İhracat fiyatlandırmasının temeli maliyettir. Ancak burada yapılan en büyük hata, yalnızca üretim maliyetine odaklanmaktır. Oysa ihracat sürecinde maliyetler katmanlıdır ve her bir kalemin ayrı ayrı görülmesi gerekir. İlk katmanda hammadde, işçilik, enerji, bakım ve üretim giderleri yer alır. Bu kalemler genellikle bilinir, ancak çoğu zaman eksik hesaplanır. Örneğin fire oranı ya da kapasite kullanımındaki dalgalanmalar maliyeti doğrudan etkiler.
İkinci katmanda ihracata özgü giderler bulunur. Ürünün hedef pazara uygun hale getirilmesi, özel ambalaj, etiketleme, sertifikasyon, numune gönderimi, belge düzenleme ve operasyon giderleri bu gruba girer. Ayrıca lojistik organizasyonu, iç nakliye, gümrükleme ve aracı komisyonları da bu maliyet yapısının önemli parçalarıdır. Bu kalemler çoğu zaman küçük giderler gibi görülür, ancak toplamda ciddi bir yük oluşturur.
Üçüncü katman ise finansal maliyetlerdir. Vadeli satış yapılıyorsa finansman yükü doğar. Tahsilat süresi uzadıkça bu maliyet artar. Banka masrafları, sigorta giderleri ve tahsilat riski de fiyatın içine dahil edilmelidir. Bu noktada yapılan en kritik hata, vadeyi fiyatın dışında bırakmaktır. Oysa 60 gün vadeli bir satış ile peşin satış aynı fiyatla yapılamaz.
Bir diğer kritik konu teslim şeklidir. Aynı ürün için fabrika çıkış fiyatı ile müşterinin kapısına teslim edilen fiyat arasında ciddi fark oluşur. Taşıma, sigorta ve riskin hangi noktada devredildiği fiyatı doğrudan değiştirir. Bu nedenle KOBİ’ler tek bir fiyat yerine farklı teslim şekillerine göre alternatifli fiyatlar üretmelidir.