamaları ve projeleri teşvik edip destekleyen yerler olmaktır. Cittaslow birliğine katılmak için, Enerji ve Çevre Politikaları, Altyapı Politikaları, Kentsel Yaşam Kalitesi Politikaları, Tarım, Turizm, Esnaf ve Zanaatkârlar hakkında Politikalar, Misafirperverlik, Farkındalık ve Eğitim Politikaları, Sosyal Uyum ve Ortaklıklar başlıkları altındaki 72 adet kriterin karşılanması gerekiyor. Organizasyona Türkiye’den de 27 kent katılmış durumda.

Yavaş Gıda

Yavaş Gıda (Slow Food), herkesin iyi, temiz ve adil gıdaya erişimini sağlama ortak hedefi etrafında birleşen yerel gruplar ve aktivistlerden oluşan küresel bir harekettir. 1986 yılında İtalya'da kurulan organizasyon, şu anda 160'tan fazla ülkede faaliyet gösteriyor. Slow Food hareketi; kültürel ve biyolojik çeşitliliği savunurken, gıda eğitimini ve geleneksel bilgi ve becerilerin aktarılmasını teşvik ederek kamu ve özel sektörlerin bu alandaki politikalarını etkilemeye çalışıyor. Yavaş Gıda ağı, etkili bir değişim sağlamanın tek yolunun bahsi geçen üç önceliği aynı anda hayata geçirmek olduğuna inanıyor ve bu doğrultuda çalışmalarını sürdürüyor. Slow Food amacına, gıda sistemindeki tüm aktörleri kapsayan programlar, kampanyalar ve girişimler ve ayrıca dünya çapında yerel gruplar tarafından geliştirilen çeşitli taban girişimler aracılığıyla ulaşmayı hedefliyor. Tüm bunlarla beraber Slow Food, gıda krizini daha da derinleştiren iklim değişikliğiyle mücadele etmek için tabandan gelen girişimleri teşvik ediyor ve geliştiriyor.

Yeşil İddia (Green Claims)

Yeşil iddia, bir ürün veya şirketin çevresel faydalarını vurgulayan beyanlardır. Ancak, bu iddiaların çoğu yanıltıcı veya asılsız olabilir, bu nedenle Avrupa Komisyonu yeşil iddiaları düzenleyen yeni bir direktif önerisi yayınlamıştır. Bu direktif, tüketicilerin yeşil aklamaya karşı korunmasını ve gerçekten çevre dostu ürünleri seçebilmelerini amaçlamaktadır.

Yeşil Sessizlik

Yeşil sessizlik, bir şirketin çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) bilgilerini veya bu konudaki çalışmalarını kamuoyuyla paylaşmayı tercih etmemesi anlamına gelir. Şirket, sürdürülebilirlik çabalarını yetersiz bulan paydaşların veya ESG'nin kazancı zayıflattığına inanan yatırımcıların tepkisinden korktuğu için böyle bir tutum izleyebilir. Yeşil sessizlik kamuya açık bilginin niceliğini ve niteliğini sınırlar. Bu şeffaflık olmadan, kurumsal iklim hedeflerinin analiz edilmesi, karbonsuzlaştırma konusunda en iyi uygulamaların paylaşılması ve yaygın raporlama gerektiren Kapsam 3 emisyonlarının hesaplanması zorlaşır. Yapılan bazı çalışmalar da yeşil sessizliği tercih eden şirketlerin sayısının arttığına işaret ediyor. South Pole'un 2023/2024 yıllarına yönelik yayımladığı Net Sıfır Raporu, 12 ülkedeki 14 büyük sektörden dokuzunda ankete katılan 1400’ten fazla şirketin çoğunun (%81), iklim iletişimlerini kasıtlı olarak azalttığını ortaya koydu. Raporda ilk kez, modadan teknolojiye ve hızlı tüketim ürünlerine kadar dünyadaki hemen hemen her büyük sektörde “yeşil sessizlik” eğiliminin mevcut olduğu doğrulandı.

Yeşil Finansman

Yeşil finansman terimi; doğaya uyumlu, çevresel olarak negatif yönde daha az zararlı ürünlerin kullanılması ve projelerin uygulanması için finans kuruluşları tarafından uygun fırsatlar sunularak bu ürün ve projelerin finanse edilmesidir. Burada düşük faiz oranları, düşük banka masrafları, çevreci kuruluşlara bağışlar, vb. yollarla müşterilerin “yeşil” finansal ürünler kullanmaları teşvik edilmektedir. Türkiye’de yenilenebilir enerjinin önünün açılması ve dolayısıyla finansmanının da yaygınlaşması için sürdürülebilir küresel kalkınmanın önemli ayaklarından biridir.